
PKK sayısız ateşkes kararı aldı. Hiçbirinde somut bir gelişme olmadı. Hepsinde de iktidar güçleri kendi çıkarları için kullandılar. Özellikle AKP ile başlayan süreç, Kürtlere yönelik tasfiye politikalarının en kapsamlı uygulandığı dönemdir. AKP gücünü pekiştirdikçe, Kürt sorununu çözmeye yönelik bir politikası olmadığı çok daha belirgin olarak ortaya çıktı.
PKK kalıcı ateşkesin devam etmesi için herkesin üzerinde uzlaştığı en makul talepleri ileri sürdü: “1- Askeri ve siyasi operasyonların durdurulması, 2-KCK tutuklularının serbest bırakılması, 3-Öcalan'la müzakere yürütülmesi ve sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması, 4- Anayasa komisyonu ile Hakikatleri Araştırma Komisyonlarının kurulması, 5- Ve yüzde 10 seçim barajının kaldırılması.”
Peki, ne oldu? İslamcı AKP bunların hiçbirine yanıt vermediği gibi saldırılarına en üst düzeyde devam etti. KCK davasında Kürtçe savunma yapılmasına hiçbir şekilde izin vermediği gibi Kürtçeyi bilinmeyen dil olarak ilan etti.
PKK’nin ateşkes sürecini bitirdiğini açıklamasına parallel olarak Cemil Çiçek, Erdoğan ve Gül’ün açıklamaları çok açık. Kürtleri tasfiye politikasının çok yönlü devam edeceğini deklare ettiler. ‘KCK operasyonları kapsamında yargılanan BDP Iğdır Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş ile BDP il yöneticileri ve belediye meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu 14 kişiye 149 yıl 9 ay hapis cezası verildi.’ Belediye Başkanı’na ve arkadaşlarına verilen bu ceza Kürtlere yönelik politikanın somutlaşmış ifadesidir.
Çok açık olarak belirtmek gerekir: İslamcı iktidar Kürt sorununu hiçbir şekilde çözmeyecektir. Gücünü pekiştirdikçe daha çok saldıracaktır. PKK, refarandum öncesi dönemde, savunma savaşını nispeten yükseltti. ‘Özerk Demokratik Kürdistan’ ilanı Kürtler tarafından kabul gördü. Ancak daha sonra bu kavram Kürtlerin politik literatüründe en alt sıralara düştü. Ateşkes süresi uzatıldı ve çözüme dair umutlar arttırıldı. Toplum beklentiye sokuldu. Görüldü ki, hiçbir çözüm planı yok.
Burada birkaç somut tespiti yapmaktan yarar var: Birincisi, devletin söz konusu ateşkeslere yönelik hiçbir yanıtı olmadı. Özellikle AKP her kritik dönemde Kürt temsilcileriyle görüşerek ateş kararı almasını sağladı. Kendi çıkarları için kullandı. Daha sonra kimse ateşkeslerden bahsetmedi. Sağır sultanlara oynadılar. Bu gerçeği görmek ve tespit etmek gerek. Bugün İslamcı AKP, kendi devletsel sistemini kurma düzeyine gelmişse, bundan Kürtlerin izlediği ateşkes politikaları etkileyici olmuştur. Bunu en iyi gören de bizzat AKP’nin kendisidir.
İkincisi, Öcalan Kürt halkının doğal lideri haline gelmiş biridir. Kürt halkı içindeki ağırlığı da artık kabul görüyor. Kritik dönemlerde Öcalan ile görüşmelerin yapılması ve çözüme dair imaların yaratılması tamamen bir politik oyundur. Öcalan’ın sorunun demokratik bir çerçevede çözülmesi için yıllardır çaba sarf ettiği biliniyor. İslamcı AKP devleti, Öcalan’ın bu çabasını kendi politik çıkarları için kullanıyor. Bunun görülmesi gerekir. Görüşmeye giden devletin bürokratlarının söylemleri AKP’den bağımsız değildir. Devletin Öcalan’a yönelik stratejik politikası çok nettir: Kürt halkı karşısındaki inandırıcılığını zaafa uğratmak. Bugüne kadar bunu başaramadılar. Ama bundan asla vazgeçmeyeceklerdir.
AKP’nin politikası seçimlere kadar savaşın yükselmesini istemiyor. Böylesi bir sürecin başlaması İslamcı iktidara çok yönlü darbeler vuracaktır. Bunun için sahte çözüm önerileri basında yer almaya başlayacaktır. Yeni anayasa tartışmaları gündemi meşgul edecektir. Böylelikle beklentiler arttırılacak, çözüm havası topluma kabul ettirilecek. Bunların tek bir amacı bulunuyor: Seçimlere sorunsuz girmek.
Bu yöntem başarılı olmazsa, BDP’ye yönelik tehditler ve operasyonlar devreye girecektir. Özellikle adaylara yönelik saldırılara ve santajlara başvuracaklardır.
Seçimler hiç şüphesiz ki önemlidir. Ancak, ‘Demokratik Özerkliğin’ çok daha önemli olduğunun en çok devlet farkındadır. Biri taktik politikada, ikincisi stratejik hedefler bakımından belirleyicidir.
Ortaya çıkan politik tablo net: Uygulanacak bir ateşkes politik bir etki yaratmayacaktır. Devletin bu tarzda çözüme gelmeyeceği çok net olarak ortaya çıkmıştır. Kürtlerin öncelikli görevi ‘Demokratik Özerkliği’ yaşama geçirmeleridir. Ortadoğu’da örnek / model olmak bundan geçer.
Diğer bir çok önemli nokta: Öcalan kendi rolünü çok daha güçlü oynayabilmesi için aradan çekilmelidir. 17 yıldır, bütün ateşkeslerde çözüm için yoğun bir çaba gösterdi. Ancak devlet bunu anlamak istemedi, tersine kullandı. Artık devlet bunu çok net olarak görmeli ve hissetmelidir. Böylece Öcalan ile yapılan görüşmelerin bir oyalama değil çözüme yönelik olması gerektiğini anlamaları gerekir.
Kürtler de Öcalan’ın elini güçlendirecek çok yönlü politikalar ve mücadele yöntemleri geliştirmelidir.