
PKK’nin gönderdiği Barış Grubu Habur sınır kapısından görkemli girdi. Herhalde yapılabilecek en üst düzeyli karşılama bu olabilirdi. Karşılayan halk, gruba gerçek ismini verdi: Barış Elçileri! Maxmûr ve Kandil’den birleşik grup ancak üç günde Diyarbakır’a ulaşabildi. Sınır kapısından itibaren Silopi, Cizre, Nusaybin, Kızıltepe, Çınar ve Diyarbakır’da yüz binlerce insan grubu karşıladı. Halk “Barış Elçileri” dediği grubu gerçek anlamda bağrına bastı. Yol kenarları, balkonlar, meydanlar hıncahınç doluydu. Birçok yerde izdiham yaşandı. Heyecan, sevinç ve sevinç gözyaşları toplumsal coşkuyu zirveye çıkardı. Çocuk, kadın, genç, yaşlı grupla birlikte adeta insan seli gibi aktı.
Barış grubuna yönelik görkemli kutlama Kürt halkının barış ve özgürlüğe susamışlık düzeyini gösterdi. Onyıllardır sadece cenaze kaldıran halk, bu kez dağdan canlı inişle karşılaşınca tüm sevincini ve coşkusunu ortaya koydu. Adeta barış ve özgürlük umudu gerçekleşmiş gibiydi. Kürt toplumu gerçek anlamda bir barış devrimi yarattı; bir özgürlük devrimi, demokratik devrim, kültür devrimi yaşadı.
Kürt toplumu üzerinde seksen yıldır uygulanan inkâr ve imha sistemini bilmeyenler, halkın barış gruplarını karşılamada gösterdiği tutumu anlayamazlar. Nitekim birçok çevre bu tutum karşısında şaşkınlık yaşıyor. Kürtler üzerinde uygulanan sistemden beslenen şoven-milliyetçi güçler ise, gösterdiği bu coşku ve heyecandan dolayı Kürt halkını tehdit ediyor. Kürt halkının gösterdiği barış ve özgürlük tutkusu karşısında artık inkarcı sistemi yürütemeyeceğini anlıyor. Bu doğrultuda bazı medya çevreleri “kahramanlık gösterisi” diyerek halkın tutumunu çarpıtmaya çalışırken, CHP lideri Baykal “Ankara’yı teslim almaya geliyorlar” diyerek sabotörlük rolü oynuyor. MHP yöneticileri ise bilinen saldırgan tutumlarını çılgınlık düzeyine çıkarıyor.
Çok açık ki, barış elçilerine sahip çıkılmasına saldıranlar, faşizan zihniyete sahip olanlardır, şoven-milliyetçi zihniyette olanlardır. Yine Kürt halkının barış ve özgürlük diyerek sokağa dökülmesinden rahatsızlık duyanlar, şovenizmin etkisi altına kalanlardır. Yoksa insanlar barış ve özgürlük talebinden, Kürt halkının barış istemesinden niye rahatsızlık duysun!
Kürt insanının ve halkının canlı, coşkulu, sevinçli, örgütlü, barış ve özgürlük yanlısı olması Türkiye toplumunu niye rahatsız etsin! Tersine Türkiye’yi gerçekten seven demokratik güçleri memnun eder. Çünkü diri Kürt canlı Türkiye toplumu demektir. Örgütlü ve iradeli Kürt halkı, Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyor demektir. Bölücülük hususuna gelince; bilinçli, örgütlü ve mücadeleci Kürdün “Türkiye’yi böleceği”ni düşünmek akıl hastası olmaktır. Bilinçli, örgütlü ve mücadeleci Kürt Türkiye’yi bölmez, tersine Türkiye’nin birliğini güçlendirir ve sağlamlaştırır. Asıl köle Kürdün Türkiye’ye bir faydası olmaz. Böylesi Kürt sadece toplumsal çürümeye hizmet eder.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Türkiye’ye dönen barış grubunun “Ankara’yı teslim alacağını” düşünmek, eğer hastalıklı bir düşünce durumu değilse, o zaman korkunç bir sabotörlüktür. Ağzından barış düşmeyen, barışın ve demokratikleşmenin önünü açmak için döndüğünü söyleyenler Ankara’yı nasıl teslim alacaklar? Düşüncesinden başka silahı olmayanlar nasıl başkasını teslim alabilirler? İnsan bu kadar barış ve demokrasi karşıtı, bu kadar yalancı nasıl olabiliyor?
Besbelli ki PKK’nin attığı adım yerinde olmuş ve tutmuştur. Türkiye’nin şiddetle ihtiyaç duyduğu barış ve diyalogun önünü açmaya cevap olmuştur. Kürt halkı bu adımı büyük bir coşkuyla ve muhteşem bir karşılama ile sahiplenmiştir. Kürt insanı ruhunun ve duygusunun derinliğinde bir devrimi ve canlanmayı yaşamıştır. Kürt halkının Barış Grubunu sahiplenmesi bir “kahramanlık gösterisi” değil, barış ve demokrasi istemidir. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve birliği içinde Kürt sorununun siyasî çözümü istenmektedir.
Buraya kadar olanlar son derece açık ve iyidir. Niye oldu diye bunlara itiraz etmek mümkün değildir. Ancak, ne kadar görkemli olursa olsun, elbette bunu yeterli görmek mümkün değildir. Kürt toplumunun yaşadığını diğer toplumsal kesimlere taşımak ve ortaklaştırmak gerekir. Kuşkusuz bu, şovenizmin etkisi altında olanları rahatlatmak için değil, barışı ve demokrasiyi kazanmak için gereklidir. “Barış elçisi” olabilmenin gereği budur. Barış elçisi olmak, bütün taraflara hitap edebilmeyi gerektirir. Günümüzde Kürt tarafı barış ve demokrasinin temel ve hazır gücü konumundadır. Bu nedenle, barış ve demokrasiyi var edebilmek için Türkiye toplumunu hazır hale getirmek gerekir. Bunun için de Türkiye toplumuna hitap etmek, onun hassasiyetlerini dikkate almak, onu etkileyecek üslubu ve tarzı bulmak şarttır. Kürt toplumunu selamlayan ve direnişini kutlayan Barış Grubunun bundan sonra Türkiye toplumunu etkileme yönünde hareket edeceği anlaşılmaktadır. Çünkü Barış elçiliği böyle olur ve onlar da kendilerini böyle adlandırmaktadırlar. O nedenle aceleci olmamak, barış elçilerinin ilk girişi Kürt toplumundan yapmasını ve Kürtlerin gösterdiği coşkuyu yanlışa yormamak gerekir.