
Bezelê eylemi üzerine solun söylediklerini ilgi ile izlemeye çalıştım. Açık söyleyeyim: Türkiye’de sömürgeciliğe karşı PKK direnişinin başlatıldığı günden bugüne, bu harekete yönelik değerlendirmelerde bildik “milli” damarın hala etkisini sürdürüyor olduğunu görmek beni hiç de şaşırtmadı. Örneğin Bezelê’nin bir tarih bir kültür içinden doğarak gelen özgün adını, sömürgeciliğin Türkleştirme politikalarının sonucu olarak değiştirdikleri biçimiyle (Aktütün) kullanmakta beis görmeyenler, bu davranışın hangi şoven duyguların karşılığı olduğunu açıklamadan PKK’yi eleştirebilmektedirler. Solun her hangi bir örgütü gibi PKK’de elbette eleştirilecektir, eleştirilmelidir. Benim sorunum, gerek sorulardan gerekse yanıtlarından Türkiye sosyalist hareketinin her bireyinin kendileri için çıkaracağı derslere aklımın erdiğince vurgu yapma çabasıdır. Kürt sorununun dillendirilmesinde, çok basit gibi ele alınan bir isim meselesinde bile böylesi bir incelik, soruna yaklaşımda ciddiyetin işareti olarak büyük önem kazanır. “Şeytan ayrıntıda gizlidir” sözünün gerçeği de bu olsa gerek.
Örneğin “Aktütün eyleminden çıkarılacak dersler ve sonuçları” başlıklı bir yazı elime geçse, derslerden ve sonuçlarından önce, bunu yazan kalemlerin ulusal soruna yaklaşımlarına ilişkin kimlik tanımını, yazarın adını bile okumadan, sadece ‘Aktütün’ adlandırmasından yola çıkarak da saptayabiliriz artık. Çünkü “Kürt realitesini kabul etmek” dünden farklı olarak artık sokaktaki her insanın gerçeğidir. Şimdi sergilenecek olan tutum, “Kürt vardır” gibi herkesin bildiği ve yaşadığı bir gerçeği dillendirerek günah savma değil, bu gerçeğin sömürgeciliğe karşı mücadelede kendi programlarımızda nasıl ete kemiğe büründürülerek devrimci bir çözüm programına dönüştürüleceği tutumudur.
Bir zamanlar Roj-TV’ye bir telefon konuşmasıyla bağlanan ve “ama siz de bölücülükten vazgeçin; Diyarbakır’a bugün bile Amed diyorsunuz, bundan vazgeçin” diyen ‘Türkiye Türklerindir’ gazetesinden ‘barış’ yanlısı yazarın tutumuna destek sunar bu söylem. Farkında bile olmadan, Kürtlere X, Q, W harflerini kullanmadan adınızı yazabilirsiniz diyen Türk Sömürgeciliğinin yaklaşımını besler.
***
Yakın tarihi yanlış yansıtan değerlendirmeler, sömürgeciliğin dezinformasyon çabasının bilinçli eylemidir. Ama zaman zaman sosyalist hareketler de parti-örgüt çıkarları darlığı içerisinden yaklaşım; politik farklılıklara karşı kapalılık; kendini sürekli yenileyerek gelişimin önünü açacak bir yeterliliğe ulaşamama; politik rekabeti kıskançlık ya da çatışma olarak yorumlama ve buna uygun uygulamalara yönelme; sosyalist yöntemler yerine sık sık pragmatist hatta makyevelist yöntemleri kullanma gibi birçok nedenden dolayı kamu oyunu yanıltıcı çabalara girebilmektedirler.
Örneğin şöyle bir cümle ile karşılaştığımızda, yaşamın gösterdiği gerçekler bunu nasıl doğrulayabilir? “Silahlı varlığını Kuzey Irak’a kaydıran, silahlı mücadelenin geçersizliğini savunan, silahın kullananı kirlettiğini iddia eden ve bu yaklaşımlar çerçevesinde halkın örgütlü gücüyle geleceği tayin etme inancını yitiren PK…”
Bugüne kadar silahlı mücadeleyi istikrarlı olarak sürdürmüş tek gerilla örgütüne yönelik “silahlı mücadeleyi reddediyor” eleştirisi getirildiğinde, eleştirinin tutarlılığı sorgulanmaz mı?
Bir gerilla örgütü, hem mücadelesini geliştirerek, büyüyerek, kitlelere yayarak sürdürüyor hem de “haklı-haksız tartışması başka bir şey; ama silah, kim kullanırsa kullansın kullananı kirletir” diyorsa, bu sözden yapılacak yorum “silahlı mücadele yapmak gereksizdir” mi olur yoksa “haklılık, kanın yol açtığı acıyı ortadan kaldırmaz. Silaha başvurmaksızın gerçekleştirilebilecek çözüm yollarına öncelik vermek gerekir” düşüncesine vurgu yapmak mı olur? Kürtlerin her siyasal versiyonunun ortak özelliğidir bu: Bütün direnişlerinde, öncelikle kendilerini demokratik platformlardan anlatabilme yollarına öncelik vermişlerdir. Bu yolların bütünüyle kapatılıp kendilerine imha dayatıldığında ise ancak böylesi koşullarda silahlı “savunmaya” yönelmişlerdir. Engels’in, “buyurun, ilk kurşunu siz sıkın bay Burjuvazi” sözündeki incelik gülümsemiyor mu bu gerillacıların sözünde?
Örnekleyerek devam etmek istemiyorum. Türkiye sosyalist hareketinin sıradan bir neferi olarak, çuvaldızı başkasına batırırken, gül dikeninin bile eline batmasına tahammül edememe tavrına yönelik bir tutumu ahlaki bulmadığı açıklamak istiyorum.
***
Bezelê eylemi, soldan bir yazının açıklamasında şöyle yer alıyor: “Aynı zamanda “egemen ağızların inandırıcılığını toplum nezdinde sarsan ve sermaye temsilcileri arasındaki çatışmayı keskinleştirici etkide bulunan bu eylemin, doğru devrimci bir çizgide, halkların özgürlüğü için mücadele eden bir örgütlenme tarafından yapılmış olması halinde…”
İşte sorun bu!
Yani bu eylem doğru devrimci bir çizgide yapılsa imiş...
“Doğru devrimci çizgide halkların özgürlüğü için mücadele eden” örgütlenmeler? Sizi kim tutuyor ki?
Haklısınız!
Geçin bu yürüyüşün başına…
Yeter ki geçin!
Neredesiniz?