
Hükümet “Demokratik Açılım” konusunda ne diyor? Benim anladığım bugüne kadar söylediği en önemli şey: Daha fazla kan dökülmesin, daha fazla analar ağlamasın. Kuşkusuz insani bir yaklaşım olması hasebiyle önemsenmeyecek bir yaklaşım değil. Ancak can sıkıcı bir durum var ki, başından beri gerek AKP sözcülerinin ağzından gerek Başbakan’ın ağzından bir kez olsun farklı bir şey duymadım. Hepsi “Analar daha fazla ağlamasın, daha fazla kan dökülmesin” dedikten hemen sonra bahsettikleri anaların şehit anaları, dökülmesinden üzüntü duydukları kanın ise güvenlik kuvvetlerine ait olduğunu ifade etmek gereğini duyuyor.
CHP ve MHP’nin zaten böyle bir derdi olmasını beklemek hayal. Üstelik CHP sözcüsü Onur Öymen daha ileri giderek “Çanakkale savaşında, Sakarya’da binlerce şehit verdiğimizde kimse yazık bu ölenlere dedi mi, kimse ölmesin diye mücadeleden vazgeçildi mi?” diye sorarak AKP’yi sıkıştırmaya çalışıyor. Devlet Bahçeli ise halen Kuzey Irak’taki federe devlete “Kürt devleti” diyemiyor, “Peşmerge devleti” diyor. Kürt lafını ağzına almaktan bile nefret ediyor belli…
AKP ve/veya müttefikleri neyi nereye kadar götürmeye hedefliyorlar tam olarak bilmek mümkün değil. Ancak Habur’dan giren PKK’li ve Kürtleri karşılama gösterilerindeki coşku Türklerin gururunu incitmiş görünüyor ya da öyle olması isteniyor. Öyle olması isteniyor diyorum çünkü “safkan” Türklerin yaşadığı varsayılan Orta Anadolu illerinden halen ciddi bir tepki gelmedi. Daha çok Kürt göçü almış metropolitan illerden yükselen “ulusalcı”, “milliyetçi” tepkileri gördük bugüne kadar.
Ancak şunu söylemek mümkün: Eğer hükümet ve müttefikleri bu sorunun üzerine gidecek ve bir nebze olsun iyileşme sağlanacaksa bu; Türklerin gururunu incitmemeye gösterilen özen kadar Kürtlerin de gururunu da incitmemeye özen göstermekle mümkün olacaktır.
Eğer bu ülkenin hükümeti dökülen bunca Kürt kanından ve analarının gözyaşından herhangi bir rahatsızlık duymuyorsa bu sorunu eşitlikçi bir yaklaşımla nasıl çözecektir? Bu savaşta yitirilen 35 bine yakın insanımızdan 25 bine yakını devlet tarafından öldürülmüş olsa gerek. Hükümet ne zaman bu savaşta öldürülen PKK’liler için duyduğu üzüntüden bahsedecektir, ne zaman cesetleri getirilip kapı önlerine fırlatılan çocukların da bir anası olduğu kabul edilecektir? Bu yapılmadan, bu en basit en insani yaklaşımı göstermeyi başaramadan koskoca 80 yıllık Kürt sorunu nasıl çözülecektir?
Çatışmalarda kaybedilen asker cenazeleri vatandaşların da katıldığı görkemli devlet törenleriyle kaldırıldı. Evlat acısını ne kadar hafifletir bilinmez ama analar, babalar biraz olsun onore edildi. Peki ya öldürülen PKK’liler ve onların anaları. Çoğunun cenazesi ailesine bile verilmedi, ya kurda kuşa teslim edildi ya habersizce gömüldü. Aileleri gidip bir çiçek koyacak, anma yapacak mezara bile sahip değiller.
Onur Öymen, AKP’yi PKK’ye taviz vermekle eleştiriyor ve görüşmenin 10 Kasım’da yapılması nedeniyle Atatürk’ü örnek veriyor: “Atatürk Şeyh Sait isyanında ne yapmıştı, Dersim isyanında ne yapmıştı” diye soruyor. Sosyal Faşizm böyle mi oluyor diye sorası geliyor insanın. O isyanlarda çok kısa sürelerde sayıları on binlerle ifade edilen Kürt öldürülmüştü.
Bir tarafta Kürtlerin gönlünü almaktan bile imtina eden bir çözüm mercii diğer taraftan hala utanmadan Kürtleri, Türk milletinin bir alt kültürü olarak gördüklerini söylemekten bıkmayan “ulusalcı”, “milliyetçi” meclis muhalefeti. Kürt sorunu demokratik sokak muhalefetini bekliyor; Kürtlerin Türklerle eşit haklara sahip olduğu bir Türkiye için. Analarımızın gözyaşları da gençlerimizin dökülen kanları da ancak o zaman sonsuza kadar kesilir.
Tufan Sertlek - Dev Sağlık-İş Genel Sekreteri