
Keşke insanların bir de kafalarının arkasında gözü olsaydı. Geçmişi görmeden geleceği kurmanın olamayacağını, daha tez anlarlardı. Otuz yıllık değil, yüz yıllık Kürt-Türk sürtüşmesinin iki tarafa da neye mal olduğunu daha kolay kavrarlardı...
İnsan bilinci kadar mutlu, bilinci kadar mutsuz olurmuş özdeyişini artık ezberledik. Son siyasi gelişmelerle mutsuzluğum yine dorukta. Tam bir Sisofis efsanesi yaşıyoruz. Emek zahmet dağın zirvesine yaklaştırdığımız barış tekerini bir fiskeyle tekrar dağın dibine indirmek istiyorlar.
Gülen, oynayan, neşelenen insanlara katlanamamak, bilinen psikolojik bir rahatsızlıktır. Daha çok da kendine güvensizliğin dışa vurumudur. Bununla birlikte ezilen insanların öfkesi kadar sevinçleri de ruhsal bir kanamayı içerir. Ama durmuş, oturmuş kamil toplumlar, ezilenlerin bu hassaslığını anlar ve anlayışla karşılarlar. Kesin bizdeki gibi bir garipliğe düşmezler.
Yaz aylarında Urfa'dan Kırşehir'e nohut mercimek yolmaya gelen Kürt emekçilerini bilmem hiç gördünüz mü? Bildiğiniz gibi nohut mercimek biçilmez, tek tek kök kök elle yolunur. Susuz gölgesiz bozkırda ve sarı sıcağın altında sabah namazından akşam namazına dek çoluk çocuk yaşlı genç sürünmektir bu! Evet sözcüğün tam anlamıyla diz üstü, serfçe, kölece sürünmek! Aydın'a pamuk, Giresun'a fındık, Antalya'ya sera işçiliğine koşanların bir de oralarda aşağılanıp horlandığını, dahası son zamanlarda kökenlerinden dolayı can güvenliklerinin olmadığını düşünün!..
Bir ülke yönetiminde şu ya da bu biçimde söz sahibi olmak, aynı zamanda ağır sorumluluklar da içerir. Baykal ve Bahçeli de bu tümcenin kapsamı içindedirler kuşkusuz. Hele de TBMM çatısı altında bulunup, bu halkın yoksul bütçesinden epeyce bir maaş aldıktan sonra. Fakat şu sıra barış için herkesin yüreği titrerken, onların kavga çığlıklarını anlamak mümkün değil doğrusu. Kendilerinin bütün bu olumsuzluklarda, yolsuzluk ve yoksullukta parmaklarının olmadığını mı sanıyorlar yoksa? Ya da bizim bunu anlamadığımızı mı? Argo deyişi ile 'Herkese lo lo da bize de mi loo!'
Türkiye'deki muhalefetin gücü ve aklı sadece barışı engellemeye yönelik tuzaklara yetiyor olmalı. Öyle olmasa biraz da halkın canını yakan işsizlikten, çekilmez hale gelmiş açlıktan söz ederler. İş için Almanya'ya, Avusturalya'ya, Arabistan'a savrulmuş vatandaşlarımızdan söz ederler. Barışı engellemeye yeten güçlerini, neden Türkiye'ye vize koyan Avrupa'ya, soydaşımız Azerbaycan'a, Pakistan'a karşı kullanmıyorlar? Bu iş çağı geçmiş hamasi nutuklarla cehaletten yağ çıkarmaya benzemez. Gerçekten güçleri yetiyorsa şu soruya ellerini vicdanlarına koyarak yanıt versinler: Türkiye sınırlarını açsa, Avrupa ülkeleri de vizeyi kaldırsa. Çok sevdiğimiz vatanımızda kaç kişi kalacağını sanıyoruz..? Böyle bir vatanın muhalefet lideri olmak neye benzer?
Halk arasında 'Açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü' diye güzel bir özdeyiş vardır. Yüz yılda bir yakaladığımız barış şansına düşman olanlaradır sözümüz. Alemi kör ve aptal, kendilerini akıllı sananlaradır sitemimiz. Barış çağırısına uyarak dağdan inenlere duyulan sevgi gerçekte barışa, kardeşliğe duyulan sevgidir. Bunu anlamayanların sadece aklı değil, yürekleri de tatile çıkmış demektir. Sevgili Türk, Kürt ve daha birçok farklı kökenden gelen olgun ve bilge Anadolulu kardeşlerim. Siz bu cahil cühelanın kışkırtmalarına, kusuruna bakmayın ve kanmayın. Onların tuzu kurudur. Ayrıca savaşın galibinin olmadığını da siz iyi bilirsiniz...