
Kürt gazeteciler, Türk basınında Kürtler üzerine yazılan haber, yorum ve analizlere çoğu zaman gülerler. Burnunun dibindeki soruna bu kadar 'Fransız' kalan başka bir basın dünyada var mıdır, diye de düşünürler. Olup bitenler deniz aşırı bir ülkede veya kıtanın diğer ucunda olsa amenna.
Türk basınında Kürtler, Kürt kuruluşları, Kürt liderler söz konusu olduğu zaman sözler ucuzluyor. Kürtleri aşağılayan sıfatlar çok rahat kullanılıyor. Görsel materyal üzerinde oynanılıyor. İddia özelliği taşımayan şeyler dahi kesin yargılara dönüşüyor veya dönüştürülüyor.
Kürtlerin her davranışı mercek altına alınıyor. Her sözünden manalar çıkarılıyor. Her davranışına kuşkuyla bakılıyor. Kürtlerin, hayatın bütün alanlarındaki başarıları küçümseniyor. Tıpkı DTP'nin 29 Mart yerel seçimlerinde aldığı başarının küçümsenmesi, orasından burasından çekiştirilerek Kürtler dışında 'gerekçeler' uydurulması gibi. Basın sürekli attığı manşetlerle, yaptığı yalan haberlerle, köşe yazılarıyla, TV programlarıyla Kürtleri resmen taciz ediyor.
Sağcısı, solcusu, liberali, özellikle de AKP yandaşı ve iktidar dalkavukçusu medya bunu hiçbir kural tanımadan yapıyor. Adeta 'sinekten yağ çıkarıyor.' Fethullahçıların bir TV kanalındaki dizi filminde olduğu gibi 'dinsiz-imansız-katil' bir Kürt imajı çiziliyor.
Türk basınının Kürtleri -ötekileştiren kavramı burada biraz hafif kalıyor- aşağılayan tavrı karşısında Ragıp Duran gibi tutarlı; ancak ne yazık ki bir elin parmağını geçmeyecek kadar az eleştirmeni bir tarafa bırakırsak, doğrusu kimseden çıt çıkmıyor.
Sözüm ona Kürtlerin haklarından bahsedenler dahi 'Katil, terörist, uyuşturucu taciri, bebek katili, bölücü' gibi aşağılayıcı bütün kavramları çekinmeden, sıkılmadan çok rahat kullanıyorlar. Kürt politik şahsiyetlerin yaptığı açıklamaları tersine çeviriyorlar, adeta sözlere takla attırıyorlar. Derin devletin 'iyi çocuklarının' yaptığı herhangi bir kanlı saldırıyı, son Güngören katliamında olduğu gibi Kürtlere mal ediyorlar. Bu işi öyle sıkılmadan, saklamadan, açıktan yapıyorlar.
En azından bu katliamdan dolayı Kürtleri aşağılayan, hakaret eden, Kürt Özgürlük Hareketi'ni 'katil, terörist, cani' diye manşete çıkaran, haber yapan, yorum yazan gazetecilerin ve yayın yönetmenlerinin kamuoyundan özür dilemesi gerekmez mi? Hadi diyelim ki Kürtleri boş verdiniz. Peki kendinize, kendi halkınıza da mı saygınız yok?
İşte bir başka örnek:
Önde gelen Türk gazetelerinin internet sitelerinde Obama-Türk görüşmesine ilişkin bir foto yayınlandı. Obama ayakta oturmak üzere, Ahmet Türk ise oturmak için eğildiği anda çekilmiş bir fotoğraf. Kare ustaca seçilmiş. Ahmet Türk Obama'nın karşısında başı eğik, yıkılmış bir vaziyette duruyor(!) Bu fotoğrafın yanlışlıkla veya bir tesadüf sonucu servise konulmadığından eminim. Son derece bilinçlice bir seçim yapılmış. Kürtleri aşağılamak için yapılmış bir seçim. Ama tiksinti verici bir seçim. Mide bulandırıcı bir durum.
Peki buna ne demeli?
Star gazetesi yazarlarından Hadi Özışık 'ROJ TV kimin televizyonu' diye bir yazı yazdı. Hani DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, ROJ TV 'Kürt halkının televizyonudur' dedi ya. Başka ne demesi bekleniyordu? Bunu anlamış değiliz. Ne deseydi. 'Gagavuz Türkleri'nin televizyonu' mu deseydi? Özışık, 'ismi kendisinde saklı eski bir ROJ TV çalışanı'nın sözüm ona mektubunu yayınlayarak bunun tersini ispatlamaya çalışıyor. Eskiden Emin Çölaşan Kürtlere saldırmak için 'minik kuşu'ndan haber alırdı. Şimdi ise 'adı bende saklı' mektuplar moda herhalde.
Söz konusu olan bir 'belge' olsa hadi neyse diyeceğiz. Ortada Aziz Nesin'in 'Fil Hamdi' hikayesine rahmet okutacak türden bir mektup, daha doğrusu bir istihbarat raporu var. Bu 'ciddi' yazar, 'mektubun' içindekiler doğru mudur, yanlış mıdır bakmaksızın ROJ TV'nin 'terör örgütüne' ait olduğunu bir çırpıda ispatlıyor(!) ve bunu da belge diye Türkiye'nin 'içi boş' şantajına rağmen NATO genel sekreteri seçilen Rasmussen'in dikkatine sunuyor. Ne yaman bir gazetecilik! Acaba? Bizden söylemesi. Bu tür 'minik kuş' mektupları söz konusu 'ciddi' yazarın deyimiyle 'dışarıya sallamak'tır. Boşa atmaktır.
Milyonlarca izleyicisi olan ROJ TV karşısında Türk basınının, özelde de söz konusu yazarın tavrı, Kürt karşıtlığının toplamından bir fazladır. 'Minik kuş' hikayeleri bir kıskançlığın yanı sıra, Kürtlere karşı duyulan kompleksin başka bir biçimde tezahürüdür. 'Ağaçtan maşa, Kürt'ten paşa olmaz' denilen bir toplumda buna da şükretmek gerekiyor belki.
Ha gayret 'Türk meslektaşlarımız', çağı yakalamanıza az kaldı...