
Çocuklar korkar. Genelde çocukluk dönemi, insan için kendisini, çevresini, evreni keşfetme sürecidir. Keşfetmenin kendisi bilinmezlik gibidir. Bilinmeyen şeyden korkulduğu gibi, yeniden keşfedilme ihtiyacı da doğar. Çocuklar da doğduğu andan itibaren, güvende olduğu anne karnında bilinmezliklerle dolu bir ortama kavuşacağını hisseder ve içgüdüsel korkular yaşar.
İlk doğduğu dönemler, fark edebildiği temel unsur sestir. Ve henüz alışmadığı gürültülü dünyamız içinde, duyduğu seslerin, gürültülerin kimilerinden korkar. Sonra algılamaya ışık gelir. Işığı yeterince tanımayan bir çocuk, ışıktan önceleri merakla birlikte biraz korkar. Belli yaşlara gelince de karanlıktan korkanlar olur.
Korkuların sebepleri
Çocukların korkması bazen normaldir. Tıpkı erişkinler gibi, çocukların da korkularının olması; büyüme, gelişme ve dünya ile tanışma dönemlerinde olur. Yetişkinlerin de yaşam içerisinde korkuları vardır. Korku çocuklarda kendini koruma güdüsü olarak ortaya çıkar; denilebilir ki bu içgüdü, normal gelişimin ve kişisel gelişimin bir parçasıdır.
Biraz daha somutlaştırırsak; çocuklar gördükleri veya yaşadıkları şeyleri hayal güçleriyle de ele alırlar. Bu da kendince korkulara yol açabilir. Yalnızlık koşullarının, korkularda önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor. Sonuçta çocuğun hayal gücünü oluşturan da çevresindeki ortam ve sahip olduğu koşullardır. Anne ve babanın, çocuk üzerindeki etkisine gelcek olursak; eğitim korkuların gelişmesi veya derinleşmesinde belirleyici temel unsurdur. Örneğin çocuğu birşeyden vazgeçirmek için tehdit etmek, yatması için “cadı” veya “canavar” figürleri anlatmak, çocuklarda korkuların derinleşmesine yol açar. Çocuklar, kendilerini kısmen savunmasız hissettikleri yaşamımız içerisinde, anne ve babadan bir tanesini veya her ikisini dayanak olarak görürler. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yaramazlık yapmaması için aşı yaptırılacağını söylemek, çevreden korkulan biriyle korkutmak gibi örneklerden de anlaşılacağı üzere, annenin ve/veya babanın korkuları derinleştirmesinin önüne geçilmezse, çocukta bir dizi sorunun gelişimini de tetiklenmiş olur. Peki korku yaşamın her alanında bireye enjekte ediliyorsa, çocuk ne tür korkuları hangi yaşlarda ve nasıl yaşar?
2 ile 10 yaş arası korkular
İlk yıllarda çocuklar, gök gürültüsü, şimşek çakması, kapıların şiddetle açılıp kapanması, tren, kamyon, ambulans gibi büyük araçların sesleriyle, ani ve beklenmedik seslerle (örneğin çamaşır makinesi, matkap gibi ev araç ve gereçleri), yine koyu renkli mobilyalar bile etkileyici olabilir. Bu yaşlarda çocuğunun yer ve oyuncuklarının değişimi, annenin çocuğun henüz uyumadan yanından ayrılması gibi unsurlar, çocuğun korkmasına yol açabilir. Çocuk ve annenin fiziken ayrılması şehirsel ve dağlık alanlarda korkutabilir. Yabani hayvan korkusu, kedi ve köpek korkusu gibi korkular da bunlara dahil edilebilir. Beş yaşına kadar olan bu sürecin kimi korkularını böyle özetlersek, benzer koşullarda büyüyen çocukların aynı korkulara sahip olabileceğini görürüz...
Beş yaşından sonra ise çocuklarda korkular kısmen veya tamamen değişebilir. Daha da somutlaşır. Beş ile on yaş arasında ise çocuklar genelde, birilerinin evde olduğundan, yatağının altında birilerinin saklanabileceğinden korkarlar. Yine düşmekten, bir yerini incitmekten de korkarlar. Ve ayrıca çocuklara anlatılan masallar veya izledikleri filmlerin de etkisiyle cadı, canavar korkuları yaşanır. Çocuklar özellikle altı yaşlarında büyük korkular yaşarlar. Okul ile bağları geliştiğinde dışarıyla ilişkilenme korkusu, eve geldiğinde anneyi bulamama, öte yandan ateşten, sudan ve karanlıktan aşırı derece de korkarlar. 8, 9 ve 10 yaşları arasında çocuklar daha manevi korkular yaşarlar. Okulda başarısız olma veya bir şeyleri başaramama gibi korkularladır bunlar.
Savaş ortamında büyüyen çocuklar
Savaş ortamında büyüyen bir çocuğun elbette yukarıda belirttiğimiz korkularının yanında, daha bir sürü korku yaşaması kaçınılmazdır. Nedir bu korkular? Savaş ortamında büyüyen bir çocuğun canavardan korkması beklenemez. Elbette çevresini saran koşulların tümü, onun için birer canavardır. Asker, polis, silah, panzer gibi araçlar çocuklar için korku figürü olan canavarı temsil ederler.
Bomba, patlama ve silah seslerinden korkar çocuklar. Kamyon, polis arabası, tren gibi araçların sesleri de etkili olabileceği gibi, bazı çocuklar için birer ninnidir. Bazı çocuklar bir ile beş yaş arasında genelde bu tür seslerden korkarken, beş ile on yaş arasında ise korkuları daha başka olur. Çevresinde ölümler varsa bu çocuk annesini yitirme, ailesini, sevdiklerini kaybetme korkusu yaşar.
Savaş ortamında büyüyen çocuklar tamamen savaş psikolojisiyle büyüdükleri için, farklı türden birçok korku yaşarlar. Bilindiği gibi savaş, en çok çocukları vuruyor. Savaşların da amacı toplumu bastırmak ve şiddetle terbiye tmek değil midir? Var olan nesli tüketmek, degistirmek veya gelecek nesli de doğmadan yoketmek veya sakatlamak. İşte gelecek nesil olan bu çocuklar, savaş psikolojisi ve savaşın getirdiği korkularla tamamen basstırılmakta, manevi olarak sakatlanmaktadır. Bu sakatlık ruhen olduğu gibi kimi zaman fiziken de olabilir.
Kürdistan’da çocuklar
Kürdistan’da 30 yılı aşkın bir süredir devam eden savaşın, başlangıç yıllarının çocukları şimdi büyüdü. Belki bazıları bu savaşta yer aldı, bazıları gazi, bazıları bu savaşta yaşamını yitirdi. Bazıları hala savaşıyor. Bazıları ise öğretmen, doktor, anne-baba vb oldu. Savaşın çocukları büyüdü. Nasıl büyüdüklerini bir tek onlar bilebilir. Nasıl ve ne tür korkular yaşadıklarını ancak onlar bilebilirler. Ama savaş hala bitmedi. Ve her gün savaşın çocukları doğuyor. İşin garip tarafı da savaşın çocukları, barışın elçileri olarak da yaşamlarımızda yer alıyorlar.
Kürdistan’da çocuk korkuları
Kürdistan’da çocukların asıl korkuları savaştır. Bu korku, savaşın neden ve sebeplerini öğreninceye kadar da belli aşamalarda devam eder. Örneğin yukarıda değindiğimiz toplumsal veya çevresel korkuları elbette Kürt çocukları da yaşıyor. Ama Kürt çocukları beş yaşından sonra okulda, öğretmenlerin dayak zoruyla öğrettiği yeni bir dili öğrenme, bu dili iyi konuşma korkusu yaşarlar. Öğretmenlerin yaptığı işkencelerin korkularıyla büyürler. Nedenini bilmediği bir yasağın korkusuyla polis gibi unsurlar korkuları tetikler.
Beş yaşında okulda öğretmenin yarattığı korkuların yanında, evinde uykusundan uyandığında veya sabah gözlerini açtığında evini basan jandarma ve polisin silah dipçikleriyle karşılaşabilir. Gözlerini anne veya babasının, abla veya ağabeyinin işkence sesleriyle açar. Saçları sürüklenen annesinin görüntüsüyle uyur ve uyanır. Kürt çocukları şoklarla büyürler. Birçok çocukta da annesini yitirme korkusu, bir korku olmaktan çıkar. Böylesi bir durumda çocuk (tersi de mümkündür) anneyi yitirmiş sayılabilir. Çünkü birçok Kürt çocuğunun annesi polislerce götürülür. Çocuk annesinin götürülme biçiminden şok olmuşken, annenin gözaltı veya cezaevi süreci gibi nedenlerle uzaması veya eve bir daha hiç dönmemesi gibi etkenlerle daha da ağırlaşabilir. İşte orada, o çocuk anneyi yitirdiğini anlar. Bu korku olmaktan çıkar. Kimi Kürt çocukları daha beş yaşındayken gerçeklerle karşılaşırlar.
Kürt çocukları beş ile on yaş arasında hayali veya çocuksu korkular yaşayamazlar. Onların bu hakları da ellerinden alınmıştır. Onlar gerçeğin kendisini yaşarlar. Bu nedenle Kürt çocukları erken büyür, çocukluklarını bile doya doya yaşayamazlar. Okulda gördükleri ikinci sınıf kültür muamelesi, evde gördükleri baskı ve işkenceler onları erken büyütür. Ekonomik nedenlerden dolayı erken çalışmaya başlayan bir çocuk, oyun oynamaya, yaşıtlarıyla zaman geçirmeye imkan bulamaz veya az bulur. Kürtler çocukluk sürecini yaşayamayan bir halktır şimdi. Ondan Kürt çocukları erken başlar direnişe. Ondan Kürt çocukları erken çıkar dağlara. Ondan Kürt çocukları polise taş atar. Ve onlar erken büyüdükleri için erken işkence görürler. Onlar da tıpkı diğer bazı Ortadoğu çocukları gibi erken tutuklanırlar.
Kürt çocukları cezaevinde
Dünyada en çok siyasi çocuk tutukluların olduğu ülkelerden birisi Türkiye. Suçları “polise taş atmak”. Çocukların siyasi görüşleri ne olabilir ki? Çocuklar ne ister? Çocuklar neden kızar? Çocuklar kızdığı zaman yemek yemez. Okula gitmez. Annesine veya babasına küser. Ama Kürt çocukları olağanüstü koşullarda yaşadıkları için “siyasi” görüşlere de sahiplerdir. “Kürt kimliğini ve dilini” istemek gibi. Anne ve babasını yitirme korkusu karşısında gösterdiği refleks olarak polise taş atar. Filistin’de İsrail tanklarına, askerlerine taş atan diğer çocuklar gibi. Kendini korumak için savunma mekanizması geliştirir. Diğer çocuklarda ağlamak, küsmek, yemek yememek gibi davranışlarla ortaya çıkan savunma, Kürt çocuklarında taş atma, isyan etme biçiminde gelişiyor.
Oysa Türkiye’deki rejim ve zihniyet, bu çocukların normal görülebilecek savunma reflekslerini bile “siyasi” suç saymakta ve çocuklar tutuklanmakta. Elleri kelepçelenmiş, karakolları ve işkenceleri tanımış, hücreler görmüş bir çocuğun ne tür korkularının olabileceğini az çok düşünmek mümkündür. Ama tam olarak anlayabileceğimiz söyleyemez. Kürt çocuklarını dinleyen, onları yazan o kadar az ki...
Çocukların cezaevlerine gönderilmesi, onun eğitim, öğretim, yaşam hakkının elinde alınması değil midir? Gerçi cezaevine giren Kürt çocuklarına hiçbir zaman bu hak verilmediği için, yaşadıkları da pek bir şey ifade etmez Türkiye Cumhuriyeti açısından.
Kürt çocukları evindeki bodrumdan korkmaz. Diğer çocuklar korkarlar. Onlar evinin bodrumunu belli dönemlerde güvenli yer olarak bilirler. Saklanmak için. Polisten kaçmak için iyi bir yer olarak bilirler. Kürt çocukları, polisten, coptan, elektrikten, kelepçeden, silahtan, bombadan korkarlar. Onlar demir parmaklıktan korkarlar.
Sürgündeki Kürt çocukları
Kürdistan’ın çocukları sadece bu korkularla kalmazlar. Onlar sürgün korkusu yaşarlar. Sürekli bir yerden başka yere sürülme korkusu yaşarlar. Anne yanından ayrılma korkusu nasılsa, Topraklarından koparılma, evinden koparılma gibi bir korku yaşarlar. Çünkü Kürt halkı sürekli bir sürgün ve göç hayatı yaşamakta. Ve bu durum çocukların psikolojisini de tamamen etkilemektedir.
Onlar sürekli yabancı yerlere gelme, yabancı diller öğrenme korkularıyla büyürler. Onlar yabancılardan korkarlar. Yabancılar da onlardan. Türkler, Çerkezler, Araplar, İngilizler, Fransızlar vs.. Büyük şehirlerden korkarlar. Çünkü onlar tenha ve küçük yerlerde, doğa ile iç içe büyümüşlerdir.
Sürgünde doğmak
Kendi ülkesinden uzakta doğan Kürt çocukları vardır. Bir ülkeleri vardır hep masallarda, şarkılarda annelerinin anlattığı. Hayal ederler. Ama tam da canlandıramazlar. Evde başka bir ülke yaşarlarken, dışarıda bambaşka bir ülkeyi ve hayatı tanırlar. Onlar aidiyet duygusunu sürekli yaşayan çocuklardır. Ne doğduğu yerin insanıdır, ne de olduğu ülkenin. Bu çocuğun korkusu daha da büyütür. Yabancı olmak, bazıları tarafından horlanmak, ırkçılarla karşı karşıya kalmak, medyasal ve eğitim yerlerindeki şiddet onları da korkutur.
Ne yapılmalı?
Çocukların, öncelikle çocuk olduğunun bilincinde olmak gerekiyor. Yanımızda büyüyenin, henüz yetişkin olmayan ve dünyanın bir çok kötülüğünden habersiz küçük insanlar olduğunu; savunmasız ve özgüvenini geliştirmesi gereken bir birey olduğunun bilinciyle çocuğa yaklaşılmalı. Ne küçümsenmeli, ne de görmemezlikten gelinmeli. Korkuların üstüne, “çivi çiviyi söker” mantığıyla yaklaşmamak gerektiği gibi, kendiliğinden de geçer biçiminde de yaklaşılmalıdır. Burada tamamen profesyonel bir yaklaşım içerisinde olunmalıdır.
Öncelikle çocuğun korkularına saygı gösterilerek; korkularının nedenleri öğrenilmeli. Korkunun iç ve dış etkenleri belirlendikten sonra bu korkuyu anlamanın ve zarar vermeyecek bir biçimde gidermenin yöntemleri aranmalı. Örneğin çocuk; sudan korkuyorsa, hemen suya koyularak su korkusunun aşılmayacağı bilinir. Ondan önce çocuk deniz kenarına götürülebilinir. Önce denizi sevmesi sağlanabilir. Ardından denizin faydaları anlatılabilir. Sonra yavaş yavaş çocuğun deniz kenarına gitmeyi kendisinin istemesini beklemek gerekiyor. Gidildiğinde önce ayakları suya konularak yürüyüş yapması sağlanmalı ve ardında da yüzebilir hale getirerek su korkusunu aştırmak gerekiyor. Bu bir örnek. Yani bir korkunun aşılabilmesi için acele etmemek gerekiyor. Yetişkinler için sabır ve anlayış, çocuğun korkularını aşmasında büyük bir yardımcıdır.
Bazı çocuklarda belli dönemlerde -ki bu savaş ortamında büyümüş çocuklarda daha çok görülür- ölüm korkusu gelişir. Psikolojik Danışman Filiz Çetine göre, “Çocuğun en korktuğu konu, annesinin veya babasının ölmesi veya onu terk etmesidir, ölüme geçici bir olay gibi bakar, ölenin geri gelebileceğini veya melek olup yaşayabileceğini düşünür. Bu nedenle kızdığı zaman karşısındakine 'öl' diyebilir. Küçük çocuklara ölümü açıklarken, hastalık veya yaşlılıkla bağlamak sakıncalıdır. Sevdikleri hastalandığı zaman veya yaşlı olan yakınları için endişe duymaya başlarlar. Ölümü uzun bir yolculuğa benzetmek de sakıncalı olur. Bir yakını uzun bir yolculuğa çıktığında ya da uzun süre uyuduğunda panik yaşar. ‘Ölmek nedir?’ diye sorulduğu zaman, ona herkesin bir gün öleceğini ve yaşamın sonu olduğunu anlatmak gerekir.” Olayları çocuğa anlatırken hayalci değil, olabildiğince çocuğun korkularını derinleştirmeden, ona gerçeği anlatmak gerekiyor.
Karanlık, yükseklik, yalnız uyuyamama gibi birçok korkunun aşılmasında da izlenecek yöntem, büyüklerin korkuların aşılmasında sürekli çocuğun yanında olmasıdır. Yüksekten korkuyorsa onunla birlikte yüksek yerlerden geçilmeli ve anlatılmalıdır. Yine yalnız uyuyamıyorsa, uyuyuncaya kadar yanından ayrılmamalı. Böylesi korku yaşayan çocukların yanından uyumadan erkenden ayrılmak, gece boyunca rahat uyuyamamasına yol açar ki bu sonraki gün içinde huzursuz olması anlamına gelir. Yine anne ve baba kendi duygularını çocuğa fazla yansıtmamalıdır. Çocuklar özellikle anne duygularını iyi sezerler.
Kürdistan’da ne yapılmalı
Kürdistan çocuklarının tümü elbette savaş korkularıyla büyümüyor. Savaş koşulları dışında büyüyenler de var. Ama savaş ortamında büyümek zorunda kalan çocuklar için yukarda sunduğumuz çözümler, anne veya babanın desteği gibi etkenler korkunun aşılmasında yeterli olmayacaktır. Daha profesyonel, tıbbi veya uzman yardım almak gerekir. Çünkü savaşta, şiddetten her çocuğun nasıl etkilenebileceğini kestirmek pek mümkün değildir. Genel anlamda tıpkı diğer çocuklarda olduğu gibi, bu çocuklara yönelik de ciddi bir emek sarf etmek gerekir. Öte yandan diğerlerinin görmediği bir gerçeği olanca çıplaklığıyla yaşayan bu çocuklara, çok da hayali şeyler anlatmamak gerekiyor. İkisi arasında sıkışırsa, çocuk için daha da kötü olabilir.