Türkiye'de gizlenen trajedi: Zorunlu göç
Uzmanlarca 'son 20 yılda yaşanan en uzun süreli ve en geniş vatandaş grubunu etkileyen hak ihlali' olarak nitelenen, 'zorunlu göç' sonucu Türkiye'de 1990'lı yıllardan itibaren 'doğal olmayan' politikalarla şiddetlenen çatışmalar gerekçe yapılarak devletin resmi rakamlarına da yansıyan 4 bine yakın köyden çıkan 4 milyona yakın insan batıya göç etti.
Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (GÖÇ-DER), 2006 yılından bu yana her yıl Haziran ayının 3'üncü haftasına denk gelen dönemde 'Göç Haftası' etkinlikleri düzenliyor. Bu yıl 14-27 Haziran tarihleri arasında zorunlu göçün yarattığı travma ve sorunların ele alınacağı etkinlikler gerçekleştirilirken, bu güne kadar buz dağının görünen yüzünde ortaya çıkanlar dahi yaşananları gözler önüne sermeye yetiyor. 30 yıllık çatışmalı ortam nedeniyle onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği Türkiye' de yerinden yurdundan edilen milyonlarca insan bu yıl da göç haftasını aynı sorunlarla karşılıyor. Sivil toplum örgütlerinin raporlarına göre, özellikle koruculuk sisteminin devreye girmesiyle 3 bin 428 civarında köy yakılıp, yıkıldı. Bölgede süren çatışmaların sonuçlarının gizlenmesi çabası nedeniyle Türkiye'de yetkili kurumlar, ne tam olarak kaç kişinin zorunlu göç mağduru olduğunu biliyor, ne de bu konuda yaptığı veya kullandığı resmi bir tanım var. Bu konuda oldukça sınırlı sayıda çalışma yapılmasına rağmen Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nın (TESEV) ve Göç Edenlerle Yardımlaşma Derneği GÖÇ-DER'in hazırladığı raporlara çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Meclis, köyleri yakılan insanların göçünü 'doğal' saydı GÖÇ-DER'in raporuna göre çatışmaların şiddetlendiği 1990'lı yıllarda 3 bin 438 köy askerler tarafından zorla boşaltılarak, 4 ile 4,5 milyon arasında Kürt yaşadığı yerleşim alanından zorla göç ettirildi. Zorunlu göçe tabi tutulanların sorunlarının araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'nun araştırmasında, 3 bin 428 köyün boşaltıldığı belirtilerek, 500 bin insanın zorla yerinden göç ettirildiği belirtildi. Ancak köylerin boşatılmasını kabul etmesine rağmen araştırma komisyonu 3 milyon civarındaki insanın göçünü 'doğal' göç olarak ileri sürmüştü. 'Can güvenliği nedeniyle hukuki haklarını aramadılar' Zorunlu göç mağdurların, özellikle 1990'lı yıllarda can güvenlikleri tehlikeye girer kokusuyla ne iç hukukta ne de uluslararası hukukta hak arama yollarına başvurmaları neredeyse imkânsızdı. Ancak istisna da olsa her türlü tehlikeyi göze alarak hak arama yolunu seçen kimi başvurular diğer mağdurları da harekete geçerdi. AİHM 'e yapılan başvurular sonucunda Türkiye mağdurlara tazminat ödemeye mahkûm edildi. Ancak daha sonraki yıllarda başvuruların sayıları artınca AKP Hükümeti tazminatların önünü kesmek için 2004 yılında 5233 sayılı yasayı çıkardı. Ancak hükümet bu yasayla büyük hak kayıplarına uğrayan yüzbinlerce mağdurun zararlarını ya çok cüzi miktarlarla ya da çeşitli bahanelerle köylere dönüşün önü engelledi. Çatışmaların devam etmesi nedeniyle göçlerin devam etmesiyle AKP Hükümeti'nin 'Köyü Dönüş' projesi fiyaskoyla sonuçlandı.'Birçok sorunla karşı karşıya kaldılar' Göç sonrası yeni yerleştikleri illerde bir çok sorunla karşılaşan mağdurlar en fazla sosyal ve kültürel sorunla karşı karşıya kaldı. GÖÇ-DER'in hazırladığı rapora göre, göç sonrası yeni yerleşim alanında çevre ile uyum sorunu illere göre, Diyarbakır'a göç edenlerin yüzde 28.5'inin, Batman'da yüzde 1'inin, İstanbul'da yüzde 35. 3'ünün, Van'da yüzde 21'inin, İzmir'de yüzde 46.4'ünün ve Mersin'de ise yüzde 30.3'ünün çevre ile uyum sorunu yaşadığı görüldü. Yine aynı raporda dil ve kültür farklılığından dolayı ise, Diyarbakır'a göç edenlerin yüzde 21,6'sının, Batman'a göç edenlerin 2,6'sının, İstanbul'a göç edenlerin yüzde 32.3'ünün, Van'a göç edenlerin yüzde 20.7'sinin, İzmir'e göç edenlerin yüzde 48.4'ünün ve Mersin'e göç edenlerin yüzde 27.2'sinin sorun yaşandığı tespit edildi. Yüz binlerce mağdur, bunların yanında eğitim, barınma, sağlık, beslenme, işsizlik ve ekonomi gibi birçok sorunla da karşı karşıya kalmış ve ciddi travma yaşandı. Zorunlu göç edenler en çok İstanbul'a geldi Bölge illerinden göçün en yoğun yaşandığı illerin başında gelen İstanbul'da yapılan araştırmalara göre ise, mağdurların yüzde 22.7'si, Küçükçekmece, yüzde 22.7'si Bağcılar, yüzde 9.7'si Esenler, yüzde 6.3'çü Ümraniye, yüzde 4.7'si Tuzla, yüzde 4.7'si Sultanbeyli, yüzde 8.0'ı Fatih, yüzde 5.3'ü Gaziosmanpaşa, yüzde 5.7'si Beyoğlu, yüzde 3.0'ı Bahçelievler, yüzde 1.0'ı Zeytinburnu, yüzde 4.3'ü Kadıköy, yüzde 0.7'si Sultangazi ve yüzde 1.0'ı Üsküdar ilçesinde ikamet etmektedir. Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Erzurum, Hakkâri, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Batman ve Şırnak'tan İstanbul'a göç eden binlerce mağdur aile tüm yaşadıkları sorun ve travmalara rağmen, İstanbul'un en yoksul semtlerinde yaşamlarını sürdürmeye devam ediyor. TESEV: 5233 sayılı yasa ayrımcı ve yetersiz kaldı Konuya ilişkin bir diğer araştırma yapan sivil toplum örgütü ise TESEV'in 'Türkiye'de Ülke İçinde Yerinden Edilme Sorunu: Tespitler ve Çözüm Önerileri' başlıklı raporunda Türkiye'de zorunlu göç, 'Son 20 yılda yaşanan en uzun süreli ve en geniş vatandaş grubunu etkileyen hak ihlali' olarak nitelendirildi. Doç. Dr. A. Tamer Aker (psikiyatr, Kocaeli Üniversitesi), Yrd. Doç. Dr. A. Betül Çelik (siyaset bilimci, Sabancı Üniversitesi), Dilek Kurban (hukuk doktoru, TESEV), Doç. Dr. Turgay Ünalan (nüfusbilimci, Hacettepe Üniversitesi), Yrd. Doç. Dr. H. Deniz Yükseker (sosyolog, Koç Üniversitesi), Öznur Acicbe, Derya Demirler, Harun Ercan, Şefika Kumral tarafından hazırlanan raporda; iç göçle ilgili Türkiye'deki tanımların yetersizliğine dikkat çekildi. Raporda bir diğer dikkat çekici nokta ise 5233 sayılı 'Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun'un ayrımcı olduğu ve yaşanan mağduriyeti karşılamaktan uzak olduğu' tespiti oldu. 'Çatışmalarla, yeni bir göç dalgası gelebilir' TESEV'in raporunda, 'Ülke içinde yerinden edilme olgusu, Doğu ve Güneydoğu'nun tarihsel, siyasi, etnik ve toplumsal bağlamından, 1984'ten beri süren çatışmalı ortamdan ve Kürt sorunundan bağımsız olarak düşünülemez' diye belirtildi. Rapora göre, eldeki bilgiler yerinden edilmiş olanların sayısını tam olarak belirlemeye yetmiyor. Ama yüz binlerce kişi söz konusu. Rapor, son dönemde yeniden başlayan silahlı çatışmalar nedeniyle, yeni bir zorunlu göç sürecinin başlaması ihtimaline de dikkat çekti. Bu konuda yapılan alana araştırmalarına da yer verilen TESEV'nin çalışmasında 'Nitekim, Hakkari'de görüştüğümüz ve son iki senedir yazlarını köylerinde geçiren bazı mağdurlar, geçtiğimiz aylarda çadırlarının yakılması nedeniyle köylerinden yeniden ayrılmak zorunda kaldıklarını söylediler' denildi. Geri dönüşte BM'nin 'geri dönüş hakkı' tanımını kullanılmalı Rapor, çözüm önerilerinin şu özelliklerin hepsini birden içermesi gerektiğini söylüyor: 'Devlet, zorunlu göçte BM'nin tanımını kullanmalı ve 'geri dönüş hakkını' tanımalı. Bu hakkın kullanılmasını sağlayacak maddi koşulları oluşturmalı. Yeniden yapılanma; Çatışma yaşanan bölgelerin ekonomik kalkınmasının geliştirilmesi ve dönüş için gerekli altyapının sağlanması. Rehabilitasyon: Hayatın 'normale' dönmesi, insan haklarına dayalı bir demokratik hukuk devletinin kurulması, toplumsal yaşamın ve bağların canlandırılması ve çatışmaya katılmış olan militan ve korucuların topluma entegrasyonu. Mutabakat: Çatışmanın travmalarının atlatılması, barışın sürekli kılınması ve çatışmalı kesimler arasında diyalogun sağlanması.' Engel; Operasyon çatışma, koruculuk, mayın Geri dönüşün önündeki engeller ise raporda şöyle sıralandı: 'Güvenlik: İstemelerine rağmen köylerine hâlâ dönememiş olanların en sık değindikleri kaygı güvenlik. Operasyonlar, çatışmalar, PKK'nin tacizi veya devletin korucu olma baskısıyla evlerinden yeniden ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyorlar. Koruculuk: Hem PKK militanlarının hem de korucuların topluma yeniden kazandırılması büyük önem taşıyor. Özellikle korucular konusunda, inisiyatifin yerel çözüm mekanizmalarına bırakıldığı örneklerin ve yanlış istihdam politikalarının, hem toplumsal gerilimi artırdığı hem de yeni sorunlar ürettiği gözleniyor. Mayınlar: Rakamları tam olarak bilinmeyen mayınlar, hem köylerine dönmüş olan yerinden edilmiş kişilerin hayatlarını hem de geri dönüşü düşünenlerin kararlarını etkiliyor. Mayınlar, Silahlı Kuvvetler tarafından gerekli teknoloji kullanılarak temizlenmeli.' 'Yerinden edilme sorunu Kürt sorununda bağımsız ele alınmamalı' 'Yerinden edilme sorunu, 'Kürt sorunu'ndan ayrı düşünülmemeli. Aksi halde, sağlıklı ve uzun erimli politikalar üretilemeyecektir' tespitinde bulunulan TESEV raporunda çözüm önerilerinden bazıları ise ise şöyle sıralandı: 'Geri dönme hakkından en geniş kesimin yararlanabilmesi sağlanmalı. KDRP'den daha kapsamlı bir yerel kırsal kalkınma programının oluşturulması gerek. Ek sosyo-ekonomik önlemlere acilen ihtiyaç var. Sosyal politikalar, köye dönmeyi arzulayanlar, bölgedeki bir il veya ilçe merkezinde kalmayı arzulayanlar ve bölge dışındaki şehirler ve İstanbul'da yaşamaya devam edecek olanlar için ayrı ayrı planlanmalı. Manevi tazminat öngörülmeli. Başvuruları değerlendirme süresi daha gerçekçi bir süreye uzatılmalı. Koruculuk kaldırılmalı. Militanların ve korucuların silahsızlandırılması ve topluma yeniden kazandırılmaları önem taşıyor. Ayrıca, bölgede vatandaşla devlet kurumları arasındaki güven ilişkisinin yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Geri dönüş için gerekli ortamın hazırlanmasında en etkili çalışmalar, ancak devlet, mağdurlar, bölge halkı, STK'ler ve uluslararası kuruluşların ortak ve katılımcı bir alanda bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir. Çözüm projelerinin üretiminde tüm paydaşların ve tecrübeleriyle konuya eklemlenecek uluslararası kuruluşların (örneğin BM) ortak üretimi olan bir yol planı gerek.' Kaynak: DİHA Yazdır | kEditor | 14.06.2010, 12:25:00Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |
|