
İlker Başbuğ Washington'da Amerikalılara hitaben konuştu: PKK tasfiye edilmelidir.
Cevat Öneş İstanbul'da Barış Meclisi kürsüsünden konuştu: PKK tasfiye edilmelidir.
Sizce bu iki 'tasfiye' aynı şey mi?
Bence aynı şey değil.
Fark şurada: Orgeneral Başbuğ, PKK'nin 'tasfiyesini' tartışmıyor. Kendisine verilen ve siyasi iradenin geri alamadığı, değiştiremediği, değiştirmeyi teklif bile edemediği 'arama, bulma ve yok etme' görevini açıklıyor. Yapacaklarını söylüyor.
MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ise, 'tasfiye' yanlısı olarak, 'tasfiye' karşıtlarıyla diyalog kuruyor. Onlarla kendi 'tasfiye' görüşünü tartışıyor.
İşte günümüzün en temel iki farklı yaklaşımı bu iki ismin konumlarında açık bir şekilde yansıyor.
Hiç kimse Başbuğ ile tartışamaz. Asker tartışmayı kabul etmiyor. Asker 'emir-demir' diyalektiğinden anlıyor.
Ama belli ki MİT dünyası bu konuyu, başkalarının 'PKK uzantısı' saydığı yerlerde bile tartışmayı kabul ediyor. Şimdilik 'emekli' olmuş mensupları aracılığı ile bu diyalogu kuruyor.
Cevat Öneş'in 'emekli' bir MİT mensubu olması, Mahir Kaynak'ın 'emekli' MİT elemanı olmasına belli ki hiç benzemiyor. Onun konumu, İlker Başbuğ'un törenli toplantılarda sağ yamacına aldığı emekli orgenerallerin durumunu andırıyor.
Bir an için bu emekli orgenerallerden birinin Barış Meclisi kürsüsünden kendi 'tasfiye' planını tartışmaya açtığını düşünürseniz, durum bütün açıklığıyla gözler önüne serilir. Başbuğ'un yaptığı konuşma, hiçbir emekli orgeneralin Cevat Öneş'in yöntemini kullanamayacağını kanıtlar.
O helde karşımızda iki devlet ve iki tutum olduğu açıktır.
Her ikisi de devlet olduğu için, her ikisinin ortak noktası 'tasfiye'dir. Bu devletin birisi 'Ararım, bulurum, imha ederim' derken, diğeri, kimilerine göre 'arayıp, bulup, imha edileceklerin' uzantısı sayılanların arasında 'Benim imha planım şudur, buyrun tartışalım' demektedir.
Bunun adına diyalog denir.
Sanıldığı gibi diyalog, 'PKK'yi imha etmekten söz etmeyen' demokratlarla PKK ya da Öcalan, ya da DTP arasında olmayacaktır. PKK'yi imha etmek isteyen devletle bu sayılanlar arasında diyalog olacaktır. Biz kendi aramızda sabahtan akşama kadar 'muhabbet' ederiz. Devlet'le 'muhabbet' olmaz, ama diyalog olur.
O halde, Cevat Öneş'le 'tasfiye' sorununu tartışmak gerekir. Örneğin bir köşe yazarının 'tasfiye' laflarına hiç kimsenin yüz vermesi beklenemez. Ama burada iş tümüyle başkadır. Diyalog'un 'dolaylı' tarafının bir eski mensubuna itiraz etmek, onu eleştirmek, karşı görüşler ortaya koymak aslında diyaloga başlamak demektir. Bunu, Barış Meclisi toplantısına katılarak, bizzat Cevat Öneş kabul etmiştir.
İşte size diyalog.
Öneş 'PKK'nin tasfiyesi'nden söz ettiği zaman, barış yanlısının 'Vay canına, meğer bu da tasfiyeciymiş' diyerek küsmesi doğru olmaz. Bu 'tasfiye' kavramından ne anlaşıldığını tartışmak gerekir. Eğer Öneş'in 'tasfiyeden' kastı, PKK'nin sonunda 'çözüm' olacağına ikna olduktan, bu ikna süreci boyunca iki tarafın ellerini tetikten çekerek, ikna ve güven verme sürecine fırsat tanınmasından sonra, PKK'nin kendi iradesiyle Türkiye sınırları içinde silahlarını bırakması ise, Öneş bunu 'tasfiye' kavramıyla açıklıyorsa, bunun adına 'PKK'nin tasfiyesi' dememekle birlikte Öneş'in 'tasfiye' planını bizzat PKK tartışamaz mı? Bence tartışır. Çünkü PKK zaten bunu tartışmıyor mu? 'Elimizi tetikten çekelim, bize çözüme dair olumlu, ikna edici işaretler verin, Türkiye sınırları içinde silahları bırakalım' demiyor mu?
İşte bu yöntemle diyalog başlamış olur. Sonra sıra, 'kimlik', 'demokratik özerklik', 'anayasa', 'karşılıklı af', 'Demokratik Cumhuriyet' vs. konularında konuşmaya gelir. 'A' diyen, 'B' de demelidir. Bir konuda diyalog kuran, her konuda tartışmaya hazır olmalıdır.
Bunun adına Başbakan, siyasetin esnaf çarşısında konuştuğu için, 'pazarlık' dese de, bu uygar toplumlara özgü 'diyalog'dur.
Kürtler taleplerini söyleyecektir. Söylemesinler mi?
Devlet adına hükümet bunun bir kısmını reddedecektir. Edemez mi?
Kürtler taleplerinde direneceklerdir. Direnemezler mi?
Diyalog elbette 'heyetler arası müzakere' ile sınırlı değildir. Aynı zamanda sokağa çıkan bir milyon Kürt kadın ve erkeği ile devletin 'üç kuvveti' yasama, yargı ve yürütme güçleri arasındaki mücadelenin de adıdır.
Diyalog girmeyen eve, asker girer. Diyalog giren evin kapısından ise şiddet, evi terkeder. Ama evde tartışma, mücadele, yarış sürer gider.
Bunun adına barışçı, demokratik çözüm süreci deniyor Baylar, Bayanlar..