
Ergenekon ve Balyoz operasyonları sonrası sık sık “Vesayet çöktü” demiÅŸlerdi.
Åžimdi “Vesayet çatırdıyor” diye manÅŸet atmış AKP’ci liberal gazete.
Sebep? Anayasa Mahkemesi’nin, iktidar blokları arasındaki gerilim ve güç dengesini gözeten ‘redaksiyon’lu kararı…
Daha önce kaç kez “çöktü” dedikleri ‘askeri vesayet’ ÅŸimdi yeniden “çatırdıyor”muÅŸ!
Hadi görmezden gelelim bu tutarsızlığı…
Peki “savaÅŸ var savaÅŸ” diye adeta bağıran memleket tablosu görmezden gelinecek gibi midir?
Bir yandan savaÅŸ sürecek… BaÅŸbakan ve ana muhalefet lideri, en büyük PaÅŸa’nın gölgesinde, siperlere koÅŸturup “kutlu-savaÅŸ pozları” verecek… (KılıçdaroÄŸlu, “o siperlerde huzurlu ve mutlu Türkiye’nin teminatını gördük” demiÅŸ, mutlulukla!)
PaÅŸa televizyona çıkıp “30 bin terörist öldürdük” diye övünecek, sanki bugüne dek “teslim olsunlar” dışında tek söz etmiÅŸ de, “artık söz bitti” diye içteki baÅŸarısızlığın kefaretini sınır ötesine kaydırmanın, iç savaşı bir büyük bölge savaşına dönüştürmenin sinyallerini çakacak…
Yine, PaÅŸa’nın övündüğü 92-93 ‘özel konsepti’ndeki gibi, cenazeler bile iÅŸkenceye çekilecek, ailelerine verilmeyecek, halkta infial yaratılacak… Bu yüzden tam da “vesayet çatırdıyor” manÅŸetinin atıldığı gün Hakkari, Yüksekova, Åžemdinli, Ergani, Derik’te kepenkler kapatılacak, sokak çatışmaları yaÅŸanacak…
ErtuÄŸrul Özkök, “Türklerle Kürtler birlikte yaÅŸamak zorunda mıdır?” sorusuyla malum ‘derin’ duyguları kaşıyacak, kışkırtacak… vs..vs..
Velhasıl savaÅŸ rüzgarı memleketi sarıp sarmalayacak, ama “vesayet çatırdıyor” olacak!
SavaÅŸ süredursun, memleketin en can yakıcı sorunu savaÅŸa yatırılarak askerlere teslim edilsin ve bu durumun ‘vesayet’le hiç ilgisi olmasın; ama ‘imtiyazları korumak’ ile ‘imtiyaz kazanmak’ arasındaki Anayasa dalaşı vesayeti çatırdatsın!
Ah ÅŸu Kürtler de bir anlasa bunu; Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının deÄŸiÅŸtirilmesinin kendileri için nasıl da en acil ihtiyaç olduÄŸunu…
Anadilde eğitim mi? Seçim barajının kaldırılması mı? TMK kelepçesi mi? Anayasal vatandaşlık mı? Devletin tekçi ruhunun 80 yıllık cenderesi mi?...
Aman efendim, bütün bunların askeri vesayetle ne ilgisi olabilir ki!
Oysa gerçek ÅŸu ki; bugün yüzü Kürt sorununun barışçı çözümüne dönük olmayan hiçbir geliÅŸme ‘vesayet’ denileni ortadan kaldırmaz, onunla uzlaşır ancak.
Evet, geçelim bu “paketle vesayet çöküyor” hikayelerini, hayata dönelim, savaşı ve de çözümü konuÅŸalım…
…
SavaÅŸla, ne Kürt sorununun halledilebileceÄŸi, ne de PKK’nin kayda deÄŸer bir yenilgiye uÄŸratılabileceÄŸi bir kez daha ortada iÅŸte. Bununla baÄŸlantılı olarak, “Devlet PKK’yi bitirecek ve sonra Kürt sorununu temelli çözecek...” ÅŸeklindeki sözde ‘reformist’ tezler de iflas etti artık… Bu boÅŸ beklenti, bazı solcularca da paylaşılan, “PKK’nin mücadelesi, Kürt sorununun çözümünü zorlaÅŸtırıyor...” ÅŸeklindeki liberal yaklaşımla da örtüşmekteydi.
Oysa, Kürt mücadelesinin sorunun çözümünü zorlaştırdığını söylemek, gerçeği tersinden okumaktır. Açıktır ki; direniş olmasaydı, bırakın Kürt sorununun çözümü, sorunun varlığı bile tartışılır olmayacaktı.
Peki, direniÅŸi dümdüz ederek bitirmiÅŸ bir askeri akıl, gerçekten sivil, kalıcı çözüm öngören adımlar atmaya ihtiyaç duyar mıydı? GeçmiÅŸe bakalım, Kürt isyan ve direniÅŸleri ve kazanılmış onca askeri zaferden sonra kalıcı çözüm için tek bir adım atıldı mı? Gelinen yer ortada iÅŸte... En ufak bir demokratik esnemeden yoksun bir devlet geleneÄŸinin, “böyle götüremeyiz, meseleyi baÅŸka türlü çözmek lazım” gibisinden bir saÄŸduyulu noktaya gelmesi zor. Zordur ama ilelebet imkansız da deÄŸil elbette. İmkansız olan ise, devletin böylesi bir çözüm yeteneÄŸini özellikle bir askeri zafer sonrasında edinebileceÄŸidir. Yani, “önce askeri zafer, sonra çözüm”, boÅŸ bir hayaldir.
Bunu ÅŸunun için söylüyoruz: Bugün gelinen noktada, Kürt sorununun gerçekten bir çözüme ulaÅŸtırılmasından yana olan herkesin, bir realite durumundaki Kürt direniÅŸini devletten farklı algılaması gerekiyor. KoÅŸullara göre biçimi elbette tartışılabilir ama Kürt direniÅŸi, çözümün engeli deÄŸil, tamamlayıcısıdır. Evet, bazılarınca çözümün ‘önkoÅŸul’u olarak “kayıtsız ÅŸartsız silahları bırakması” istenen PKK, askeri yöntemlerle her iki tarafın da sonuç alamayacağını yıllardır kabul ediyor zaten. Ama, anlaşılan o ki, silahlı mücadelenin bırakılmasıyla meselenin çözümü yolunda bir ÅŸeylerin gerçekten deÄŸiÅŸebileceÄŸine iliÅŸkin de ikna olma ihtiyacı duyuyor. Kuru kurusuna ikna olunamıyor yani. Objektif olmak gerekiyor; PKK’nin silahtan vazgeçmesi ÅŸeklinde tarif edilen ‘önkoÅŸul’, devletin de “askerle bu iÅŸi çözemeyiz” noktasını gerçekten kabul ettiÄŸine dair bir yönelim içerisine girmesiyle anlam kazanabilir ancak.
Liberaller veya reformdan, barıştan, siyasal çözümden bahseden her kimse, çözüme ilişkin hareket noktasını buradan kurmuyorsa, yani devletten askeri çözüm dışında bir yaklaşım talep etmiyorsa, ortada en azından bir samimiyet sorunu var demektir.
Ve bu samimiyetsizlik sürdükçe, “askeri vesayet”e karşı söylenen o büyük büyük lafların akp’ci pazarlamacılık dışında pek bir iÅŸlevinin olmayacağı da açık deÄŸil mi?