
Thomas Hobbes, 'Halkların büyüklüğü ancak kendilerinden başka olan halklara olan ilişkileriyle, yardımıyla ölçülür. Yoksa onların uyguladığı şiddet, baskı ve kötülük büyüklükleri oranında abartılır, çünkü onlar bu uygulamalara en az ihtiyacı olanlardır. Bu taraflı yaklaşımın sonuçları böyle ortaya çıkar. Dokunulmazlık, kibir demektir; kibir de nefret; nefret ise bütün baskıcı ve aşağılayıcı büyüklüğün aşağı alınma mücadelesini doğurur.'' (Leviathan, 1651)
Kültür, kimlik gibi kavramları güzelleştiren başkalarına da aynı düzeyde yaklaşmaktır. Aksi takdirde söylenen, savunulan düşünceler başkalarını inkara sürüklemekle, yok saymayla olmuyor. Bu demagojiden öteye geçemiyor. Bir yerlerde milliyetçilik aşılmıyorsa ve başkalarını inkarla eş-anlamlı bir yükselişe geçiyorsa, temeli sorgulamak gereklir.
Kimlik doğal olarak doğuştan gelen kimi boyutları yanında edinilen, kazanılan bir şeydir. Yaşamın doğal akışkanlığı ve hareketi içinde diyalektik olarak hareket halindedir, durağan değildir.
Şiddet ve hiddet varsa toplumsalımızdan önce bireysel damarlarımızdadır... Özelimizdedir... Sonrası sınıfsal, etnik, cins vb. toplumsalımızın felç olmuş noktaları... Yani hayatın zehreden kavramları... Bu kavramlardan biri de ırkçılık.
Bir ırkı diğer ırklardan üstün görerek, bu üstün ırkın mensuplarının diğer ırktan olanlara göre daha fazla haklara sahip olması gerektiğini savunmak ırkçılıktır. Türkiye Cumhuriyeti var olalı beri herkesi ve her milleti kendine düşman bildi 'Türkün Türkten başka dostu yoktur' mantalitesiyle eğitildi kuşaklar.
Hep kültürel bir sindirme ya da kimlik kazandırma çabasında oldu bu devlet. Başkalarının kendisinden farklılıklarını kabul etmemek buna saygı duymamak ve bunu reddetmek üzerine kurdu paradigmalarını. Buna karşı duranları da sindirdi, sürgünlere yolladı, zindanlara attı, imha etti.
***
İnsan doğarken, hangi dine ve hangi millete sahip olacağını seçemiyor. Bu raslantısal olay insana, insan olma sürecinde herhangi bir meziyet yüklememektedir. Herhangi bir etnisiteye mensup olmak, yalnızca başka milletlere mensup olanlardan ne daha aşağı ya da yukarı olmamak duygusu ve güveni vermelidir. Bunun ötesinde anlamlar yüklemek ırkçılıktır. Milliyetçilik bu çizginin dışında bir anlam ifade ettiği oranda, 'öteki'ler için tehdite dönüşüyor. Kimliklere aşırı vurgu yapan, bu kimlikleri matah bir şeymiş gibi öne çıkaran her söz, davranış, politika veya yazı insani değerleri azaltan, kişilik yapısında ciddi gedikler açan çaresizlik ve zavallılık göstergesidir. Irkçılığa ve şovenizme çanak tutar.
Şovenizm en geniş anlamıyla; herhangi bir gruba olan aşırı, nedene dayanmaksızın oluşan bağlılıktır. Sıklıkla karşı gruba olan nefret ve kötü niyet duygularını da beraberinde getirir. Genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri tayin etmesi gerektiğini kabul eden ırkçılık da bununla eşdeğerdir... Bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğer(ler)inden üstün olduğuna ve diğer(ler)ine hükmetmeye hakkı bulunduğuna duyulan saçma bir inançtır.
***
Uluslaşma sürecinde harç o kadar katı kullanıldı ki bu ırkçılığa doğru kaydı. İlke olarak fanatizmle mücadele etmenin çok daha yararlı ve akılcı olacağına inanmayanların şerri tarihte olmadık insanlık suçları işledi.
Kendi vatan, din ve milliyetini aşırı derecede kayırma gayreti, şovenliktir. İnsanların, soylarına son derece düşkün olup bunu bir övünç kaynağı görerek diğer insanları kendilerinden küçük görmesi, aşağılaması tam bir cehalet örneğidir ki bunu cahil dediğimizden daha fazla okumuş yazmışların yapıyor olması ayrı bir hüzün. Evet, son zamanlarda okumuş, sözüm ona kültür almış ve kendini yetiştirmiş olan bazı kimseler 'bu kadar cehalet ancak tahsille olur' dedirtiyor insana.
Türk sosyalistleri Türkye'de ırkçılıkla mücadele edeceklerine, 'et ve tırnak' teorileriyle, Türkiye'nin ve Türklerin ırkçı olamayacaklarını ispatlamaya çalıştılar... Kürt hareketi karşısında kendi ırkçılıklarının h‰l‰ farkında değiller. Öyle ki, Türk milliyetçiliğinin artış göstermesinden, Kürt hareketinin sorumlu kılınması kadar birçok şey bunu açıkça gösteriyor.
Milliyetçilik tartışmalarında sorunun gözden kaçırılmaya çalışılan temel bir boyutu, milliyetçiliğin veya şovenizmin toplumda 'kendiliğinden' oluşan bir dalga olmadığı, devlet birimlerinin bizzat içinde olduğu bir yapılanma üzerinden örgütlenip yönlendirilmeye çalışıldığı gerçeğidir. Bugün 'Benim milliyetçiliğimi onunkiyle karıştırma' diyenlerden 'ulusalcıyız' diyenlere, 'kültür milliyetçisiyiz' diyenlerden 'Atatürk milliyetçiliği'ne kadar çeşitli cinsten milliyetçi- şoven tayfanın hepsi de aynı yolun aynı kervanıdır...
***
Bu noktada mücadele etmek insanın inansallığına dair bir duruştur. Belki de suyunu tam olarak bulamamış, yüreğinin kavrukluğunu hırçınlığa dönüştürmüş, taşlık ve çorak yürekler için yegane ilaçtır. Bizler sormadıkça, sorgulamadıkça müzmin alışkanlıklarına devam edeceklerdir. Onlar bunu yaparken bizlerin, statükocu düşünce tarzından sıyrılıp, sorgulayan ve hesap soran bir kimlik oluşturmamız gerekecek. Öncelikle de içimizin göklerine bakarak hatırlatmalıyız kendimizi.