
Herkes soruyor: Öcalan'ın hücresinde ne arıyorsunuz?
Neden arama yapıyorsunuz?
Tek kişilik bir cezaevinde, dört tarafı denizle çevrili bir cezaevinde, hava ve deniz sahası yasak bölge ilan edilmiş bir cezaevinde, her metre karenin, her santimetre karenin, her milimetre karenin kameralarla izlendiği bir cezaevinde, avukatların ve bir iki ziyaretçinin tepeden tırnağa arandığı bir cezaevinde, hükümlünün avukatlarıyla ve ziyaretçileriyle en küçük bir dokunuş olanağı olmayan bir cezaevinde, siz uluslararası bir 'hükümlü' olan Öcalan'ın hangi 'zulasını' patlatmayı düşünüyorsunuz?
Aramanın sonucunu derhal açıklayın... Her dakikası gözetlenen bir insanın, koskoca adada tek başına bulundurulduğu bu daracık hücrede neyi, nasıl sakladığını millete duyurun...
İmralı'da hücre aramasının anlamını ve amacını tüm dünya kamuoyuna açıklamanız şarttır...
Ve...
Daha geçenlerde Ceber'in cezaevinde işkenceyle öldürülmesi karşısında 'özür dileyen' Adalet Bakanı'nın, kendisine bağlı İmralı Cezaevi'nde olan bitenler hakkında ne yaptığını tüm dünyaya ilan etmeniz de şarttır...
'Sıra öldürmeye de gelecek' diyenler, bu menfur niyetlerini yerine getirmeden önce, tartaklanan, aşağılanmaya kalkışılan, öldürmekle tehdit edilen, tek kişilik hücrede 'dilsizliğe', 'duyumsuzluğa' mahkum edilerek 'beyaz işkence' altına alınan bir insana karşı işlenen bu suçlardan ötürü tüm insanlığın önünde özür dilemeniz de şarttır...
Tehdit maazallah gerçekleştiği gün, hiçbir özür patlayacak fırtınayı dindiremez... Yalnız Öcalan'a karşı değil, tüm Türkiye'ye karşı cinayete hazırlanan adamlarınızı kontrol altına alınız...
Cezaevine kapatılan bir insanın hak ve özgürlüklerini, can güvenliğini ve insan haklarını korumak, kağıt üzerinde devletlerin işidir.
İmralı'da kağıt üzerindeki bu sorumluluk ihlal edilmektedir...
Ve...
Fırat'ın doğusunda patlayan öfke, Fırat'ın batısında yankılanmaktadır... Tek başına bir hücredeki insanın savunulması işini devlet adına kamuoyunun öznesi halk üstlenmektedir... Bu bir haktır...
İmralı'daki hukuk dışı davranışlar, yüzbinlerce insanı çileden çıkarıyor, kışkırtıyor, sokaklara döküyor ve korkulan gerilim had noktaya geliyor...
Amacınız nedir?
'Aktütün destanı'ndan söz edenlerin, ellerindeki savaş tutsağı karşısında takındıkları bu ölçüye sığmayan davranış nasıl açıklanmalı? 'Destan'ın' masal olmasıyla mı? Bir yenilginin rövanşist duyguları kışkırtmasıyla mı?
Ortalık iyice kızışsın mı istiyorsunuz?
Kızışıyor işte...
Karşı karşıya kaldığınız sorun, Güney Kürdistan'dan 'sızmalar' değil... Asıl 'korkulan' da bu değil...
Yayılan, giderek derinleşen halk tepkisinin gücü, tüm dünya tarihinin gösterdiği gibi, bilmem kaç megatonluk nükleer bombalardan çok daha korkutucudur...
Böyle silahların sahipleri kendi halklarının öfkesiyle tarihten silinip gitmiştir...
Korkulan budur...
Ve...
Öyle işler yapıyorsunuz ki, korktuğunuz başınıza gelmek üzeredir...
Kürt çoğunluğunun yaşadığı yerde, bugüne kadar tek bir 'linç' hadisesinin olmayışına bakınız...
Bakınız ve oradaki halkın hayret uyandıracak sağduyusunu, ırkçılıktan uzak serinkanlılığını değerlendiriniz...
Evet...
'Tehdit algılamasından' önce, 'tehdit olmayanın algılamasını' yapınız...
Ve...
Öcalan'dan elinizi çekiniz...
Çünkü Öcalan, sizin elinizde savunmasız bir 'rehin' değildir.
O, İmralı'da, her hükümlünün ya da her savaş esirinin sahip olduğu şeref ve haysiyete sahip bir insandır...
Düşmanınıza saygılı olmayı öğreniniz... Çünkü düşmanına saygı duymayan kendisine de saygı duyamaz!.. Kendinize saygınızı kaybetmeyiniz!..