AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Dil ve Eğitim


Sami Tan / Günlük

Dil ve Eğitim - Sami Tan / Günlük Anadilde eğitim meselesi Türkiye'de olduğu kadar uluslararası çapta da tartışılan, incelenen bir konu. Türkiye'nin bu konudaki yaklaşımı da her zaman tartışma ve araştırma konusu olmuştur. Ulusal ve uluslararası birçok kurum bu konuda rapor hazırlamışlardır. 'Minority Rights Group International (Uluslararası Azınlık Hakları Grubu) 'Unutmak mı Asimilasyon mu? Türkiye'nin Eğitimin Sisteminde Azınlıklar' adıyla rapor hazırladı. Bu rapor 16 Mart tarihinde İstanbul'da Avrupa Bilgi Merkezi'nde bizim de İstanbul Kürt Enstitüsü adına yer aldığımız bir panel ile kamuoyuna açıklandı. Basının önemli bir kesiminin katıldığı bu etkinlik basında yeterince yer almadı. Nurcan Kaya tarafından hazırlanan bu raporun dil ve eğitim bölümünü size sunuyoruz

Uluslararası standartlar

Uluslararası hukuk, resmi dili öğreten veya bu dilde eğitim veren devletlere saygı göstermekle birlikte, devletlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin istekleri dışında asimilasyonunu amaçlayan politikalardan veya uygulamalardan uzak durmasını ve bu kişileri asimilasyona yönelik her türlü işlemden korumasını şart koşmaktadır. Bunun yanı sıra, devletlere ulusal azınlıkların kendi dillerini korumaları için gerekli koşulları teşvik etme yükümlülüğü getirmektedir. Dolayısıyla Azınlıkların anadillerini öğrenme hakkı, anadillerinde eğitim alma hakkı ve kendi eğitim kurumlarını kurma ve işletme hakkı uluslararası hukuk tarafından öngörülen azınlık koruma sisteminin temel bir öğesidir.

Anadilde eğitim, eğitimin kalitesi ve azınlık çocuklarının entegrasyonu açısından önemli bir rol oynamaktadır. 2000 yılında düzenlenen Dünya Eğitim Forumu'nda sunulan bir rapora göre: 'Son kırk yıldır, öğrencilere anlamadıkları bir dilde eğitim vermenin pek de verimli olmadığı ve yüksek oranda sınıfta kalma ve terk örneklerine sebep olduğunu gösteren veriler edinilmiştir. Bunun eğitime erişimi etkilediği şüphesizdir: Ebeveynlerin öğrenme kapasitesi bulunmadığını düşündükleri çocukları okuldan aldıkları bilinen bir gerçektir.'

Eğitimsel gelişim uzmanı Carole Benson'a göre, öğrencilere anlamadığı bir dilde eğitim vermek 'öğrencilere yüzmeyi öğretmeden suyun altında tutmaya' benzemektedir.

Kurumları yönetme özgürlüğü

Ulusal Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşmesi (UAÇS)'nin 13. maddesi, devletlerin, azınlıkların kendi özel eğitim ve öğretim kurumlarını kurma ve işletme hakkını tanımalarını şart koşmakta ve devletlerin bu hakkın kullanımını finanse etmekle yükümlü olmadıklarını söylemektedir.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 13. maddesinin dördüncü fıkrası 'bireylerin ve kuruluşların eğitim kurumları kurma ve yönetme özgürlüğünü' koruma altına almaktadır. Daha ayrıntılı olarak, Eğitimde Ayrımcılığa Karşı UNESCO Sözleşmesi, devletlerin, 'ulusal azınlık üyelerinin okul kurmak, her bir devletin eğitim politikasına bağlı olarak, kendi dillerini kullanmak veya öğretmek de dahil olmak üzere kendi eğitim faaliyetlerini sürdürme hakkını tanımasını' gerektirmektedir. Lahey Tavsiyeleri de aynı ilkeyi belirtmektedir. Devletlerin 'bu haktan yararlanılmasını, bu kurumların kurulmasını ve işletilmesini düzenleyen haksız oranda külfetli hukuki ve idari şartlar koyarak engellememesi' gerekmektedir. UAÇS'nin 14. maddesi, bir ulusal azınlığa mensup olan herkesin kendi azınlık dilini öğrenme hakkının devletler tarafından tanınmasını öngörmektedir. 14. madde ayrıca, devletlerin azınlıklara, geleneksel olarak veya büyük oranda azınlıkların yaşadığı bölgelerde yeterli talep olması halinde ve devletlerin eğitim sistemleri çerçevesinde mümkün olduğu kadarıyla, kendi dillerini öğrenmeleri ve kendi dillerinde eğitim almaları için yeterli fırsatı sunması gerektiğini dile getirmektedir. Devletler, azınlık dilleri eğitim müfredatının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi için merkezler açılmasını kolaylaştırmalıdır.

Azınlık dilinde eğitim müfredatı

AGİT, Lahey Tavsiyeleri'nde, ilköğretimde müfredatın azınlık dilinde öğretilmesi ve ayrıca azınlık dilinin düzenli bir ders konusu olarak okutulmasını tavsiye etmektedir. Devletin resmi dili de 'çocukları kültürel ve dilsel temellerini iyi anlayan ve her iki dili de bilen eğitimciler' tarafından düzenli bir ders konusu olarak okutulmalıdır. Devletlere ortaokul seviyesinde, müfredatın önemli bir kısmını azınlık dilinde sunmaları tavsiye edilmektedir. Azınlık dili ve devletin resmi dili düzenli bir ders konusu olarak okutulmaya devam etmelidir. Devletin resmi dilinde okutulan ders sayısının kademeli olarak arttırılması tavsiye edilmektedir ve araştırmalar kademeli artışın çocuk açısından daha iyi sonuç verdiğini göstermektedir. Dolayısıyla böyle bir eğitim sisteminin devamlılığı, diğer şeylerin yanı sıra, anadilde tüm disiplinlerde eğitim almış öğretmenlerin varlığına bağlı olacağından, devletlerin öğretmenlerin eğitimi için yeterli olanağı sunmaları ve bu eğitime erişimi kolaylaştırmaları tavsiye edilmektedir.

Devletlerin, kendi vatandaşlarına olduğu gibi, vatandaşı olmayan azınlıkların anadillerinde eğitim alma haklarını da belirli koşullar altında güvenceye almaları gerekmektedir. Hukuk Yoluyla Demokrasi için Avrupa Komisyonu (Venedik Komisyonu) tarafından 2006 yılında kabul edilen rapora göre:

'Bağımsızlık veya yeniden edinilen bağımsızlık sırasında orada yaşamakta olan ancak vatandaş sıfatı bulunmayan kişilerden oluşan gruplara, prensipte kendi dillerini öğrenme ve en azından belirli bir oranda, özellikle ilkokulda kendi dillerinde eğitim alma fırsatı tanınmalıdır.'

Lahey Tavsiyeleri de devletlerin, ulusal azınlıkların temsilcilerinin, hem bölgesel hem de ulusal seviyede azınlık dilleri ve eğitimle ilgili politika ve programların geliştirilmesi ve uygulanmasına katılımını sağlayacak koşulların yaratılmasını öngörmektedir. Özellikle ebeveynleri içerecek özel tedbirler alınmalıdır. UAÇS'nin 15. maddesi, kapsamı genişleterek, devletlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata etkili bir biçimde katılımları için gerekli koşulları oluşturmasını şart koşmaktadır. Bölgesel ve Azınlık Dilleri için Avrupa Şartı'nın 7. maddesinin 4. fıkrası, devletlerin her bir azınlık grubunun görüşünü yansıtacak danışma organları kurmasını şart koşmaktadır.

Türkiye'deki mevzuat ve uygulama

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 3. maddesi devletin dilinin Türkçe olduğunu belirtmektedir. Anayasa'nın 42. maddesi ise şu ifadeyi taşımaktadır:

'Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır.'

Anayasa azınlık dillerinin öğretilmesini ve öğrenilmesini yasaklarken, Türkçe'nin araştırılması ve Türkçe yayın yapılmasını teşvik etmektedir. Anayasa'nın 42. maddesinin Türkçe dışındaki dillerde anadil eğitimi verilmesinin yasaklanması ve Türkçe dışındaki dillerin anadil olarak öğretilmesinin yasaklanması gibi iki esaslı sonucu olmaktadır. Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 10. maddesi, Türk dilinin öğretilmesini ve zenginleştirilmesini hedeflerden biri olarak saymaktadır.

Anadilde eğitim

Lozan Antlaşması'nın 41. maddesi, Türkiye'nin gayrimüslim azınlıkların önemli bir oranda ikamet ettiği il ve ilçelerdeki devlet okullarında anadillerinde eğitim sağlamasını şart koşmaktadır.

Ancak, bu hüküm Türkiye'deki hiçbir devlet okulunda uygulanmamaktadır. Bir Lozan azınlığı üyesi, kendi okullarının sayısının, giderek azalan nüfusları neticesinde son derece yeterli olduğu için bu hükmün uygulanmasına ihtiyaç duymadıklarını dile getirmektedir.

Hiçbir devlet okulu diğer azınlık dillerinden herhangi birini öğretim dili olarak kullanmamaktadır. Bu durum bilhassa, anadilde eğitimin devletin öncelikli ödevlerinden olduğunu ve kendilerine Kürtçe öğretim yapan özel okullar açma hakkı tanınmış olsaydı dahi, mevcut koşullar altında böyle bir okul açmak için yeterli kaynakları olmayacağını belirten bazı Kürt çevrelerce eleştirilmektedir. Birçok Kürt, Türkçe'yi ilkokulda öğrendiğini ve dersleri anlamak ve öğretmenlerle iletişim kurmakta güçlükler yaşadığını söylemektedir. Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği Genel Başkanı Mazhar Aktaş bu durumu şu şekilde örneklemiştir:

'İlkokuldayken sınıf arkadaşlarımla kavga etmiştik ve biri öğretmene şikayet etti. Türkçe'yi henüz pek anlamıyordum. Öğretmen bana küfredip küfretmediğimi sordu, sınıf arkadaşlarımdan biri bu soruyu tercüme etti. Kürtçe'de de aynı kelime var; ama Kürtçe'de 'küfür' sadece Allah'a hakaret etmek anlamında kullanılıyor. Soruyu yanlış anladım ve ısrarla küfretmediğimi söyledim. Bunun üzerine yalan söylediğim için dayak yedim.'

Laz bir öğretmen, ilkokuldayken bütün öğrencilerin Laz olmasına rağmen Lazca konuşmalarının yasak olduğunu ve Lazca konuştuklarında öğretmenlerin onları 'küçük düşürdüğünü' anlatmaktadır. Öğretmenler azınlık dilinde konuşsalar bile, çocuklarla bu dilde iletişim kurmaları onlara yönelik ayrımcılık yapılmasına sebep olabilmektedir. Bir öğretmen bu durumu şöyle ifade etmiştir:

'Öğretmen olarak, Türkçe'yi anlamayan ve bu nedenle yalnızlaşmış birçok öğrenciyle karşılaştım. Yasak olmasına rağmen onlarla Kürtçe konuşuyordum. Bir keresinde yerde 1,5 metre kar varken Sivas'tan sürüldüm. Bu tür sürgünlerin davranışımla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.'

Lozan Antlaşması'nın 40. maddesi, tüm gayrimüslim azınlıklara, giderlerini kendileri ödemek üzere, eğitim ve öğretim için her türlü okul ve başkaca kurum kurma, yönetme ve denetleme hakkı ve buralarda kendi dillerini kullanma ve kendi dinlerini serbestçe uygulama hakkı tanımaktadır. Uygulamada sadece Ermenilere, Rumlara ve Musevilere kendi okullarını kurma ve yönetme hakkı tanınmaktadır. 2008 yılı Mayıs ayı itibariyle, İstanbul'da çift dilde eğitim yapan (Ermenice-Türkçe) 19 Ermeni okuluna 3072 öğrenci kayıtlı durumdadır. Bir Ermeni Okulu'nun yönetim kurulunda yer alan Garo Paylan okulların durumunu şu şekilde ifade etmektedir:

'Bu okulların kapasitesi 6000 civarındadır. Ancak [...] mali sorunlardan ve diğer meselelerden ötürü bu alandaki gelişmeleri izleyemiyor ve diğer özel okullarla rekabet edemiyorlar. Bu yüzden bazı Ermeni aileleri çocuklarını diğer özel okullara göndermeyi tercih ediyor. Her yıl 150-200 kadar öğrenci kaybediyoruz; bu şekilde giderse önümüzdeki yıllarda 6-7 okulu kapatacağız.'

Şu anda mevcut olan 12 Rum okulunda 212 öğrenci kayıtlıdır. Ayrıca iki de Rum anaokulu bulunmaktadır. İstanbul'da bunlardan başka, eğitim dili olarak Türkçe ve İngilizce'yi kullanan ve İbranice'yi de dil olarak öğreten bir Musevi anaokulu, bir Musevi ilköğretim okulu ve bir de Musevi ortaöğretim kurumu bulunmaktadır. Lozan Antlaşması'nın getirdiği korumaya ve devletin Lozan'ın 39. maddesi ve Anayasa'nın 10. maddesi kapsamında tüm vatandaşlarına eşit muamelede bulunma taahhüdüne rağmen, Lozan okulları birçok bürokratik ve hukuki eşitsizlikle karşı karşıya kalmaktadır.

Bu sorunlar arasında müfredatın ve okul kitaplarının yenilenmesi konusu da yer almaktadır; yeni kitapların onaylanması için İstanbul'daki Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve Ankara'da Bakanlığa yapılan her başvuruyla birlikte, noter tarafından onaylanmış bir Türkçe tercümenin sunulması gerekmektedir. Garo Paylan, 2006 yılı sonlarında bir Ermeni okulu tarafından sunulan bazı kitapların halen onaylanmamış olduğunu söylemektedir. Paylan ayrıca, Türkiye'deki Ermeni okullarının alfabe ve lehçe farklılıklarından ötürü Ermenistan'daki kitapları; bilgi ve haritalara yaklaşım konusundaki temel farklardan ötürü de Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kitapları kullanamadığını da eklemektedir.

Ermeni okulları mali sıkıntılardan dolayı öğretmenlerine iyi bir ücret ödeyememektedir ve öğrencilerden pek çoğu üniversite giriş sınavlarından ötürü üniversitelerde ilgili bölümlere girememekte veya girmek istememektedir. Bu okulların karşı karşıya kaldığı sorunlar ile kaynak ve materyal eksikleri, pek az gencin bu okullarda çalışmak istemesi sonucunu doğurmaktadır. Ermeni okulları lehçe ve aksan farklılıkları yüzünden Ermenistan'dan da öğretmen getirememektedirler. Sonuç olarak, Ermenice konuşan sınıf öğretmenleri yetersiz sayıda kalmaktadır.

Ayrıca, Türkçe, tarih ve coğrafya dışındaki dersleri Ermenice öğretme hakları bulunmasına rağmen, bazı branş öğretmenleri yeterli derecede Ermenice bilmediğinden birçok ders Türkçe işlenmektedir. Üniversite giriş sınavları Türkçe dilinde yapıldığından, birtakım aileler de çocuklarının dersleri Türkçe olarak görmesini tercih etmektedir. Rum okulları Türkiye ile Yunanistan arasında karşılıklılık ilkesine yer veren antlaşmalara göre yönetilmektedir. Bu antlaşmaya göre, her iki devlet de ülkelerindeki Türk ve Rum okullarında çalışmak üzere öğretmen değişiminde bulunabilmektedir. Yunanistan'dan gönderilen bir öğretmenin (kontenjan öğretmenleri) uygulamada beş okulda öğretmenlik yapması mümkün olabilecekken sadece bir Rum okulunda öğretmenlik yapabilmektedir. Okulların halihazırda maddi sıkıntıları bulunmaktadır ve okulda sadece birkaç saat ders verecek bir öğretmene maaş ödemek çok masraflı olmaktadır.

Dolayısıyla Rum okulları kontenjan öğretmenleri konusunda sıkıntı yaşamaktadır. Diğer okullar gibi, bazı alanlarda uzman öğretmen eksiği ortaya çıktığında başka bir yerde çalışan öğretmenleri bir süreliğine görevlendirebilmeleri mümkün olsa da diğer okullardan farklı olarak, bunun için izin almaları gerekmektedir. Rumca günlük bir gazete olan Aboyevmatini'nin sahibi olan Mihail Vasiliadis, Zoğrafyon Lisesi'nin 2008 yılı Ocak ayında böyle bir öğretmen görevlendirmek için başvuruda bulunduğunu ancak iznin 2008 yılı Mayıs ayında çıktığını belirtmektedir.



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar