kEditor - Haberler / Politika / 1 yıldır adalet bekliyorlar

http://www.keditor.org/haber_4749.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

1 yıldır adalet bekliyorlar

1 yıldır adalet bekliyorlar Kürt demokratik siyasetine yönelik 14 Nisan 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlatmış olduğu ve 107 kişinin halen tutuklu bulunduğu operasyon birinci yılına girerken, Savcılığın iddianame hazırlamaması dosyayı yakından takip eden insan hakları savunucuları ve hukukçular tarafından tepkiyle karşılandı. Avukat Reyhan Yalçındağ, iddianamenin hala çıkmamış olmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu vurgularken, Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu üyesi Avukat Cihan Aydın ise yargılanan KCK değil, legal Kürt siyaseti olduğunu vurgulayarak, iddianamenin çıkmamasının ise soruşturmanın 'hukuki' değil siyasi olduğunu ortaya çıkardığını vurguladı.

AKP Hükümeti'nin tasfiye planı çerçevesinde 14 Nisan 2009'da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan ve DTP'den Demokratik Toplum Kongresi'ne ve son olarak BDP'nin merkezi yapısına yönelik düzenlenen operasyonun üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Savcılık tarafından hala iddianame hazırlanmadı. Operasyon kapsamında bir yıl içersinde tam 4 kez merkezi operasyon da aralarında yeni ve eski belediye başkanları, DEP eski Milletvekili Hatip Dicle, İnsan Hakları Savunucuları ile DÖKH üyelerinin de bulunduğu 170 kişi gözaltına alınırken 107 kişi ise tutuklu bulunuyor.

TUTSAKLARIN SAĞLIK DURUMU KÖTÜLEŞİYOR

Cezaevlerine doldurulan Kürt siyasetçilerinin bazılarının sağlık durumu gün geçtikçe ağırlaşırken, özellikle Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın sağlık durumu gün geçtikçe ağırlaşıyor. Yine DTP Yerel Yönetimler Komisyon üyesi Hüseyin Yılmaz'ın iki defa kalp krizi geçirdiği ve cezaevi ortamında sağlık sorunları gün geçtikçe sürerken, yine Komisyon üyesi Mehmet Abbasoğlu'nun da sağlık sorunlarının ağırlaştığı ifade edildi.

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu üyesi Cihan Aydın, 14 Nisan 2009'da 60'ı aşkın Kürt siyasetçisinin gözaltına alındığını ve bunlardan 53'ünün tutuklandığını hatırlatarak, 'O tarihten bugüne kadar tutuklu olan 53 siyasetçi hakkında bir dava maalesef henüz açılmadı. Birçok defa yapmış olduğumuz tahliye talepleri de dikkate alınmadı ve müvekkillerimiz halen tutuklu bulunmaktadır. Soruşturma dosyası hakkında gizlilik kararı alınmış, gizliliğin kaldırılması için yapmış olduğumuz itirazlar da reddedilmiştir. 14 Nisan 2009'dan bu yana müvekkillerimize yönelik suçlamaların içeriği konusunda önemli bir belirsizlik bulunmaktadır. Dosyanın gizliliği ileri sürülerek müvekkillerimize yönelik suçlamalar ne kendilerine ne de biz vekillerine iletilmiştir. Dolaysıyla bizim bu delillere karşı savunmalarımızı ve karşı delillerimizi ileri sürmemizin olanakları ortadan kaldırılmıştır'' şeklinde konuştu.

14 Nisan operasyonunda tutuklanan 53 Kürt siyasetçi için AİHM'e başvuru yaptıklarını ifade eden Aydın, 'Bir yıllık süreç 12 Eylül uygulamalarını bile aratır bir uygulamalar silsilesidir. Bilindiği üzere 12 Eylül döneminde de gözaltına alınan kişiler 90 gün boyunca bir yargı mercii önüne çıkarılmadan 90 gün gözaltında tutulabiliyorlardı. Ancak müvekkillerimiz 2010 Türkiye'sinde 1 yıldır adalet bekliyorlar, bir mahkeme önüne çıkmayı bekliyorlar. Bu hukuksuzluğun daha ne kadar süreceği de belirsizliğini korumaktadır. Nitekim bugüne kadar yetkililerle yaptığımız görüşmelerde bizlere davanın ne zaman açılacağı konusunda net bir bilgi verilmemektedir. Soruşturmanın kapsamının büyüklüğü gerekçesi ise bize hiç makul gelmemektedir. Zira bu soruşturma 2007 ortalarında başlamıştır. Dolaysıyla soruşturmaya dayanak teşkil ettiği ileri sürülen delillerin tamamının zaten kolluk birimleri ve adli mercilerin elinde olduğu aşikardır. Bu nedenle 1 yıla yaklaşan bu sürecin hukuka aykırılık da açık bir şekilde ortaya çıkmıştır'' dedi.

Nisan 2009'daki operasyon ardından; Haziran, Eylül ve son olarak Aralık ayında aralarında eski ve yeni belediye başkanlarının da bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını ve tutuklandığını aktaran Aydın, şunları kaydetti: 'Soruşturmanın temel dayanağı telefon ve ortam dinlemeleri ile bazı gizli tanık ifadelerinden oluştuğu anlaşılmaktadır. Gözaltına alınan ve tutuklanan belediye başkanlığı görevini yürüten müvekkillerimizin de aralarında bulunduğu siyasetçilerin kelepçelenerek teşhir edilmeleri de dikkate alındığında bu operasyonda en az gözetilen kaygının hukuk ve yasalar olduğu görünmektedir. Keza Ceza Kanununda tutuklamanın temel amacı olan 'kaçma şüphesi ve delillerin karartılması' şüphesinin bu soruşturma tereddütsüz bir şekilde uygulanması ise soruşturmanın 'hukuki' gerekçesinden ziyade 'siyasi' bir saikle yürütüldüğü kanaatimizi güçlendirmektedir.''

'ÇİFTE STANDART'

Aydın, tutuklanan bazı müvekkillerinin ciddi sağlık problemleri ile karşı karşıya olduğunu ifade etti. Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın öteden beri kronik ve hayati tehlike arz eden bir rahatsızlığı bulunmakta 'olduğunu ifade eden Aydın, hastalığı nedeni ile sürekli hekim gözetiminde bulunması ve cezaevi gibi hareket koşullarının sınırlı olduğu ortamlardan uzak durması gerekmektedir. Aksi durumda hastalığı nedeni ile hayatı tehdit altında olacaktır. Buna rağmen bugüne kadar tutuklu yargılanması bir hukuk aybıdır. Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmalarda tutuklanan muvvazaf ve emekli askerlerin tansiyon ve benzeri basit şikayetlerle soluğu GATA'da almaları ve aylarca hastanelerde kalmaları kamuoyunca bilinmektedir. Buna rağmen müvekkillerimizin çok daha ciddi hastalıkları olmasına rağmen tutuklulukta ısrar edilmesi hukuk adına bir çifte standarttır' dedi.

'TUTUKLAMALAR HUKUKİ DEĞİL'

'Biz savunma ayağı şu anda beklemedeyiz, davanın açılmasını bekliyoruz. Bu davada yargılanan KCK değil, legal Kürt siyasetidir'' diyen Aydın şöyle konuştu: ''Çünkü müvekkillerimizden herhangi birinin şiddet araçlarına başvurduğuna dair en küçük bir emare mevcut değildir. Kendilerine yönelik suçlamaların tamamı da kamuoyuna açık gerçekleştirdikleri faaliyetlerdir. Dolaysıyla müvekkillerimize reva görülen bu tutum ve davranışlar; sorunun şiddet dışı araçlarla çözülmesini güçleştirmektedir. Çünkü sivil siyasetçileri cezaevine kapatırsanız, her konuşanı cezaevine atarsanız, sorunun müzakere ile çözümünü de güçleştirmiş olurusunuz. Siyaset ve siyasetçiler sorunun çözümünde kendi rollerini oynamazlarsa ya da bu rolü yerine getirmelerine izin verilmez ise keza müzakerenin ve diyalogun önünü tıkarsanız o zaman askerler ve silahlar konuşur. Tutuklu bulunan tüm müvekkillerimizin derhal serbest bırakılması, bu açıdan çok önemli bir adım ve niyet göstergesi olacaktır.''

'90'LI YILLARA DÖNÜLDÜ'

İnsan hakları savunucusu Av. Reyhan Yalçındağ ise, haksız, hukuka aykırın ve keyfi bir 'siyasi operasyonun' yıldönümüne gelmiş bulunulmakta olduğunu söyleyerek, son bir yıl içinde Türkiye'de, önce adına 'Kürt açılımı' denen ve sonra 'milli mutabakat' projesine dönüştürülen süreçle birlikte 1990'lı yıllara geri dönüşün gerçekleştiği bir yargı pratiğine tanıklık ettiklerini belirtti. Bu siyasi sürecin İHD yöneticilerinin, belediye çalışanlarının, ezici oylarla seçilmiş belediye başkanlarının, meclis üyelerinin tutuklanmasıyla devam ettiğini aktaran Yalçındağ, 'Tutuklamaların başladığı günden beri ayrıca bu kesimler ciddi ihlallere de maruz bırakıldı. Dosya üzerine konulan gizlilik kararlarına rağmen, biz avukatlar dosyanın içeriğini bilmezken, tek bir belge dahi inceleme şansımız olmazken, egemen medya tarafından sonderece hedef gösterici bir dil kullanıldı ve birçok haber yapıldı. Böylelikle birçoğunun kişilik hakları ihlal edildi ve savunma daha ilk günden itibaren işlevsiz bırakıldı'' diye konuştu.

'İNSAN HAKLARI SAVUNUCULUĞU SUÇ OLDU'

Savcılık ve hakimlik sorguları esnasında yöneltilen suçlamaların ise oldukça şaşırtıcı olduğuna dikkat çeken Yalçındağ şöyle dedi: 'Görevi zaten hak ihlallerini izlemek, engellemek, bununla ilgili çalışmalar yürütmek, insan hak ihlalleri raporları hazırlamak olan insan hakları savunucuları, KCK üyeliğiyle suçlanmakta. Seçilmiş belediye başkanı olmak, bir partide genel eşbaşkan yardımcısı olmak, Kadın Meclisi sözcüsü olmak, basın açıklamalarına katılmak ve benzeri artık bu coğrafyada özgürlüğünün rahatlıkla elinden alınması anlamına geliyor. Kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkının ihlali anlamına gelen bu 'haksız tutuklamalar' hızından hiçbir şey kaybetmeden devam etmekte…''

'AİHS'YE AYKIRIDIR'

Hukukta, tutuklamanın koşulları olduğunu ancak tutuklanan Kürt siyasetçi ve insan hakları savunucularını 'kaçma şüphesi' olan kişiler olmadığı gibi, delil karartacak durumlarının da olmadığına değinen Yalçındağ, 'Aksine kendi aleyhlerinde oluşturulan hukukdışı delillerle keyfi biçimde tutuklu kaldıkları için mağdur edilmişlerdir. 'Hiç kimsenin kişi güvenliği ve özgürlüğü keyfi biçimde engellenemez' diye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. ve adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddeleri ciddi biçimde ihlal edilmiştir. Halen bir iddianame düzenlenmiş değildir ve 'silahların eşitliği ilkesi' gereği savunmanın sağlıklı biçimde yapılmasının tüm koşulları ortadan kalkmış durumdadır. Zaten bu gerekçelerle biz ilk tutuklanan grup bakımından dosyayı AİHM'ye taşıdık, diğer grupların da dosyaları tamamlanmak üzeredir' dedi.

'AKP HALKI CEZALANDIRIYOR'

AKP'nin yerel seçimlerden zaferle çıkmış bir halkı cezalandırmakta olduğunu söyleyen Yalçındağ, 'Herkes, 29 Mart 2009 seçimlerinin ve 13 Nisanda ilan edilen ateşkesin, sorunun barışçıl yöntemlerle çözümüne evrileceğini beklerken, tam tersine intikamcı bir mentaliteyle klasik devlet partisi gibi davranan AKP, bu tutuklamalarla çözümsüzlüğü derinleştirmiştir. Yargının ikili ve vesayetçi duruşu ciddi tartışmalara yol açmış, kamuoyunun adalet duygusu ciddi biçimde zedelenmiştir. Bu sokaklarda 5 yaşında, 6 yaşında, 15 yaşında çocuklar, Üniversite öğrencileri tüm dünyanın gözleri önünde katledilirken, güvenlik görevlilerinin ellerini kollarını sallaması; ötre yandan da 12 yaşındaki çocuklara bir yürüyüşe katıldığı için yaşının iki misli hapis cezaları verilmesi, okuma yazma bilmeyen bir annenin yine döviz taşıdığı için on yıllara varan cezalara çarptırılması yargının 'adalete' hizmet etmediği kanısını uyandırmıştır' diye konuştu. Yalçındağ, barış için, demokratik çözüm için Türkiye'nin en acil ihtiyacının tam demokratik-sivil- çoğulcu Anayasa olduğunu bir kez daha ifade ederek, aksi takdirde muhalif olan herkesin her an keyfi biçimde tutuklandığı, cezalara çarptırıldığı bir süreç, asla ve asla sorunların çözümüne yaramayacağının altını çizdi.

Kaynak: ANF


YazdırYazdır | kEditor | 14.04.2010, 13:25:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok

  
İlgili haberler

İlgili Yazılar
Dördüncü çocuk - (Makale)
Azat'ın çilesi - (Makale)


 Yukarı çık