
Falcıların bile ülkeyi yönetenlerden daha dürüst, daha açık davrandığı bir dönemde yaşıyoruz. Hani onlar bile müşterilerine yaptıkları işi daha net tarif ederler, 'fala inanma ama falsız da kalma' diye. Türkiye'de topluma gösterilen saygı, bir falcının müşterilerine gösterdiğinden daha geridir.
Açılım ile falın ne ilgisi var diye düşünmeyin. İkisinin de içinden ne çıkacağını kimse bilmiyor. İkisinin de gerçek hayatı değiştirme potansiyeli birbirine benziyor. İkisinde de kulağa hoş gelen şeyler dile getiriliyor.
Devletler bir sabah kalktıklarında aynaya bakıp bundan sonra daha demokratik olayım demezler. Egemenlik algısı her türlü değişim söyleminin üzerinde ve önündedir. Yaptığınız şeyin yıllarca düşman bellediklerinize yarayacağını fark ettiğiniz anda o işten vazgeçersiniz. Açılım yumuşak bir tasfiye planı idi. Ancak bu yumuşamanın tam da Kürt siyasetinin kitlesel meşruiyetini artıracağını devlet çok geçmeden anladı. Açılımdan tümüyle vazgeçmedi, vazgeçemez de.
Bundan sonra olacakları kestirmek çok zor gözükmüyor. Hem Kürt hareketine yönelik sert müdahaleler devam edecek hem de milli birlik açılımı sözüm ona devam edecek. İktidar partisi, hem içerde hem dışarıdan demokrasi isteyenlere CHP ve MHP'den farklı bir yerde durduğunu sonuna kadar hissettirirken bir yandan da 'terörle mücadele' konusunda milliyetçiliğin daniskasını yapabileceğini gösterecek.
İlk seçimlerde Kürtler hangisine inanıp tercih yapacaklar göreceğiz. Tabii açılım dışı alanların başında gelen ekonomik imkanların Kürt seçmen davranışını ne denli belirleyeceği şüphesiz çok önemli olacak. Türkler açısından açılım, ne olumlu ne de olumsuz anlamda ana belirleyici olmayacaktır. Paranın gücü asıl tercihlerin rengini belirleyecek ama bazen bu tutum, açılıma tepki ya da destek biçiminde dışa yansıyacaktır.
Öldüresiye kavga ölümü de göze almayı beraberinde getirir. Yaşamayı ve yaşatmayı göze almanın da riskleri vardır elbette. Başbakan Erdoğan açılımın gerektirdiği diyalog sürecinin faturasını ödeme riskini göze alamamıştır. MHP ve CHP'nin bu konudaki baskı, korkutma politikası en azından şimdilik başarılı olmuştur.
Bu diyalog sürecini tümüyle reddetse bile, iktidar partisi açısından mutlaka imha siyasetinin deneneceği anlama gelmez. Hem AB sürecinin kısmi demokratikleşme adımlarını hem de olağanüstü hal dönemlerinin uygulamalarını birlikte yaşayabiliriz. Nasıl olacak bu demeyin sakın. Başbakanımızın siyasetteki en büyük başarısı böyle durumlarda sergilediği maharettir.
Kürt siyaseti, açılıma umut bağlanamayacağını nasıl görüyorsa, tümüyle gerilim siyaseti güdülemeyeceğini de dikkate almak durumundadır. Bütün planları gerilim üzerine kurmak büyük ihtimalle iki tarafa da ama en azından taraflardan birine ağır bedeller ödetir. Kürtleri gerilim siyasetine çekmeye çalışan bütün tahriklere rağmen, tarihin seyrinin değişim yönünde olduğu mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu değişimin nimetlerini Kürtlere çok görenlerin oyununa düşmemek için çok dikkatli olmak gerekmektedir.
Kaybedecek bir şeyi olmayan, gerilimde da daha az zarar görür elbette. Bu anlamda sanılanın aksine gerilim dönemlerinde gerçek açılım iradeleri ortaya çıkar. Kürtlerin kendi açılım planlarını masaya yatırması için en doğru zamandayız. Türklerle devlet arasındaki ilişkiyi sorgulatacak her ezber bozan hamle, Kürtlerin de Türklerin de özgürlük hanesine yazılacaktır. Çatı işlevini tam görmese de bu yönde atılacak her adım savaş çığırtkanlarının ezberini bozmaya yetecektir.