
Referandum konusunda meşruiyet tartışması yapanlar, kararın açıklanmasından manevra yapmayı tercih ettiler. 'Yetmez, ama evet' diyenler gibi, onlar da 'meşru değil, ama iyi' eğilimine sığındılar.
Siyasetçiler sorunu esastan görüşmedikçe yargıçların esasa girmesini, askerlerin en esaslı konularda ahkam kesmesini içimize sindirmek zorunda kalırız. Her gün cenaze ve yaralı haberleri gelirken yapılacak bir referandumun en kritik boyutu katılım oranı olacaktır. Özellikle de Kürtlerin yoğun yaşadığı, çatışmaların sokağa indiği şehirlerde katılım oranı başka bir gösterge işlevi görecektir.
Sandığa gidenlerin mevcut değişikliğe razı olanlar, gitmeyenlerin demokratik özerklikten yana irade beyanını ortaya koyanlar olarak okunacağı çok açıktır. Bu tablo yurt içinde de uluslararası arenada da bu kadar net ele alınacaktır. Yüksek boykot oranının devleti ne kadar telaşa düşüreceğini tahmin etmek zor değildir.
Boykotu kırmak için psikolojik harp tekniklerini muhafazakar gazete ve televizyonlar uygulamaya çalışacak. Boykot tavrını hayır cephesi ile birlikte hareket etme biçiminde yorumlayarak karalama eğilimi bu işi kotarmaya yetmez. Bazı Kürt siyasetçilerinin 'evet' eğilimini propaganda etmenin Kürt kitlesi üzerinde ne kadar etki oluşturabileceğini tahmin etmek zor değildir. Özellikle çatışma ortamında yapılacak bir oylamada Türkiye'nin batısı 'evet' ve 'hayır' biçiminde kamplaşsa da, çatışma bölgelerinde, boykot edenler ve sandığa gidenler biçiminde bir kamplaşma yaşanacağı açıktır. Silahların gölgesi altında sandığa gidenlerin oylarının rengini savunma imkanı olmayacaktır.
Boykotun ortaya çıkaracağı sonucu göze alamayan çevrelerin önümüzdeki günlerde yeni bir hamle yapacağını tahmin ediyorum. Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu ile görüşmesi de bu amaca yönelik arayışın bir parçasıdır. Boykotu kırabilecek tek formül iki sandığın 12 Eylül'de birlikte kurulmasıdır.Yani referandum ve erken genel seçimin birlikte olması dışında bir formül şimdilik gözükmemektedir. Erdoğan bu durumda devletin ali menfaatleri için fedakarlık etmeye zorlanmaktadır. Sandığa gidip geçersiz oy kullanma oranı ile sandığa gitmeme bir biriyle kıyaslanmayacak ölçüde farklı etki gücüne sahiptir.
Erdoğan, Kılıçdaroğlu ile koalisyona girmeye bile zorlanacağını gayet net biçimde bilmektedir. Genel seçimlere yönelik bir yeni tarih belirleme uzlaşısı çıkmasa bile seçimlere kadar birlikte yürütülecek bir strateji mutlaka masaya yatırılacaktır. İktidar ve ana muhalefet partisine birlikte yarayacak yeni bir rol paylaşımına gidilebilir. MHP ve BDP'yi marjinalleştirme planı sınır ötesi bir plan olarak uygulamaya konacaktır. Çatışmaların devam etmesi durumunda bu planın uygulanma ihtimali ayrı bir tartışma konusudur.
Bu koşullar altında 'evet' oyu vererek demokratikleşmeye katkı sunacağını sananlar da, 'hayır' oyu vererek Kılıçdaroğlu ile yeniden iktidar şansını yakalamayı umanlar da yeniden oturup düşünmelidir. İki tercihin de aynı değirmene su taşıma ihtimali gittikçe yükseliyor. Necip Fazıl Kısakürek'in yıllar önce Büyük Dergisi'nde yaptığı benzetmede Demokrat Parti ile CHP aynı paranın iki yüzü olarak tasvir ediliyordu. Yine Necip Fazıl böyle muvazalı seçim oyununda taraf olmadığını beyan için dergisinin kapağına kocaman bir ayak altı resmi koyup, 'Alın size oy' başlığını koymuştu. Radikal solcu arkadaşlarımıza da, muhalif Müslüman dostlarımıza da duyurulur.