AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Ölümü gösterip...


Yüksel Genç / Günlük

Ölümü gösterip... - Yüksel Genç / Günlük Siz hiç hücrede kaldınız mı? Ben kaldım. Sadece 2 hafta .. Ama yetti.

Çıktığımda rahat konuşamadığımı farketmiştim. Boğazım çatallanıyordu.

Biraz da içe kapanık...

Bu dediklerim iki haftalık bir hücre sürecinde oluştu. Şimdi PKK Lideri Abdullah Öcalan'ı düşünün. Tam 11 yıldır bir hücre sisteminde yaşatılıyor. Biraz kendimizi onun yerine koyalım... Koyamıyoruz değil mi? Sizi bilmem ama 2 hafta benzer bir koşulda kaldığı için konuşmaya yabancılaşma emareleri gösteren ben, 11 yıl asla o koşullara dayanamazdım emin olun.

Alevilerin güzel bir deyişi var: 'Sana yapılmasını istemediğin şeylerin başkalarına yapılmasını isteme!'

Bakıyorum, Türkiye'de bazı kimseler 'ne var bunda, üstelik standartların üzerindeymiş' diyorlar. Bunu diyenleri İmralı'ya olmasa bile başka bir hücrede kalmaya davet ediyorum.

Şimdi bir de Adalet Bakanlığı İmralı F tipindeki oda ve salonların görüntülerini yayınlamış. Görüntülerdeki döşeme kalıbını saymaya çalıştım; 8 kalıp bile etmiyor. Demir kapı açık olmasına rağmen içerisi loş. Fotoğrafta gösterilen yer düpedüz bir hücre. Hakikaten de Öcalan'ın dediği gibi bir kuyuyu andırıyor. Oda ile birlikte henüz Öcalan'ın kullanmadığı çok amaçlı salon görüntüleri de garnitür niyetine yayınlanmış..

Ama bu Öcalan'ın kaldığı yerin bir hücre olduğu gerçeğini değiştiriyor mu? Değiştirmez. Öcalan'ın daha önce kaldığı yerden daha kötü olduğu gerçeğini de değiştirmez. Öcalan daha önce kaldığı koşulları gayri insani ve tecrit olarak nitelerken, ondan daha kötü bir yere nakletmenin nasıl bir anlamı var? Tartışma götürür bir konu bu.

AKP kendi sürecini başlattığında anımsıyorsanız, Öcalan sürecin çözüme evrilmesi için katkı sunabileceği koşullarda olması gerektiğini söylemişti. Bu talebe karşılık kükümet kafa bulmak ister gibi daha kötü koşullara hapsetti. Ardından da Öcalan'ı beğenmediği o eski koşulları talep eder hale getirmeyi planladı.

Bu nedir? Ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir.

Bu politikada statükocu egemenlere has bir politikadır. AKP hükümeti Kürt politikası nezdinde, karşı olduğunu iddia ettiği jakobenist- statükocu zihniyeti sahiplenmiştir. Bu zihniyet sadece Öcalan'ın koşullarında da geçerli değildir.

Bakın DTP'ye..

Salı günü kapatma davası esastan görülecek.

Biliyorsunuz, DTP'nin kapatılması istemi, AKP'nin kapatılması davası döneminde gündeme geldi. AKP'nin davasını öncelikli olarak gündemine alan Anayasa Mahkemesi AKP'yi 'Laikliğe aykırı fiillerin odağı' olarak kabul etti. Yani suçlu buldu, ancak para cezasına çarptırdı.

O günü anımsayanınız bilir, Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç kameraların karşısına geçti ve partilerin böyle kolayca kapatılmaması için hükümetten yasa değişikliğine gitmesini istedi. Kararı da AKP'ye bir ihtar olarak yorumladı. Bu davanın ardından herkes hükümetin kapatılmaları zorlaştıran bir yasa değişikliğine gideceğini umarken, aradan geçen tam bir buçuk yıllık süreç içerisinde AKP böyle bir girişimde bulunmadı.

Niçin bulunmadı?

Çünkü bu yasa DTP'nin başındaki demokles kılıcı idi. Önümüzdeki dönemde AKP politikası kendine uyumlu bir DTP'yi gerekli buluyordu. Başında kapatma davası olan bir DTP terbiye edilmeye müsait bir DTP'ydi. Bir yapılanmayı boyun eğmeye zorlamak, terbiye etmeye kalkmak jakobenizmin dik âlâsıdır!

İşte parti kapatmalarla ilgili yasa 'Kürtlere yarar' gerekçesi ile demokratikleştirilmedi. Tıpkı 'Kürtlere yarar' kaygısı ile son 10 yıldır gündemde olan, yerel yönetimler yasasındaki değişiklik tasarısının reddi gibi, tıpkı 'Kürtlere yarar' diye çıkarılmayan 'örgütlenme ve düşünce özgürlüğüne ilişkin yasal düzenlemeler gibi, tıpkı 'Kürtlere yarar' diye bir türlü kaldırılmayan 'Terörle Mücadele Yasası' gibi...

Uzatmak mümkün. Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi ülkenin şimdiye kadar 'Kürtlere yarar' diye demokratikleşmediği gün gibi ortada. Çünkü bu ülkede demokratikleşme adımlarının hemen hemen hepsi 'Kürtlere yarar' diye yapılmıyor, ama Kürt sorununun çözümü de demokratikleşmeye göbekten bağlı. Yaman bir ironi bu. 'Bu ülke demokratikleşsin' diye ya Kürtler ülkeyi terketmek durumunda, ya da Kürtler dışındakilerin yararlanacağı bir taahhüt yapılmalı. Hükümet uzunca bir süredir ikincisini seçmeye çalışıyor. Kürtler dışındakilerin yararlanacağı demokrasi standartları belirliyor. Böylece o kesimler hükümetin Kürt politikasını 'demokratça' sanıyor!

Şimdi yasal mevzuatı dahi 'Kürtleri terbiye etmede' bir araç olarak kullanmaktan çekinmeyen siyasetin karakterinde demokrasi olabilir mi? Olamaz. Kürtlerin dahil olduğu durumu 'standartların üzerinde' gören akıl demokrasi getirebilir mi getiremez.

Hele hele İzmir gibi bir yerde taşlanan DTP olduğu halde, 'DTP beni kapatın diye bağırıyor' diye demeçler veren Cemil Çiçek'li hükümet demokrat olabilir mi? Olamaz. DTP kapatma davasının bu demecin ardından esastan görüşüleceği açıklanırsa, buradan demokrasinin yara almayacağı bir karar çıkacağı söylenebilir mi? Söylenemez...

Bu nedenle kendini muhafazakar, liberal ya da radikal demokrat olarak tanımlayan tüm demokratik kesimlerin, bu oyunu reddetmesi gerekiyor. Bunun için Kürtlere ölümü gösterip sıtmaya razı eden politikalara önce onların karşı durması gerekiyor. Öcalan ve DTP örneğindeki gibi aldatmacaları kendilerine yapılmış sayması gerekiyor...



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar