
Nihayet öğrendik! 14 Nisan'dan beri tutuklu bulunan 52 DTP yöneticisinin neyle suçlandığını merak ediyorduk. Malum, dosyada gizlilik kararı vardı ya, tutuklu olanlar ve avukatları da dahil kimse 'suç' hakkında bilgi sahibi değildi.
Önceki gün, 148 sayfalık iddianame, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi.
2 yıllık teknik takip, 40 bin telefon konuşması dinlemesine dayanarak hazırlanan iddianameden basına yansıyanları hemen okudum. Sonra bir daha okudum. Anlayamadım.
Çoğumuzun zaten bildiği, tanık olduğu, izlediği şeyler özel yetkili savcılara göre suçmuş meğer.
Mesela, bu arkadaşlar ülke genelindeki çalışmaları Çukurova, Diyarbakır, Serhat (Erzurum) ve Ege olmak üzere 4 ana bölge üzerinden koordine ediyorlarmış. Parti genel başkanlığı yapmış biri olarak diyorum ki, örgütlenme mevzularında böyle pratik yollar bulmak şarttır. Eğer aynı partide olsaydık, onları bu başarılı buluşlarından dolayı kutlardım.
Sonra efendim, bölge, il, ilçe, semt, mahalle ve sokak meclisleri şeklinde örgütlenerek, halkın sorunlarının oluşturulan meclisler marifetiyle çözülmesi kararı almışlar. Bence iyi yapmışlar. Siyasetçi halkın sorunlarını çözmeyecek de ne yapacak?
Bu arkadaşlar bir de, sadece Kürt kökenlilerle değil bu bölgede yaşayan diğer azınlıklarla da ilişkilenmeyi hedeflemişler. Valla ne diyeyim, doğru hedef saptamışlar. Baksanıza Başbakan bile azınlıklara yapılanları lanetliyor şimdi.
Siyasi, ekolojik ve yerel yönetimler, hukuk, dış ilişkiler, azınlıklar ve inanç grupları gibi alan merkezlerinin kurulmasını programlamışlar. Bence bu da doğru bir çalışma yöntemi. Bir parti çalışmasında alan çalışması şart, yeter ki alanları doğru saptayalım.
DTP'nin Demokratik Özerklik Projesi'nden ise hiç söz etmeyelim. İddianamede o proje de 'suç unsuru'.
Tutuklananlar PKK Lideri Abdullah Öcalan'dan 'önderlik' diye söz ediyorlarmış. Ben Abdullah Öcalan'dan 'önderlik' diye söz eden binlerce kişi tanıyorum. Benim tanımamı bırakın bir yana, zaten üç buçuk milyon kişi 'Abdullah Öcalan benim siyasi irademdir' dedi ve altına imza attı. O imzalar da Meclis'e gönderildi. Hepsi mi örgüt üyesi?
Tutuklananlar Sabri Ok'la telefonda görüşmüşler. İyi de, benim bile kendisiyle tanımışlığım, konuşmuşluğum var. Sabri Ok çok kısa bir zaman önce askerliğini yaptı. Türkiye'de yaşadı. DTP'nin danışmanlarındandı. Siyasetle ilişkilenen birinin, hele hele DTP'de siyaset yapan birinin Sabru Oku'u tanımasından, onunla telefonlaşmasından daha doğal ne olabilir?
Bir de Kamuran Yüksek arkadaşımın kişisel bilgisayarında PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı Adası'ndaki durumuyla ilgili bilgiler varmış. İnsanın inanası gelmiyor. Bu da suç!
Kafamı kurcalayan bir şey var. Onu göremedim iddianamede. Deniyor ki, 'terör örgütünün kent merkezlerindeki eylemlerini koordine etmek.' Fakat iddianameye yansıyan bir tek 'terör' eylemi yok. İddianamede fail var ama ortada bu faillerin işlediği suç yok.
Eğer böyle iddianameler hazırlamaya başlarsanız, etrafta suç işlememiş kimse kalmaz.
Zaten bu kafa, şimdi de KESK yöneticilerini hedef aldı. DTP'lilerle ilgili iddianame yayınlandığı gün, 34 KESK yöneticisi gözaltına alındı. Belli ki, kısa bir süre sonra onlarla da ilgili aynı türden iddianameler ortaya çıkacak. 'KESK'in üye sayısını arttırma kararı almışsınız. Suç işlemişsiniz!', 'KESK'te cinsiyetçilikle mücadele kararı almışsınız. Bu da suç!', 'KESK çalışmalarınızı Türkiye'yi bölgelere ayırarak yürütmüşsünüz. Suç!'
Yeter ki, isteyin. Bulursunuz.
Bir yandan operasyonlar devam ediyor, bir yandan mayınlar patlıyor. Sivil siyasetin bir tarafı baskı altına alınmak, susturulmak isteniyor. Bir taraf zaten susuyor. Başbakan üç haftadır Meclis grubunu bile toplamadı.
Cumhurbaşkanı ise 'gecikmeyelim' diyor. İyi de nasıl?