AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Türk medyası cephe savaşında


Doğan Durgun / Gündem Online

Türk medyası cephe savaşında - Doğan Durgun / Gündem Online Geçen haftaki yazımda, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un boşuna medyayı esas duruşa davet ettiğini yazmıştım. Devamında ise, Türk medyası zaten hep esas duruşta oldu diye bitirmiştim. DTP'nin Meclis'e girmesi ile birlikte, kürtlere en büyük cephe savaşını medya açmış durumda. Diğer haberler çoğu zaman yorumsuz verilirken, DTP haberlerinde aranan mutlak kriter 'yorumlu' olması. Bu öyle bir yorum tarzı ki, bu partiye oy veren herkesi aptal, kandırılmış gören, jakoben, aşağılayıcı bir bakış taşıyor.

Bunun son zamanlardaki en çarpıcı örneği, geçen hafta ATV haberde sergilendi. İki farklı haber, ikisi de DTP ile ilgili, iki haberde de yerlerde sürüklenen bir etik, daha doğrusu etiksizlik. İlkinde DTP Urfa Milletvekili İbrahim Binici, İzmir'de düzenlenen 'Ne AKP Ne Ergenekon Demokratik Cumhuriyet' mitinginde konuşuyor. Kameranın yönü, Binici'nin beline çevrilmiş durumda. Kameraman, vizörden Binici'nin belindeki tabancayı görünce coşmuş olmalı. Evet, haber bu diye çığlık bile atmış olabilir. ATV haber, akşam bülteninde haberi aynen şöyle veriyor: 'Sürekli barıştan, kardeşlikten bahseden DTP'li vekil, belinde tabancayla nutuk atıyor.' Bu haber mi? Yoksa psikolojik savaşın gereği yapılan bir propaganda filmi mi? Niye haber değil? Çünkü, bütün milletvekillerin, Meclis dışında tabanca taşıma izni var. Üstelik, Binici'nin vekili olduğu partinin öncülü olan diğer partilerden birçok üyesi, yöneticisi hatta bir milletvekili derin yapılanmaların oluşturduğu çeteler tarafından çeşitli cinayetlerle yaşamlarını yitirdiler. Bir milletvekilinin tabanca taşıması haber değeri taşıyorsa, her gün tabanca taşıyan yüzlerce vekilden dolayı yine yüzlerce haber olması gerekmez mi? Haber olması gereken, Binici'nin konuşması olmalıyken, haber değeri olmayan bir ayrıntıya ait görüntünün dakikalarca dönderilmesi, zom'lanması bir nefretin de dışa vurumu. Diğer haber ise yine aynı konulu miting ile ilgili. İstanbul'da düzenlenmek istenen mitinge valilik izin vermeyince, aralarında Sabahat Tuncel'in de olduğu kalabalık ile polisler arasında tartışma çıkıyor. Cenevre Anlaşması gereğince savaşlarda bile kullanılması yasak olan biber gazı sıkılıyor kalabalığın üzerine. Doğal olarak Tuncel'de yasak gazın etkisine maruz kalıyor ve nefes darlığı çekiyor. Buraya kadar her şey bilindik görüntüler ve Türkiye gerçeği içerisinde normal. Sonrasında, haber şu şekilde veriliyor: 'Ortalığı karıştıran DTP'liler bu sefer İstanbul'da ortaya çıktı. Aralarında Sabahat Tuncel'in de olduğu grup, polise kafa tuttu. Polisin müdahalesi ile grup dağıldı. Sıkılan gazdan dolayı, DTP'li vekil Tuncel, etkilenmiş numarası yaparak mağdurları oynadı.' Burada haber olması gereken, seçilmiş birine zehirli gaz sıkılması olmalıyken, haberin veriliş tarzı tek kelime ile mide bulandırıcı. Kardeşim, o zaman polise gaz sıkmayın, mağdurları oynuyorlar deyin bari.

En son, DTP'nin Kürt sorununun çözümüne dönük hazırladığı ve içerisinde çözüm önerilerinin bulunduğu kitap ile ilgili yapılan haberler de aynı mantık silsilesi içerisinde verildi. Bütün televizyon kanallarının aynı mantıkla kitabı haberleştirmesi, belli bir eşgüdüm içinde hareket etmeleri, akıllara bu konu ile ilgili nasıl haber yapılacağına dair brifing verildiği kuşkusunu getiriyor. Brifing verilmemiş olsaydı da aşağı yukarı aynı haberler yapılacaktı ama bu sefer, bütün haberler kes-kopyala-yapıştır olmuş.

Muhabirlerin kitabı okumadıkları çok belli. Kapakta bölücü renkelerin(!) olduğunu belirtiyorlar. Küstahça bir girişim diyorlar ve hemen sözü CHP, AKP ve MHP'li vekillere veriyorlar. Böyle veriliş tarzı haber değil. Bu olsa olsa en hafif tabirle dezenformasyon. Oysa, medya etiğinin olduğu bir ülkede, televizyonlar şöyle yaparlardı. Stüdyolarına çeşitli düşünce adamlarını ve kitabı hazırlayan partiden bir temsilciyi çağırıp, medeni bir şekilde tartıştırırlardı. Savcı rölüne bürünmeden, ortak akılla bir eşiği geçmeye çalışırlardı.

Şimdi bu televizyon kanallarının müstakil gazeteleri var. Bu gazetelerde yazanlar, son günlerde moda olmuş şekilde Diyarbakır'da olsaydık, yerel seçimlerde oyumuzu AKP'ye verirdik diyorlar. Bunu diyenler 'çok laik' ekibinden. İş Kürtler olunca, laiklik muhabetimiz biraz beklesin diyorlar. Ekliyorlar, DTP kapatılmasın diye. Bilmeyen zannedecek ki, kemale ermişler. Oysa DTP'nin kapatılmasını, fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü vs. babında bakmıyorlar. DTP kapatılırsa, PKK güçlenir diyorlar. Kendilerince öyle bir çıkarsama yapmasalar, göbek ata ata DTP kapatılsın diyecekler. Bu da, bu ülkeye ait bir akıl tutulması olsa gerek.

Bir figürasyon prototipi: Mehmet Metiner

Türk medyası, Kürtlere karşı cephe savaşı veriyor. Elden geldiğince cepheyi genişletmeye çalışıyorlar. Cephe savaşında en sevdikleri ise, Kürtlükten devşirdikleri. Bunların en başında da Kahtalı Mehmet Metiner denen adam geliyor. Bu adamın yazdığı yazıların neredeyse tamanına yakınında, DTP'nin adı geçiyor. DTP demokrasinin neresinde, DTP yalan söylüyor, DTP arabulucu olabilir mi? DTP kimin partisi? Son dört yazısının başlığı bunlar. Mübarek DTP üzerine yazı dizisi hazırlıyor sanki. DTP yalan söylüyor adlı yazısında: 'Kürtlerin siyasal tercihleri çoğulcu... Ama günümüzde bu siyasal tercihin ağırlıklı olarak Ak Parti'den yana olduğu da ortada... Geçmişte de Refah Partisi bölgede ve Kürtler arasında hayli revaçta olan bir partiydi... Şimdi DTP'nin kalkıp bütün bir Kürtler veya Kürt halkı adına konuşması ve/ya da kendini 'Kürt halkının temsilcisi' olarak görmesi siyaseten ahlaki değildir. Dahası ve en kötüsü, kocaman bir yalandan ibarettir bu...' Kahtalı Metiner, kendisinin oraya buraya çağrılmasının, üniversitede kendisine okutmanlık verilmesinin coşkusuyla sıralıyor ha sıralıyor. Sormak gerekiyor, DTP'ye oy veren yığınlar kim? AKP'ye orgazm derecesinde aşık olmanıza diyeceğim bir şey yok. İsteyen istediği aşkı, istediği şiddette yaşayabilir. Yazdıklarınızın geneli, zaten kendi içinde çelişkilerle dolu. Hem AKP yanlış yapıyor diyorsunuz, hem AKP muhteşem. Kafanız çok karışık, olabilir, herkesin kafa karışıklığı yaşama hakkı da var ama sizin aynı anda iki aşkı birden yaşamanız biraz tuhaf, hem KDP, hem de AKP. Olsun uzay çağı ya, birden fazla ilişkiye de aşk deniliyor burjuva medyasında, aşkınız böyle de olabilir. Bu aşkların adamısınız çünkü.

DTP'nin Kürtlerin temsilcisi olduğu gerçeğini, koca bir yalan olarak niteleyen bu adam, sahibi tarafından Diyarbakır'da yerel seçimde aday gösterilse ne güzel olur. Biliyorum, bunun imkansız olduğunu. Çünkü o figürasyon kadrosundan istihdam edilmiş. Türk sinemasında, bir figüran hiçbir zaman asıl oğlan olamaz. Hayatı figüranlıkla son bulur, bir gün gelir, orda da iş bulamaz artık.



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili haberler

İlgili Yazılar