
Aklı başında her sosyalist şu gerçeği görebilir; enternasyonalsiz bir sosyalist gelecek mümkün değildir.
Bağıntılı ikinci gerçek şudur; sosyalistlerin ulusal düzeyde birliğini gerçekleştiremeyenlerin, enternasyonal birliği gerçekleştirmeleri imkansızdır.
Bu yüzden, uluslararası sermayenin ‘büyükçe bir köye’ çevirdiği dünyamızın bu gününde her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan enternasyonal birlikten önce, ulusal düzeyde birlik nasıl gerçekleştirilebilir sorusuna akılcı bir yanıt bulmak lazım.
Elbette, birliğin olmazsa olmazlığının bilincine sahip bazı sosyalist dostlarımızın birlik girişimleri eksik olmuyor, ama bu girişimlerin çoğu başarısızlıkla sonuçlanıyor.
Ve ne yazık ki, birlik isteğiyle harekete geçen sosyalistler, her başarısız birlik girişimi sonrasında, adeta bir daha asla bir araya gelmeyi düşünmeyen kırgın sevgili ayrılıklarındakine benzer atışmalarla yeniden ‘kendi evlerine’ dönüyorlar. Böylece, her başarısız birlik girişimi, sosyalistlerin dünyasında birlik kültürünün biraz daha aşınmasına neden oluyor.
Gerçekte, son derece vahim bir durumla karşı karşıyayız; emek dünyasında, birlik sorunu çözülemezse sosyalizm hedefine ulaşılamaz inancıyla birlikte, sosyalist partiler, gruplar ve şahıslar arasında birliği gerçekleştirmenin neredeyse imkansız olduğu inancı da yaygınlaşmaktadır.
Ne yapmalı?...
Öncelikle, emeğin ve insanlığın özgür geleceğini dert edinen bütün sosyalistler, kendilerini bu vahim duruma son vermekle görevlendirmelidir..
Mutlaka kotarılması gereken şey, sosyalistlerin, hiç değilse ‘bir süre için’ olsun yerleşik politik kaygılardan uzaklaşıp bilime dönmeleri, bilim insanı kimliğiyle geleneksel birlik teorilerini ‘gözden geçirmeleri’ ve nihayet, gerçekleştirilebilir bir birlik perspektifi oluşturmalarıdır.
Kuşaklar boyunca denenmiş pek çok sonuçsuz birlik girişimleriyle sabittir; geleneksel birlik teorilerinin pratik karşılıkları kurulamıyor.
Artık çok gecikmiş bir şeyi yapmak, geleneksel birlik teorilerini ‘neşterlemek’ gerekiyor; dünyanın bu gününe ve öngörülebilir geleceğine uygun değişimi gerçekleştirmek için daha fazla zaman kaybedilmemeli, sosyalistlerin böyle bir lüksü yok.
Değişim!..
Reel sosyalizmin politik pragmatizme ayarlı yaşanmışlıklarıyla yaratılan geleneğe içerili tutuculuktan muzdarip sosyalistlerin gözünde, ‘zorunlu’ ve fakat en çok korkulan şeydir, değişim.
Milattan önce altıncı yüzyılda, değişimin kaçınılmazlığını anlayan Heraklitos, şöyle demiş; “ aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz.”
Burada, Marksizm ve değişim meselesine girecek değilim; bilimsel sosyalizmle daha dün ilişki kurmuş olanlar bile çok iyi bilirler ki, değişim kaçınılmazdır.
Geleneksel birlik teorilerini, sorgulanamaz ve asla değiştirilemez bulan, “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” demeyi ‘başaran’ ama her nedense değişime ‘direnen’ sosyalist kardeşlerimiz için diyecek fazla bir şey yok; onları anlamaya çalışmak ve ‘yürümek’ zorundayız!..
Kanımca, geleneksel birlik teorilerinin tarihsel arka planında, sosyalist ilişkilerin demokrasi yoksunluğuna neden olan politikalar var; bu ‘teori’, sosyalizm içi farklı düşünceleri yasaklayan ve farklı düşünen sosyalistlerin yer yer kılıçla ‘tasfiye’ edilmelerinin yolunu açan söz konusu politikaların ‘bir biçimde’ teorize edilmesiyle kuruldu.
Ekim Devriminden bir süre sonra, 1921 Mart’ında gerçekleşen 10. Kongre, sosyalist demokrasiyi hayatımızdan çıkartan sürecin miladı sayılabilir. 10. Kongre’de, “zorunlu ama tarihsel bir geri adım” nitelemesiyle alınan “parti birliği üzerine özel karar”, konjonktürün gereksindiği “disiplin” için, fraksiyonları, dolayısıyla sosyalizm içi farklı düşünceleri yasaklıyordu..
Bilindiği gibi, anılan politik karar, Lenin’in erken ölümünden sonra, ‘her şeye ama her şeye muktedir bir genel sekreter yoldaş’ tarafından ‘tartışılamaz bir teori’ katına yükseltilip , Komintern aracılığıyla bütün bir tarihsel sürecin belirleyicisi haline getirildi ve sonuçta, “demir disiplinli parti” birliği, çelişkisiz birlik şeklinde okunmaya başlandı.
Geleneksel birlik teorisiyle hareket eden sosyalistlerin, birlik için, evvel emirde, idealize edilmiş ortak bir dil ya da çelişkisiz birlik arayışı içine girmelerinin nedeni bu olsa gerektir.
Bu arada, çelişkisiz parti birliği isteğiyle yaşanan süreç boyunca ‘çok şey’ öğrendiğimizi de teslim etmeliyiz; örneğin, eşitlik, özgürlük, dayanışma gibi ortak değerlerimizi ve insanın insan üzerinde kurduğu bütün iktidar ve istismar biçimlerine karşı mücadeleyi bir yaşam biçimi haline getirmiş sosyalist kardeşlerimizi, ‘partinin resmi görüşüyle’ çeliştikleri, yani farklı düşündükleri için ideolojik ve politik muarızlarımız saymayı ve ‘sosyalizmin yüce çıkarları uğruna’ aynı kardeşlerimizi ‘tasfiye’ etmenin meşru ve doğru bir davranış olduğunu öğrendik!..
Açıktır ki, bize sosyalist demokrasiyi unutturan bu ‘öğrenilmişleri’ sırtımızda bir kambur gibi taşımayı sürdürürsek ve geleneksel birlik teorilerinin merkezinde yer alan çelişkisiz birlik anlayışını etkisizleştirmeyi başaramazsak, çok ama çok fazla ihtiyaç duyulan sosyalistlerin birliğini gerçekleştiremeyiz.
Çelişkisiz birlik isteği, bilim dışı bir istektir. Engels demiştir ki, ”Diyalektik gelişme yasalarının tanıtladığı gibi bir işçi partisi sadece iç mücadelelerle gelişebilir“ ya da Lenin demiştir ki, “Bir partide, bir birlerine ters düşen en aşırı fikirler dahil, her fikir yer bulabilir” benzeri alıntılarla yürüyen bir ‘ikna çabası’ anlamsız; zaten ilgili herkes bunları bilir. Ama bilgi sahibi olmak ayrı, bilgiyi pratikle ilişkilendirmek ayrı bir şeydir.
Çelişkisiz birlik savunuculuğu inadını sürdüren sosyalist kardeşlerimize bir çift söz edip bitiriyorum; sosyalizm içi düşünce farklılıklarımızla birlikte olunabileceği gerçeği görülüp benimsenmezse, bırakın ‘diğer’ sosyalistlerle birlik kurmayı, kendi birliğinizi bile koruyamazsınız; her zaman olduğu gibi, atomize olmaya, bölünüp parçalanmaya devam edersiniz..