AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Kartal: Kürt halkı sistemden kopmuştur

Kartal: Kürt halkı sistemden kopmuştur KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal: Kürt halkı devletten ve sistem partilerinden kopmuştur. Kürt halkını kandırabilmek için devletin elinde bir tek AKP kalmıştı. Son uygulamalar ile AKP’nin de maskesi tamamen düşmüştür. Halk olarak Kürdistan’da AKP’yi de diğer partilerin konumuna getirmek boynumuzun borcudur.

DTP’lilerin milletvekilliklerinden istifa etme kararlarını desteklediğini belirten KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal, “Anayasa Mahkemesi’nin oybirliği ile DTP’yi kapatması devlet kararıdır” dedi. KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal, Yeni Özgür Politika'dan gazeteci Ahmet Kaya'nın son gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı.

DTP’nin kapatılması sonrası Türkiye tablosunu nasıl görmek gerekir?

Anayasa Mahkemesi’nin oybirliği ile DTP’yi kapatması devletin ortak kararıdır. Bu durum devletin, hükümetin çözüm için istem ve arayışının ciddi olmadığını, son Kürt isyanını da ezerek bastırmayı hedeflediklerini açıkça göstermektedir. Devlet DTP’yi teslim almak için bugüne kadar çok yoğun bir baskı uyguladı, sonuç alamayınca da susturmak için kapattı. Bundan sonra devlet bu süreçte yasaklama ve yoketme konseptini genişleterek sürdürecek. Bu sonuç halkımızın isyan ateşini yükseltecektir, her alanda yürütülen meşru direniş mücadelesi genişleyecektir.

Siz de DEP döneminde buna benzer bir durum yaşadınız, Kürtlerin bundan sonra Türk devletine ve mevcut siyasi partilere yaklaşımı nasıl olur?

Kürt halkı devletten ve sistem partilerinden kopmuştur. Kürt halkını kandırabilmek için devletin elinde bir tek AKP kalmıştı. Son uygulamalar ile AKP’nin de maskesi tamamen düşmüştür. Halk olarak Kürdistan’da AKP’yi de diğer partilerin konumuna getirmek boynumuzun borcudur. Bunu başardığımız zaman bilinmelidir ki devletin Kürt halkının temsilcileri ile görüşerek gerçek ve kalıcı bir çözüme ulaşmaktan başka kaçabilecek hiçbir yeri kalmayacaktır. Mücadele olarak geldiğimiz aşama budur.

Son 6 aylık dönemi nasıl okumak gerekiyor?

Halkımızın Özgürlük Mücadelesini bastırabilmek için devlet son bir umutla bu yıl yapılan yerel yönetim seçimlerine ortak bir konsept ile girdi. Bu konsepte göre AKP’nin seçimlerde başarılı olması için her şey yapılacak ve DTP seçimlerden sonra yapılacak tutuklama ve yargılamalar ile sınırlandırılacak, daha sonra da ABD-Irak-Güney Kürdistan’dan alınacak destek ile gerilla güçleri hedeflenecek, olabiliyorsa tasfiye, olamıyorsa darbelenerek silahsızlanmaya zorlanacaktı. Bu konsept çerçevesinde AKP’ye destek amaçlı olarak ordu ilk kez bu yıl kış boyunca hiç askeri operasyon yapmadı. TRT 6 yayını başlatıldı, seçimlerde AKP devletin tüm siyasi-ekonomik-idari imkanlarını sonuna kadar kullandı. Bütün bunlara rağmen AKP ve devlet seçimlerden bekledikleri sonucu alamadılar. Bu başarısızlıklarına rağmen devlet konsepti daha önce kararlaştırıldığı gibi sürdürüldü. Bu temelde 14 Nisan’da DTP’ye yönelik operasyon yapıldı ve üst düzey yöneticileri de dahil yaklaşık 400’den fazla üyesi tutuklandı, DTP’nin örgütsel çalışmalarına büyük bir darbe vuruldu. Hareketimizin 13 Nisan’da başlattığı tek taraflı eylemsizlik kararı ve Önderliğimizin yol haritası kamuoyu gündeminin tekrar bizim tarafımızdan belirlenmesini sağladı. Bu aşamada çözüme destek veren bir kamuoyunun oluşması, yine gündemi belirleyen Önderliğimize ve hareketimize yönelik oluşan pozitif kamuoyu devleti zorladı. Tam da bu süreçte inisiyatifi ele geçirmek amacıyla hükümet sahte “açılım” projesi ile sürece müdahale etti. Hükümet “açılım” adı altında planladığı konsept ile bir yandan oluşan kamuoyunun desteğini almayı, diğer yandan da gündemi ele geçirdikten sonra süreci giderek saptırmayı hedefledi. Bu çerçevede “Kürt açılımı” giderek “milli birlik projesi”ne dönüştü. Bu aşamada tıkanan siyasal sürecin önünün açılması için Önderliğimizin çağrısı ile gelen barış grupları, hükümetin politikasının iki yüzlülüğünü ortaya çıkardı. AKP hükümeti aynı süreç içinde bir yandan ‘açılım’ politikası ile Kürt kamuoyunda kendisine yönelik yeni bir imaj ve umut yaratmaya çalışırken, diğer yandan da İmralı’da Önderliğimizin yaşam koşullarını oldukça zorlayacak ve giderek bitirecek bir çalışma yürüttü. Önderliğimize yönelik yapılan uygulamaların halkımız üzerinde yaratacağı öfke ve tepki hesaplanarak, hemen bunun sonrasında da DTP’nin Anayasa Mahkemesi’ndeki davasının gündeme alınarak DTP’nin kapatılması olaylarına bir bütünlük içinde bakıldığında, “açılım projesinin” aslında “tasfiye operasyonu” amaçlı bir AKP konsepti olduğu açıktır. AKP, projesiyle sempati ve destek toplamaya çalışırken, diğer yandan da PKK ve DTP’yi yani Kürt tarafını da çözümü engelleyen taraf olarak göstererek iç ve dış kamuoyunda hareketimizi daraltmayı hedefledi. Ancak bir bütün olarak devletin AKP eliyle yürüttüğü bu politikalar deşifre olmuş ve sonuçsuz kalmıştır. Hem iç hem de dış kamuoyunda AKP bugün çok daha zor durumdadır.

DTP’liler milletvekilliğinden istifa edeceklerini açıkladılar, DTP’lilerin bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru bir tutum olarak görüyor ve destekliyorum. Devlet Kürt halkının kimliğini, demokratik hak ve özgürlüklerini kabul etmiyor ve siyasal temsilcilerini de Meclis’te istemiyor. Kürtler demokratik zeminde kendilerini ifade etmek ve sorunun çözümüne zemin yaratmak için defalarca partileri kapatılmasına rağmen Meclis’te yer almak için ısrar ettiler. Ancak gelinen bu aşamada, halkımıza ve Önderliğimize yönelik saldırıların ve saygısızlıkların hadsafhaya çıktığı bu süreçte, halkımızın seçilmiş temsilcilerinin Meclis’ten atıldığı, partilerinin tamamen siyasal nedenler ile kapatıldığı bir ortamda, Türk Meclisi’nde kalmanın koşullarının olmadığını düşünüyorum.

KCK Önderi Abdullah Öcalan’nın zehirlenme döneminde yapılan açlık grevinde siz de vardınız. O dönemde CPT’nin tutumunu çok olumsuz buluyordunuz. Ama bir şekilde uzlaşma sağlandı ve açlık grevi sona erdi. CPT’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

CPT’nin tutumu zayıftır, Türk devletinin hassasiyetlerine öncelik verilmektedir. CPT’nin halkımızın hassasiyetlerini dikkate alması ve konuyu yakından takip etmesi gerekirdi.

Yani bu konuda devletlerin ortak menfaatleri ve blokajları, insan hakları ve yaşam hakkının önüne geçmektedir. Biz halk olarak Önderliğimize güçlü bir şekilde sahip çıkarak, bu konuda yaşanan yetersizliklerin aşılmasını sağlayacağız.

Kürt halkının hassasiyeti bilinmesine rağmen neden Öcalan üzerindeki tecrit ve baskı ağırlaştırıldı?

Çünkü devletin bugüne kadar halkımıza yönelik yürüttüğü resmi politikaları hala öz olarak yürürlüktedir. Devlet dışarıda hareketimize ve halkımıza yönelik yürüttüğü politikalarında başarısızdır, sonuç alamamıştır, Kürt halkını kaybetmiştir. Kaybettiği Kürt halkını Önderliğimiz üzerinde baskı uygulayarak tekrar kazanmak istemektedir. Önderliğimiz, devletin yaklaşımının bu olduğunu ve sonuç almasının asla mümkün olmadığını defalarca dile getirdi.

Kürtler tepkilerini bu süreçte nasıl dile getirecekler?

Devletin artık kaçabileceği yer yoktur. Bu süreçte devlet son bir umut olarak şiddeti tırmandırarak halkımızı ezerek, linç ederek sindirmek istemektedir. Saldırı emrini Türkiye Başbakanı Recep T. Erdoğan’ın bizzat kendisi “Benim güvenlik güçlerim, hakimlerim, savcılarım gerekeni, gereken yerde inanıyorum ki yapacaklardır” sözleri ile tüm kamuoyunun gözü önünde vermiştir.

Önderliğimiz başta olmak üzere tüm halkımız ve onun yasal zemindeki temsilcileri tehdit altındadır. Buna karşılık, yaşamın her alanında örgütlü bir halk olarak bulunduğumuz her yerde demokratik meşru savunma hakkımızı yükseltmeliyiz. Devletin halkımıza yönelik zalim politikalarını teşhir etme ve buna karşılık kamuoyu desteği alma konusunda, Avrupa’da yaşayan halkımıza çok önemli görevler düşmektedir.

YazdırYazdır | kEditor | 16.12.2009, 16:22:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok

  
İlgili haberler

İlgili Yazılar

Okuyucu değerlendirmesi