
Demokrasinin temel koşulu olan düşünce ve anlatım özgürlüğünün demokrasiye uygun bir tarzda düzenlenmeyişi sonucunda kitap, gazete ve dergi toplatmalar, yazarlar ve gazeteciler için verilen mahkumiyet kararları gündemden eksik olmuyor.
Kürtçe yayımlanan günlük Azadiya Welat gazetesinin eski Sorumlu Yazıişleri Müdürü Vedat Kurşun, gazetenin çeşitli tarihlerinde yayınlanan fotoğraf, haber ve makalelerde 103 kez 'terör örgütünün propagandasını yapmak' ve 'örgüt adına suç işlemek' suçlarından 166 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, hukuk tarihine geçecek bir karara imza attı.
Savcı iddanamede Vedat'ın 525 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti dersek sakın espri yaptığımı sanmayın... Şaşırmayın, 'Burası Türkiye.'
Haber ve fotoğrafların propaganda amaçlı yayımlanmadığını, gazetelerin temel işlevi olan bilgi yayma kapsamında yayınlandığını söylemenizin de bir kıymeti harbiyesi yok bu hukukta.
Ayrıca Expres dergisi muhabiri İrfan Aktan ise dün, 'örgüt propagandası' yaptığı iddiasıyla yargılandığı davada bir yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı. Vicdan sahibi herkes bilir ki böyle cezalar hukuka, basın özgürlüğüne, insan haklarına, evrensel ifade özgürlüğü ilkelerine aykırıdır. Akla, mantığa ve izana aykırıdır.
Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Medya Gözlem Masası'nın Ocak-Şubat-Mart 2010 Medya Gözlem Raporu, 69'u gazeteci toplam 216 gazeteci, yazar, yayıncı, karikatürist, siyasetçi ve yurttaşın düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek davalardan yargılandığını ortaya koyuyor. Geçen yılın Ocak-Şubat-Mart döneminde 60'ı gazeteci toplam 110 kişi yargılanmaktaydı.
Birleşmiş Milletler tarafından 3 Mayıs'ta kutlanan Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde uluslararası basın kuruluşlarının verilerine göre Türkiye basın özgürlüğüne saygı açısından 175 ülke arasında 127. sırada yer alıyor. Yine yapılan araştırmalara göre -bu konuda
AİHM
cezalarında yüzde yüz artış gözlenmiş-
AİHM
; 24 kişinin başvurduğu beş dosyada Türkiye'yi ifade özgürlüğünü çiğnediği gerekçeyle 133 bin TL (63 bin 423 avro) maddi ve manevi tazminat ve mahkeme gideri ödemeye mahkum etmiş. Geçen yılın aynı döneminde bu tutar 58 bin 122 TL (28 bin 411 avro) imiş...
Taş atan 12 yaşındaki çocuğa yaşı kadar ceza veren sistem, gazeteye yazılan yazıları yüzünden 166 yıl ceza yiyen gazeteci... bu ülkede değişmesi gereken daha çok şeyin olduğunu gösteriyor bizlere. Elimizi vicdanımıza koyup gerçekten de bazı şeyleri sorgulamalıyız.
Hükümetin ordu ve emniyetin siparişi üzerine hazırladığı tasarı, işin uzmanlarına göre, toplumsal yaşamı her yönüyle 'terör suçu' kapsamına alıyor.
Birçok alanda olduğu gibi basının da doğal ortamı özgürlüktür. Bilgi özgür ortamda serpilip gelişir. Tarih boyunca hiçbir baskı döneminde toplumun geliştiği görülmemiştir.
Özgürlük sadece bir duygu ya da düşünce değil, nesnel bir durumdur. Çünkü kendimizi özgür sandığımız, özgür düşündüğümüz için özgür olamayız. Nesnel olarak, gerçekten özgürsek duyarız, yaşarız özgürlüğü.
Düşünce özgürlüğü, belli bir bilginin, görüş ya da olgunun serbestçe açıklanması, örgütlenmesi ve yorumlanması anlamına geldiğine göre bilim, sanat ve basın özgürlüğünü de kapsar.
Düşünürün, yazarın, gazetecinin işi öğrendiklerini, bildiklerini topluma sunmaktır. Bu etkinliklerin oluşabilmesi yasaklardan arındırılmış özgür bir ortamla mümkündür.
Düşünmek dönüştürücü bir işleve sahiptır. İnsanın davranışlarına ve eylemlerine yansır. Bu durum toplumun gelişmesini, çağdaşlaşmasını istemeyen egemenler için düşünceyi kısıtlamaya yeterli bir sebeptir. Kendi çıkarlarıyla toplumun gelişmesi arasında karşıtlık yaratan bu durumda, değişik düşüncelerin yayılmasına karşı durmaları bundandır. Bunu açıkça, açık yüreklilikle söyleyemedikleri, ortaya koyamadıkları için, kendilerini değil de devleti korumaya çalıştıklarını ileri sürerler, 'devlet elden gidiyor' diye felaket tellalığı yaparlar. Yasama, yürütme ve yargı erki zaten ellerindedir. Gelsin yasaklar, içeri tıkılsın aydınlar ve sürsün yalan, talan düzeni. Devleti devlet yapan fonksiyonlarından biri de siyasi otoritenin kendi görüşünün dışına taşan görüşlerin seslendirilmesine olanak sağlamaktır. Bu kültür, sanat ve bilim için de geçerli olmalıdır. Bugün 'milli kültür' kavramının dışına taşan kültür ve sanat etkinlikleri, korunmadan yoksun bırakıldığı gibi yasaklama ve cezalandırmalarla da karşı karşıya kalmaktadır
***
Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutanlar, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de elinde tutma ve denetimi altına almayı istiyorlar.
TCK'nin birçok maddesi düşünce özgürlüğünün önünde engel teşkil ediyor. Bu maddeler nedeniyle çok sayıda aydın ve yazarımız yargılandı. TCK adeta düşünce önündeki mayınlı bir tarla gibi karşımızda duruyor. Konunun uzmanları, devletin kendi haklarını bireye empoze edemeyeceğini ve çıkardığı ceza kanunlarının bir baskı aracı olmaması gerektiğini, bu maddenin içeriği itibariyle devleti ve kurumlarını yurttaşlarına karşı tabulaştırarak korumakta olan çağdışı bir düzenleme olduğunu, basın özgürlüğünün tam olarak kullanılmasının önünde önemli bir engel teşkil ettiğini defalarca açıklayıp işin vehametine dikkat çektiler ama ne fayda...
Ahlaki değerleri bir yana bırakıp fayda-merkezli bir bakıştan bile baksak bu yaklaşımın devlet lehine bir yararı yok. Haklar ve özgürlüklerin özsel ve vazgeçilmez bir ahlaki değer oluşu, onu anlamaya çalışarak yaratılacak, birlikte kurulacak demokrat bir ilişki tipi bu zihniyete tamamen yabancıdır...
Türkiye'de kitle iletişim araçlarının (medya) toplumsal gerçekliği yansıttığı söylenemez, ama gerçekliği çarpıttığı gün gibi aşikardır. Medya sistemin önemli ve güçlü bir kurumudur ve görevi sisteme hizmet etmektir. Düzenin ruhu ticari ilişkilere dayandığı için, medyayı bundan ayırmak mümkün değildir. Belli kalıp ve şablonları kırarak halka gerçeği yansıtmaya çalışan kimi yayın organları da sürekli kapatılıyor.
Amaç neydi? Amaç, halkın gerçekleri öğrenmesini engellemekti tabii... Ve ne yazık ki bunu da yer yer başardılar. Halkı yalan dolanlara inandırdılar.
Evet... Sözüm meclisten içeri. Kendine demokratım, özgürlükçüyüm diyenlere. Hiç aynaya bakıp kendinizle yüzleştik mi?
Hep sustuk... Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdi susmak. Hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer oldu susmak...
Hani 'Asıl olan ifade özgürlüğüdür. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı herkes tarafından her koşulda korunmalıdır' görüşünü benimsemiştik. Hani Voltaire'in; 'Bir insanın düşüncesine katılmasan bile onun düşüncelerini sonuna kadar söylemesi ve yaşaması için yanında ol' sözünü referans kabul ediyorduk.
***
Devletin kendi vatandaşlarını farklı düşünce ve görüşlerinden dolayı bastırma, imha ve inkar etmesi ne devlete ne de topluma bir yarar getirmeyecektir. Tarih bizlere, temel insan hakları için mücadele eden toplumsal uyanışın çağdışı yasaklarla ve yasalarla bastırılamayacağını defalarca göstermiştir.