
Türkiye'de, bir süredir 'siviller' 'Kürt sorununa çözümü' tartışıyorlar.
Devletin en 'üst' makamında yer alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'çözüm için çok uygun bir dönemdeyiz' diyor.
Bugüne dek, 'barış' kavramını ağzına almayan Baykal dahi nispetten yumuşak açıklamalar yapıyor.
Topraklarımızda adeta 'barış rüzgarları' esiyor.
Bizler, yani devletten bu güne kadar, 'tabiri caiz ise' 'çok çekmiş' olanlar ve 'sistemi iyi tanıyanlar ise', mesafeli duruşumuzu korusak da ümitlenmiyor da değiliz.
'Acaba' diyoruz 'bu kez yanılıyor muyuz ?'
'Gerçekten değişiyor mu bir şeyler?' dememize vakit bile kalmıyor.
ABD'den 'çok tanıdık' bir ses yükseliyor. 'Hayır' diyor. 'Biz buradayız. 'Biz varken çözümü unuttun.'
Evet, hep birlikte kısa süreli bir rüya gördük. Cumhurbaşkanı'nın sözleri bizde 'antideprasan' etkisi yaptı adeta...
Gevşedik, ümitlendik biraz olsa da...
Ancak Orgeneral İlker Başbuğ, adeta bir 'şok tedavisi' ile bizleri kendimize getirdi.
Başbuğ, bir kez daha herkese hatırlattı. 'Görünürdeki değil, gerçek devletin sahipleri olarak, biz sizlere ümitlenme hakkını dahi yasaklıyoruz. Çünkü biz iktidarız, silah ve sermaye elimizde... Ve bunun değişmesini hiç istemiyoruz. Hem size ne oluyor. Halkımız bize güveniyor. Unutmayın ki en güvenilir kurum hâlâ ordu... Bu güven iktidarımızı korumamızın en büyük desteğini oluşturuyor!'
Evet, biz istemesek de gerçek bu!
Ne yazık ki, Türkiye'yi onlar yönetiyorlar. ABD'nin Ortadoğu politikaları Türk militaristlerin politikaları ile kısmen çelişiyor. ABD, Ortadoğu'da yeni 'savaş alanları' istemiyor.
Bu çok belli. Ve unutmayalım ki ABD dünyayı yönetiyor.
Tüm bu gerçeklere inat, İlker Başbuğ, 'çözümsüzlük politikalarında, savaşta ve imhada kararlı' olduklarını ABD'den haykırıyor.
Cumhurbaşkanını, Başbakanı 'hizaya geçmeye' davet ediyor.
Hafta sonu İstanbul'da Türkiye Barış Meclisi'nin düzenlediği toplantıda, Ahmet Türk çok doğru bir şey söyledi.
Dedi ki, 'Genelkurmay Başkanı, bize değil Cumhurbaşkanı'na ve Başbakan'a mesaj verdi'.
Aynı düşüncedeyim.
Başbuğ çok iyi biliyor. O konuşunca Kürtler hizaya geçmez, ama Cumhurbaşkanı ve Başbakan geçer.
Ve bu böyle olduğu sürece, Türkiye'de 'sivil politikacılar' militarist politikalara boyun eğmeye devam ettikçe, hem kendi güvenilirlikleri daha tartışmalı hale gelecek hem de Türkiye yerinde saymaya devam edecek!