AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Aleviler


Adil Bayram / Günlük

Aleviler - Adil Bayram / Günlük Onur Öymen'in Meclis kürsüsünden dillendirdiği Dersim Katliamı'nı olumlayan ve bugün için de örnek gösteren sözleri Alevileri kısmen harekete geçirmiş görünüyor. Peki ama bunu görmek ve anlamak için Onur Öymen'in bu söylemini beklemek mi lazımdı? Sanki 10 Kasım öncesi CHP aynı görüşleri savunmuyor muydu?

Diğer bir husus, nedense Onur Öymen'in bu sözleri sadece Alevilere karşı algılandı ve Alevi kitleler tepki gösterdiler. Oysa CHP Genel Başkan Yardımcısı bu sözleri Kürt katliamı anlamında söylemişti. 'Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında' demişti. Eski Kürt isyanlarının katliamla bastırılmış olmasını PKK'ye karşı mücadele için örnek olarak göstermişti. Ancak nedense genel Kürt toplumu Aleviler gibi bu sözlere tepki göstermedi. Herhalde bu alanda otuz yıldır bir savaşın yaşanıyor olması buna yol açtı. Ancak böyle de olsa Kürt kitleleri de Aleviler gibi ve daha etkili olarak tepki gösterebilmeliydiler.

Başka bir düzeltme: PKK'den önce 28 Kürt isyanının yaşandığı söyleniyor. Peki bunlar Kürtlerin örgütlenerek bir yapıya karşı isyan etmeleri mi, yoksa devletin geliştirmeye çalıştığı askeri egemenliğe karşı aşiret kitlelerinin tepki göstermesi mi? Dersim olayı ikincisinin doğru olduğunu gösteriyor.

Devlet 1934-35 yıllarında 'Dersim'i Islah Planı' olarak tanımladığı 'Tunceli Kanunu'nu hazırlıyor. 1937-38 yıllarında da bu kanunu hayata geçiriyor. 1937 yılı başından itibaren dört bir yandan Dersim'i askeri kuşatmaya alıyor. Giderek ordu birliklerini Dersim'in hassas noktalarına sokuyor. Bundan rahatsız olan Dersim'in aşiret güçleri buna tepki gösteriyor ve bazı birlikleri vuruyor. Bunun üzerine Dersim'e kolay giremeyeceğini anlayan devlet yönetimi, Dersim aşiretleri tarafından sözü dinlenen Seyit Rıza ve arkadaşlarını 'görüşmeye' davet ediyor. Mevcut anlaşmazlığı hükümetle görüşerek çözmeyi düşünen Seyit Rıza ve yakınları, görüşmek için gittiği Erzincan'da tutuklanıyor. 17 Kasım 1937'de de hiçbir yargılama olmadan idam ediliyor. Dersim Katliamı bundan sonra 1938 yılında gerçekleştiriliyor.

Katliamın nasıl yapıldığını her Dersimli çok iyi bilir. O günleri yaşamamış olanlar da, tıpkı yaşayanlar gibi hissederler. İhsan Sabri Çağlayangil'in ifade ettiğine göre, 'Seyit Rıza ve yakınları, 17 Kasım'da Elazığ'a gelecek olan M. Kemal Atatürk tarafından muhatap alınıp da görüşülmesin' diye alelacele katledilirler. Kendisi de bizzat katliamı yapanlardandır. Bu ifadeden çıkan iki sonuç var. Birisi, M. Kemal'in Seyit Rıza ile görüşmek istiyor olması, ikincisi ise bu idamları M. Kemal dışındaki yönetim içinden bazılarının vermiş olmasıdır.

Şimdi devleti yöneten Başbakan olarak Tayyip Erdoğan, bu olaya 'Dersim Katliamı' demiş bulunuyor. Gerçekte yaşanan katliamdan ötedir. Fakat farz edelim ki olay katliamdı; peki, bu katliamı kim yaptı? Katliamı yapan kurumun şimdi bir numaralı yöneticisi olan Tayyip Erdoğan bu katliamın nedenleri ve sonuçları için ne düşünüyor? Sonuçlarını telafi etmek için neleri öngörüyor? Tüm kamuoyu Başbakan'dan şimdi bu soruların cevabını bekliyor.

Koçgîrî ve Dersim olayları, diğer Kürt olaylarından farklı olarak hem Kürt ve hem de Alevi olan toplulukları hedeflemiş bulunuyor. Dolayısıyla bu olayların yaşanmasında Kürtlük ve Aleviliğin ikisi de etkendir. Ancak Kürtlüğün birinci ve esas etken olduğu kesindir. 'Tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayrak' diyen ulus-devlet zihniyeti ve siyaseti, ikinci bir milleti ve dili yok etmek için bu katliamı yapmıştır. Ancak Koçgîrî ve Dersim olayları gösteriyor ki, bu tekçi nakarata bir de 'tek mezhep' eklenmiştir. Nitekim sonraki yıllarda Maraş ve Çorum katliamı gibi olaylar, Madımak olayı bu çerçevede yaşanmıştır. Bugün Tayyip Erdoğan'ın yönettiği ulus-devlet, 'tek millet, tek din, tek mezhep ve tek sınıf' hakimiyetini içeren bir devlettir.

Bu noktada Alevilerin durumu ile Kürtlerin durumu benzerlik arz etmektedir. Her ikisi de yok sayılmakta ve yok edilmek istenmektedir. Hatta bu konuda Aleviliğin tarihi daha eskidir. Fakat son yüzyılın heyulasının milliyetçilik olması, Kürt inkarı ve imhasını daha çok öne çıkarmıştır.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürtlere ve Alevilere yaklaşımı benzerdir. Kürtler bir halk ve millet olarak kabul edilmezken, Alevilik de bir mezhep olarak kabul edilmemektedir. Kürtlere zorla 'Türk olacaksınız' dendiği gibi, Alevilere de zorla 'Sünni Müslüman olacaksınız' denmektedir.

Tayyip Erdoğan'ın deyimiyle 'faşizan' karakter taşıyan bu yaklaşıma karşı Kürtler, son otuz yıldır yeni bir direniş mücadelesi geliştirmiş durumdadır. Bu mücadele çok ağır bedeller ödenerek yürütülmektedir. Ancak Alevilerin duruşu benzer bir direniş yürütmekten uzaktır. Üstelik bir de Kürt direnişinin bu kadar etkili olduğu bir dönemde böyle basit bir duruş yaşanmaktadır. Alevilerin bu duruşunun çok şiddetli bir tarzda eleştirilmesi gerektiği açıktır. Bu kadar ezilen bir toplum nasıl direnmez? Veya pasif bir direniş içinde olur? Kürt direnişiyle neden ve niçin birleşmez?

Dahası aktif direniş olmadığı gibi, CHP'yi ayakta tutan da Aleviler olmuştur. Son dönemde de AKP'ye bile oy verdikleri gözlenmektedir. Hem de Dersim'de bu yapılmaktadır. 'Tek mezhepçi' AKP, son seçimde Dersim'den fazlasıyla oy almıştır. Böyle olan bir topluluğun yaygınca örgütlenip aktif direnemeyeceği, ancak Onur Öymen'in sözleriyle uyanmaya başlayacağı açıktır.

Bu noktada elbette gerçek demokratik güçleri eleştirmek gerekir. Yine Kürt Özgürlük Hareketi'ni eleştirmek gerekir. Ancak en çok da Alevi toplumunun aydın, yazar, sanatçı ve siyasetçilerini eleştirmek gerekir. Özellikle de Kürt-Alevi toplumun aydınlarını eleştirmek lazım. Bu halk neden şimdi tarihinde olduğu gibi değil? Neden Pir Sultanlar yeniden ayaklanmıyor? Neden bu toplum örgütsüz, dağınık ve pasif? Hatta neden celladından medet umar durumu yaşıyor? Neden Kürt direnişiyle demokratik birlik içinde değil?

Belli ki sorular uzatılabilir. Çünkü ortada eleştiri götüren çok ciddi bir durum var. Dahası AKP-CHP çatışması adı altında bu toplum üzerinde yeni oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Bari şimdi uyanılsın ve bu oyunlara gelinmesin! Alevi toplumu kendi gerçeğine, tarihine ve geleceğine sahip çıksın! Ortaya çıkan tepki yeni bir sürecin başlangıcı olsun!

Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla anıyoruz!



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar