
Yel esmeyince çöp sallanmaz, nedensiz kuş uçmazmış. İnsanoğlu durup dururken ne dağa çıkar, ne de dağdan iner. Eğer Köroğlu dağa çıktıysa, Mustafa Kemal Anadolu'ya ayak bastıysa, mutlaka bir nedeni vardı. Pekiyi, Abdullah Öcalan ve Kürt halkının onun peşinden yürüyüşünü yukarıdaki mantığın neresine oturtacağız? Hak, hukuk ve gerçek demokrasinin bir standartlar manzumesi olduğunu da ayrıca bildiğimize göre...
Şu sıra sadece Türkiye değil, bütün Ortadoğu kendi tarihini yeniden yazıyor dense yeridir. Kürt gerillaları barış için dağdan indiler. Yurdumuzda özellikle Kürt halkı barış için şen şaduman. Dağdan inenleri coşkuyla bağrına basanlar, aynı zamanda barışı da bağırlarına basıyorlar. İşin gerçeği aklı başında insaflı her insan, Kürt ve Türk onları aynı duygularla karşılıyor. Karşılamalıdırlar da! Çünkü aklın yolu birdir.
Bana ne dağdan inenden, dağa çıkandan demenin günü geçmiştir. Çünkü insan büyümüş, dünya küçülmüştür. Kapımızın önünden geçen dilenciden tutunuz da, Yağmur Ormanları'na yağan asit yağmuruna dek hepimiz sorumluyuz. Japonya'da baş gösteren kuş gribi, ertesi gün Yeşilköy Hava Limanı'nda. Bütün bunlar sadece alışkanlıklarımızı değil, tez zamanda kendimizi de değiştirmemizin gerektiğini anlatıyor. Ahmet Altan'ın dediği gibi, yoksa herhangi bir uyuşturucu tutkunundan farkımız kalmaz.
Dünyamızda halen bir ırkın ötekinden daha soylu olduğunu savunma gülünçlüğüne düşen zavallılar var. Hurdaya düşmüş şu kapitalist sistemi göklere çıkaran benciller var. Her şeye karşın dünya dönüyor ve insanlar uyanıyor. Bir gerilla ve bir asker annesinin 'bitsin bu savaş, bitsin bu kan kin' diyerek biribirine sarılışı gözümün önünden gitmiyor. İnanıyorum ki dağdan barış indirenlere sevgiyle umutla bakan Türk'ün sayısı, Kürt'ten fazladır. Yoksa Ozan Sennur Sezer'in dediği gibi '... Ben mahkumum/Abim jandarma ...' şiirini daha çok yazar ve okuruz. Dahası sistem sadece Erdal Eren gibi yaşımızı büyüterek bizi idam etmez, kendi ipimizi kendimize çektirmeyi de öğretir.
Besin kaynağı kan-kin, savaş-kavga olan mutlu bir azınlık, söz konusu barış girişiminden dehşetli rahatsızlar. Otuz yıllık bu anlamsız savaşta yakınlarını yitiren ve canı ciğeri yananları boyuna tahrik ediyorlar. Onların acıları üzerinden yine rant elde etmek, prim yapmak peşindeler. Ne acıdır ki bu işin başını çekenler, ya çocuklarına kendi kapılarının önünde askerlik yaptıranlar, ya da rapor alarak hiç askere gitmeyenlerdir. Oysa bir savaşın sürmesini istemek, yeni tabutlar görmekten başka ne anlama gelebilir ki?
Şimdilik özgürlüğün yurdumuzda bu boyutta yeşermiş olmasına da kuşkusuz şükrediyoruz. Ama gün gelecek şu sıra yaşanan barış şenliğinin daha da serpilip boy atacağı kesin. Özgürlüğün gerçek erginliğine kavuşup, tebdili kıyafetle dolaşmaya gerek duymadan bütün görkemiyle sokaklarda gezmeye başladığı gün ise, bu zor ve güzel barışa katkılarından dolayı Abdullah Öcalan'ın da değeri bilinecek ve hakkı kendisine teslim edilecektir.
'Kürtler bu vatanı bölmek istiyor' teraneleri ile oy avcılığına çıkmış olan muhalefet partileri, dağdan inen gerçeklerden sonra halkın yüzüne nasıl bakacaklar merak ediyorum. Hele de aralarında yakın tanıdığımız ve gerçekten çok saygın Marksist babaların oğulları olan milletvekillerimiz!...
NOT: Bu arada kimi maksadını aşan gösterilerle barış cephesini güç durumda bırakma eylemleri görülmüyor değildir. Bunu özellikle Kürtler için söylüyorlar. Evet Kürt halkı mevcut konjonktürü daha hassas değerlendirmelidir. Bütün halklar gibi Türk halkı da sabırlıdır. Fakat ırkçı, kapitalist kafalı muhalefet partileri onları kendi haline bırakmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Aman ha ölçülü ve dengeli olmaya dikkat edilmelidir. Çünkü Türkiye barışa hiç bu kadar yaklaşmamıştı ve de barışa doğru adeta bir Sırat Köprüsü'nden geçiyor.