AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

İşbirlikçiliğin döşediği mayınlar


Fatih Yaşlı / Sendika.org

İşbirlikçiliğin döşediği mayınlar - Fatih Yaşlı / Sendika.org Türkiye bir süredir Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi ve temizleyen firmaya organik tarım yapması için yaklaşık elli yıllığına kiralanması meselesini tartışıyor. Mayınların Ottowa anlaşması gereğince temizlenmesi gerektiğini, AKP’nin temizliği bir İsrail firmasına ihale etmeyi amaçladığını, ordunun buna çok büyük bir itirazı olmadığını ve muhafazakâr kesimin bazı isimlerinin meseleye sert tepki verdiğini biliyoruz.

Ancak esas soruyu sormayı unutuyoruz: Yüz binlerce mayını Suriye sınırına kim ne zaman ve ne amaçla döşedi? Bu sorunun yanıtı içerisinde Türkiye’nin son altmış yıllık iç ve dış siyasetini anlamanın ipuçlarını barındırıyor ve bu siyasete anti-komünizmin damgasını nasıl vurduğunu gösteriyor. O halde soruyu yanıtlamaya çalışalım.

CIA Türkiye masasının eski şeflerinden Graham Fuller’in son kitabı Yeni Türkiye Cumhuriyeti, AKP-Gülen cemaati ittifakının yeni dış politikasını ya da aynı anlama gelmek üzere yeni-Osmanlıcılığı anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Ancak kitabın temel tezi açıkça ideolojik bir mistifikasyonu amaçlıyor. Buna göre, cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye Osmanlı geçmişinden kopabilmek adına bölge ülkeleri ile ilişkilerini koparıyor ve bölgeye ancak AKP iktidarı ile birlikte geri dönüyor. Oysa Cumhuriyet karşıtlığı üzerine inşa edilen liberal-muhafazakâr paradigmanın iştiyakla benimsediği bu tez hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor. Doğru, cumhuriyet rejimi sahiden de bölgeden uzak duruyor ancak bunun temelinde Osmanlı ile bağları koparmayı amaçlaması değil, güçsüzlüğünün farkında oluşu ve bölgeye “bulaşmama” isteği yer alıyor. Üstelik CHP iktidarı İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından bölgedeki ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor ancak Soğuk Savaş’ın cephelerinden biri olma kararının alındığı 1947 yılından itibaren ilişkilerin temeline anti-komünizm olgusu kesin bir şekilde damgasını vuruyor.

Türkiye’nin Arap dünyası nezdinde emperyalizmin uydusu bir devlet haline gelişi ise liberaller ve muhafazakârların demokrasi yıldızı Menderes ve Demokrat Parti iktidarı esnasında gerçekleşiyor. Yani Fuller’in ve liberal-muhafazakâr ittifakın tezlerinin aksine, Türkiye’yi bölge ülkelerine Kemalistler değil Menderes ve DP şahsında Türk sağı düşman ediyor. İşte şimdilerde temizlenmesi gündeme gelen mayınlar da Menderes ve DP iktidarının Türkiye’yi ABD’nin bölgedeki karakolu haline getirmek için izledikleri işbirlikçi siyasete uygun bir şekilde 1950’li yıllarda döşeniyor.

DP, Türkiye egemen sınıfının Truman doktriniyle birlikte CHP’nin iktidarda olduğu 1947 yılından itibaren geliştirdiği işbirlikçi politikaları, on yıllık iktidarı boyunca derinleştiriyor ve bir yarı sömürge ülke yaratmayı başarıyor. Komünizmle savaşmak için Kore’ye asker gönderilmesinin ardından 1952 yılında Türkiye üye ülkeler tarafından NATO’ya davet ediliyor ve TBMM’deki bütün milletvekillerinin evet oyuyla bu davete icabet ediyor.

Anti-komünizmin dış ve iç politikanın esas belirleyicisi haline geldiği bu dönemde DP iktidarı İngiltere ve ABD ile işbirliği içerisinde Arap coğrafyasındaki batı yanlısı rejimlerle diplomatik ilişkilerini geliştiriyor ve Arap bağımsızlık hareketlerine karşıtlık üzerine temellenen bir bölgesel dış politika izliyor. Örneğin Mısır’la Suriye arasında vuku bulan Süveyş krizinde İngiltere’nin yanında yer alırken, Fas ve Tunus’taki bağımsızlıkçı ayaklanmalarda da, Cezayir’in bağımsızlık savaşında da Fransa’nın tarafını tutuyor. Hatta Menderes hükümeti Irak kralı Faysal’ı devirip cumhuriyeti ilan eden darbenin ardından Irak’a yönelik bir askeri müdahale planlıyor ancak ABD tarafından durduruluyor.

Dönem boyunca bölgede bağımsızlıkçı akımların liderliğini Mısır üstlenirken, emperyalizmin işbirlikçiliği görevini Menderes ve DP şahsında Türkiye üstleniyor. İşte Türkiye ile Suriye arasındaki gerilim de böylesi bir konjonktürde ortaya çıkıyor. 1957 yılından itibaren Suriye Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlıyor ve orduda yapılan büyük bir tasfiye ile birlikte Genelkurmay başkanlığına Sovyet yanlısı Albay Afif Birzi getiriliyor. ABD’nin Suriye’ye komşu devletlere silah yardımı yapacağının açıklamasının ardından Menderes hükümeti Suriye sınırına yaklaşık 35.000 asker yığıyor. SSCB, Menderes’e gönderdiği mektupta Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir saldırıda bulunması halinde bunun sadece Türkiye ile Suriye arasında geçecek bir savaş olmayacağını belirtiyor. Bu esnada ABD de Türkiye’yi destekleyen açıklamalar yaparak Ortadoğu’da barışa asıl tehdidin Suriye’den geldiğini iddia ediyor. Gerilim öylesine büyüyor ki iki Sovyet savaş gemisi Suriye’nin Lazkiye limanını ve ABD altıncı filosuna bağlı gemiler de İzmir limanını ziyaret ediyor. İşte bugünlerde temizlenmesi tartışılan yüz binlerce mayın da bu dönemde NATO’ya bağlı NAMSA ile yürütülen ortak çalışma ile birlikte Suriye sınırına döşeniyor.

Üzerinden geçen yaklaşık 50 yılın ardından, işbirlikçiliğin döşediği ve ülkeleri birbirine düşman eden mayınlar, bu sefer de temizlenmeleri vesilesiyle işbirlikçiliğin sürekliliğini görmemize yardımcı oluyor. Mayınları döşeyen Menderes hükümetinin günümüzdeki mirasçısı AKP hükümeti IMF programları ile ülke tarımını nasıl çökerttiğini unutmuşuz gibi, temizlenen topraklarda yabancı firmalarca organik tarım yapılacağını ileri sürüyor ve bizden de buna inanmamızı bekliyor.

Soğuk Savaş, işbirlikçilik, Türk sağının ABD ve İsrail muhipliği, ülkenin yarı-sömürge haline getirilişi, tarımın çökertilişi, topraksız köylüler, Kürt sorunu… Mayın mevzuu DP’den AP’ye uzanan bütün bir sağ gelenekle hesaplaşmak ve bu hesaplaşmayı toplumsal zeminde meşrulaştırmak için önemli bir fırsat olarak karşımızda duruyor. Türkiye solunun mayın meselesine muhalefeti pazar günü Şanlıurfa’da konuyla ilgili bir miting yapan Saadet Partisi’ne bırakmaması ve inisiyatifi eline alması gerekiyor.



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar