AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Yasakçı mankafalar


A. Hicri Izgören / Gündem Online

Yasakçı mankafalar - A. Hicri Izgören / Gündem Online 'Susturmak kendine güvenmemektir'
L.Rochefoucauld


'İyi şeyler olacak' denilse de iyi şeyler olmuyor...

Çözüm barış değil savaşta aranıyor. Kimse gerçekleri konuşmasın, yazmasın isteniyor.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi,hiçbir hukuki temele dayandırılmadan Günlük Gazetesi hakkında bir ay kapatma kararı verdi.
Barış kavramının seslendirilmeye çalışıldığı bu süreçte görünen odur ki her zamanki gibi,muhalif güçler sindirilmeye,toplum tepkisizleştirilmeye çalışılıyor.

Türkiye'de medya ve basın sistemin önemli ve güçlü bir kurumudur ve kendi mantalitesince görevi sisteme hizmet etmektir. Düzenin ruhu ticari ilişkilere dayandığı için, medyayı da bundan ayırmak mümkün değildir. Belli kalıp ve şablonları kırarak halka gerçeği yansıtmaya çalışan kimi yayın organları da sürekli kapatılıyor

Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutanlar, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de elinde tutma ve denetimi altına almayı istiyor ve tek bir farklı sesin çıkmasına tahammül edemiyor.

Türkiye'de demokrasi karşıtı cümle şoven, militarist ve statükocu kesimlerin üzerinde uzlaşmaya vardıkları nokta, dün olduğu gibi bugün de Kürt sorununda çözümsüzlük noktasıdır.

Farklı olanın saklandığı, istenmediği ve ezildiği bir yapı yerine, farklılığın zenginlik sayıldığı ve bu yüzden korunması gerektiği gerçeği zihinlerde yer bulmadıkça, sosyal barışı tehdit etmeyecek bir çözüm gerçekleşmedikçe yara kanamaya devam edecektir.

Gerçeklerden kaçarak ve korku duvarları kurarak ancak insanlar arasında düşmanlık yaratılabilir.Barış içinde yaşamanın koşulu gerçek anlamda çokdilli ve çokkültürlü bir ülke yaratmaktır. 

Bir halkın kimliğini, dilini, kültürünü yok sayma ve yok etme, türlü politika ve baskılara rağmen mümkün olmadı. Olmadı ama bu konudaki politikalar daha ince, daha derinleştirilmiş yöntemlerle sürdürülmek, içi boşaltılarak işlevsiz kılınmak isteniyor.

Ve ilginçtir bu konunun ilgilileri üç maymunu oynuyor. Birileri çıkıp bu ne menem şeydir bu, ne iştir demiyor. Ruhumuzu, aklımızı teneffüs ettirecek bir pencere açmıyor kimse.

İnsanın yaşamını daraltan, varlığını aşağılayan, özgürlüğünü kısıtlayan her uygulama, doğrudan doğruya insan oluşa yönelik bir saldırı olarak düşünülmelidir.

Düşünce, etkileyici ve dönüştürücü bir işleve sahiptir. İnsanın davranışlarına ve eylemlerine yansır. Bu durum bile toplumun gelişmesini, çağdaşlaşmasını istemeyen güçler için düşünceyi kısıtlamaya yeterli bir sebep olabiliyor. Kendi çıkarlarıyla toplumun gelişmesi arasında karşıtlık yaratan bu durumda değişik düşüncelerin yayılmasına karşı durmaları gerekecektir. Egemenler bunu açıkça, açık yüreklilikle söyleyemedikleri, ortaya koyamadıkları için, kendilerini değil de devleti korumaya çalıştıklarını ileri sürerler, 'devlet elden gidiyor' diye felaket tellallığı yaparlar. Yasama, yürütme ve yargı erki zaten ellerindedir. Bu sayede gelsin yasaklar, kısılsın sesler ve sürsün yalan, talan düzeni.

***

En masum talepleri bile suç sayan zihniyetin kamuoyu duyarlılığını ve zihinselini medyayı da yedeğine alarak oluşturduğu beyin yıkama çabaları, hiç eksik olmadı bu ülkede.

Burada çözümsüz olan konu, şu veya bu şekilde oluşmuş önyargılarımızı test etme ve doğruluğunu sınama imkanı bulamıyor olmamız iken, daha da kötü olanı, bu olanağı bulduğumuz durumda bile buna yanaşmıyor olmamızdır. Eğer bu bizde bir alışkanlık haline gelmişse, böyle bir düşünce tarzının paranoyak, bunun yaygınlaştığı toplumun da paranoya toplumu olduğu su götürmez bir gerçek.

Halk olgu ve olayları yargılamadan bilinçsizce benimser duruma getirilmiş. Yalan yanlış bilgilerle manipüle edilmiş.

Ahlaki değerleri bir yana bırakıp fayda-merkezli bir bakıştan bile baksak bu yaklaşımın devlet lehine bir yararı yok.Haklar ve özgürlüklerin özsel ve vazgeçilmez bir ahlaki değer oluşu, onu anlamaya çalışarak yaratılacak,birlikte kurulacak demokrat bir ilişki tipi bu zihniyete tamamen yabancıdır...

Artık bilinmelidir ki; Kürt sorunu bir kimlik ve o kimliğin gereklerini teslim etme sorunudur. Bir 'uyum'un uyumsuzları her dem bizim adımıza konuşmaya, bizim adımıza hareket etmeye başlarlar hep. Üstelik böyle yapmakla bizlere büyük bir 'iyilik' yaptıklarını sanırlar. Oysa onların kendilerine ve çevrelerinden başka kimseye faydaları yoktur. Onlar bir bedene, bir kalıba hapsetmişlerdir kendilerini. Onlar bir 'ben'in geçici ve uçucu suretine meftundurlar. Çoğaltılmış kopyaları vardır onların, kabuk bağlamış medeniyetleri. Kinleri vardır hayatın güzelliğine... Yalan dolanları vardır .

İnsanı koyunlaştırıp toplumu 'sürü'leştiren bağımlılıkların kaldırılmasında kendine insanım diyen her bireye düşen sorumluluklar vardır.

Unuttuğumuz ya da bilmediğimiz bir gerçek var ki, o da her şeyin bize sunanlardan ibaret olmadığı gerçeğidir. Bize sunulanlarla yetinmeyip gerçeği aramak için bir yolculuk başlatsak, görünenin ya da bize sunulanın ne kadar aldatıcı olduğunu hemen anlayacak ve oynanan bu oynun birer figüranı olmak yerine, soran sorgulayan ve eyleyen bir özne olacağız. Bu oyunları bozmanın başkaca bir yolu yoktur.

Devletin kendi vatandaşlarını farklı inanç ve görüşlerinden dolayı bastırma, imha ve inkar etmesi ne devlete, ne de Anadolu'da yaşayan halklara gözyaşı, kan ve ekonomik-sosyal yıkımdan başka bir yarar getirmeyecektir. 

Tarih bizlere, temel insan hakları için mücadele eden toplumsal uyanışın zor kullanılarak bastırılamayacağını defalarca göstermiştir. Demem o ki; toplumu ve toplum hayatını kıskaç altına alan zihniyete karşı, uyanık ve uyarıcı olmak, cesur ve mücadeleci olmak durumundayız.



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar