AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Edebiyat ve acil bakım servisi


Hasan Kıyafet / Günlük

Edebiyat ve acil bakım servisi - Hasan Kıyafet / Günlük Doğru dürüst bir hastaneye acil ve yoğun bakım servisleri tartışmasız gereklidir. İlkin kanamalı bir hastaya koşmak ise, kanserli ya da tüberüklozlu olanları ihmal anlamına gelmez. Ne demek istiyoruz? Açıktır ki öncelik diye bir olgu var.

Acil ve yoğun bakım servisleri sadece hastanelere değil, gerçekte her kurum ve kuruluşa gereklidir. Örneğin edebiyat ve sanatın da acil bakım üniteleri olmalıdır. Çünkü uğraşı alanı insan yaşamıdır. Hem de kesin bir rakam veremeyeceğimiz boyutlarda insan yaşamı. Gel gör ki yurdumuzda yaşamsal önem içeren kurumların bu servisi ya yoktur, ya da kapısı sıkı sıkı kapısı kilitlidir. Tıpkı kimi okullarımızdaki göstermelik kitaplık kapıları gibi...

Ünlü yazar Yaşar Kemal: 'Fırat suyu kan akıyor baksana!' diyor. Oysa epey zamandır sadece Fırat'ın suyu kan akmıyor, ülkenin her yanından kan sızıyor. Sözü dolaştırmadan söylemek gerekirse, bu süreçte toplumların en duyarlı kesimi diye bilinen sanat ve edebiyat ne yapıyor? Başka bir tanımı da yaşamı güzelleştirmek uğraşısı olarak nitelenen edebiyat! Yoksa yaşam güzel de biz mi farkında değiliz? Bir avuç canı yanmışın, ya da çağının sorumluluğunu gerçekten özümsemiş aydın ve sanatçının dışında, kimsenin ciddi bir şey yaptığı söylenebilir mi?

Kimisi düşük yoğunluklu bir savaş, kimisi adı konmamış bir savaş diyor. Adı ne olursa olsun demek ki ortada bir savaş var. Bu gerçeği görmezden gelmek sızıyı dindiriyor mu? Kesin hayır! 'Bilge' köyünde olduğu gibi cinnet boyutlarında cinayetler işleniyor. Mutluluk ve mutsuzluk bulaşıcı imiş. Son Adana'da bir apartmanın dokuzuncu katında aynı aileden dokuz kişinin, yine aynı aileden birisi tarafından katledilişi, 'Bilge' köyünün bir yansıması olmasın! Müzmin korku, şiddet ve her türlü baskı altında tutulan halklarda sık görülen sosyal çürüme hastalığıdır bu. Ayrıca yarın nerede, nasıl uç vereceği belli olmaz. Üstelik bu hastalığın aşısı da yoktur...

Evet tanısı konmuştur, hastalık var. Pekiyi çözüm? Herhalde yapılacak ilk iş hastayı en yakın acil servise götürüp, kanamayı durdurmak olacaktır. Ondan sonrası doktorların bileceği iştir. Ama hangi doktordan söz ediyoruz? Çünkü burada sorun cerrahların kesip biçerek onaracağından daha boyutlu. Kanama ruhsal, fiziksel, toplumsal iç kanamaya dönüşmüş. Demek ki sadece cerraha değil, sosyolog, psikolog, pedegog, yazar çizer sanatçı yani insan mühendislerine gereksinim var. Şöyle ki çaplı, aklı başında dünyası geniş kocaman insanlara. Ne yazık ki önemsediğimiz bu insanların bile çoğunun kafasında henüz bir bir acil servis gereksinimleri yok...

Sanatçı yarından ötesini gören insandır. Yani bazen Jonathan Swift gibi Cüceler Ülkesi'ni, Jules Verne gibi denizlerin dibini, Won Brown gibi uzayın derinliklerine göz dikendir. Önce yurdunu, yakın çevresini Kürt, Türk, Laz, Çerkes demeden avucunun içi gibi bilendir. Ufuk çizgisi kendi göz sınırlarını aşamayan sanatçıya sanatçı, aydına aydın denebilir mi?

Sanatçının edebiyatçının elbette ilkleri ve günceli olacaktır. Olmalıdır! Çünkü yarın bu günün üzerine kurulacaktır. İster Kürt sorunu,ister Kürt gerçeği diyelim ama ortada bir problem var. Bu hepimizi acıtıyor, canını yakıyor. Yani bizim güncelimiz barıştan başka ne olabilir? Kuşkusuz barışı talep etmek yetmiyor. Onun için bir şeyler yapmak, elimizi taşın altına sokmamız gerekiyor. Yazar kalemi, ressam fırçası, gazeteci kamerası ve yine kalemiyle meydanda olmalıdır.

Son yıllarda ünlü ünsüz sanatçılara kırgınlığımız, günümüzde yaşanan trajedileri biraz es geçmeleridir. Bilindiği gibi birey psikolojisini işliyorum diyerek, bireyciliği bencilliği, insanı keşf ediyorum diyerek, insanın kuytu yerleriyle oynamayı kendine iş edinen bir tür edebiyat yaratılmıştır. Bu anlamda bir de aşk romanı yazıyorum deyip, öz bunalımlarını toplumun sorunuymuş gibi sunanlar var. Sanatın ayağını yerden kesme pahasına uzaysal soyutlamalara, mezarlarla cinlerle uğraşarak korku tüccarlığı yapanlar da cabası... Oysa yıllardır canımızı çıkaran,nice anaları ağlatan bir sıcak savaş sürüyor sokakta,dahası hanemizde. Pekiyi bu arada biz önemli insanlar ne yapıyoruz?

Sözün özü, son dönemde kapımıza kadar gelmiş bir barış fırsatı var. Sanatçılar, aydınlar, aklı başında her insan daha ne bekliyor? Yarın çok geç olabilir. Zamanında yapılmayan iş hiç yapılmamış işmiş. Var sandığımız yeteneklerimizi hangi güne saklıyoruz? Acil servisi olmayan bir edebiyat yarın yoğun bakıma konacak hasta bulamayabilir. Gerçekte sitemimin çoğu bizim eski sol kökenli dostlara idi. Kimisi Avrupa'ya giden yol Diyarbakır'dan geçer, dedi. Kimisi gerçek demokrasiye giden yol bizim oradan geçer, dedi. Bence Türkiye'de sosyalizme giden yol Kürt sorununun adil çözümünden geçer. Halen sosyalist kalmışlara duyurulur...



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar