Türk: 'Benim Kürt kardeşlerim' demekle sorun çözülmez
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, açılım sürecinin uzamasının sorunun çözümünü de zorlaştırdığına dikkat çekerek, 'Açıkça söyleyeyim ki, hükümetin bu konuda bir deneyimi de yok. Meseleyi basite alarak önüne koyuyor. Sadece 'Benim Kürt kardeşlerim' demekle Kürt yurttaşlarımız üzerinde uygulanan ayrımcı politikaları nasıl ortadan kaldıracaksınız? Bunun bir inandırıcılığı olabilir mi? Elbette olamaz' dedi. DTP'nin sürecin dışına itilmeye çalışıldığını belirten Türk, başbakanın 'Halkımız açılıma sahip çıktı' sözlerine atıfta bulunarak, '338 AKP'li milletvekili var, 22 de DTP milletvekili var. Referanduma götürelim diyoruz, halk karar versin' dedi.
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, partisinin Meclis Grup toplantısında yaptığı uzun konuşma ile AKP Hükümeti'nin açılım politikaları ile muhalefetin buna yaklaşımı, Diyarbakır'ın Lice İlçesi'nde öldürülen Ceylan Önkol ve bölgedeki 9 Ekim protestolarında polisin tavrına yönelik konuları ele aldı. Konuşmasına Türkiye'nin kendini reformdan geçirme zorunluluğuna vurgu yaparak başlayan Türk, baskılar, gözaltılar, tutuklamalar, sokak ortasında işkenceler, cinayetlerin tüm hızıyla sürdürüldüğünü ifade etti. 'Polis müdahaleleri, çocukları bile ağır bir şekilde yaralıyor, sakat bırakıyor, öldürüyor. Güvenlik güçleri, demokratik gösterilere karşı herkesin gözü önünde ölçüsüz düzeyde, müdahalelerde bulunuyor' diyen Türk, Ceylan Önkol'un öldürülmesi olayına dikkat çekti. 'Başını kuma gömen bir hükümetle karşı karşıyayız' Ceylan'ın trajedisini kamuoyunun iki haftadan beri ortaya koyduğu tepkiye rağmen, halen tatmin edici bir açıklığa kavuşturulmadığına işaret eden Türk, 'Hükümet için, adeta bir sınav niteliğinde olan bu olayın, bu güne kadar karanlıkta bırakılması, hiçbir hak-hukuk-demokrasi-açılım söylemi ile açıklanamaz. Bu olay karşısında, 72 milyonun gözü önünde başını kuma gömen bir hükümet ile karşı karşıyayız. Dün savcılığın bilirkişi raporu medyaya yansıdı. Yapılan açıklama, tüyler ürpertici bir hukuk skandalı niteliğinde. Ceylan'ın arazide bulunan bir bomba-atar mermisine elindeki çubukla dokunduğundan dolayı, bu olayın meydana geldiği söyleniyor. Açıklama bu.! Bombanın nereden ve kim tarafından atıldığını bulamıyorlar. Savcının ve jandarmanın olay yerine neden üç gün sonra gittiğini açıklayamıyorlar. Delillerin neden toplanmadığını izah edemiyorlar. Hükümet, iki hafta boyunca niçin sessiz kaldığını izah edemiyor. Sayın Başbakan, Ceylan'ın ailesine taziye dileklerini bile sunmayı neden çok gördüğünü açıklayamıyor. Sadece ve sadece olayın havan topu olmadığı ortaya çıkarılarak, bu işten sıyrılmaya çalışıyorlar. Şimdi, hükümete sormak istiyorum. Vicdanınız rahat mı? Anaların gözyaşlarını böyle mi dindireceksiniz? Bu mudur adaletiniz, bu mudur halka-yurttaşlara saygınız? Bu mudur yaşam hakkına saygınız! Bu korkunç trajediyi açıklığa kavuşturmak, bu hukuk skandalının üzerine kararlılıkla gitmek, Hükümetin açılım konusundaki samimiyeti açısından önemli bir sınav olacaktır. Şimdiye kadar, Hükümet bu sınavı verememiştir. Bizler ve demokratik kamuoyu, bu olayın sonuna kadar takipçisi olacağız' dedi. 'OHAL uygulamaları var' Bölgedeki 9 Ekim protestolarına dikkat çeken Türk, 'Gösteri ve miting yapmak, bir halkın en doğal hakkıdır. Demokrasinin gereğidir. Fakat bakıyoruz, polisin gösterilere karşı kullandığı şiddetin dozu korkunç boyutlarda. Yüzlerce kişi sokak ortasında işkenceye maruz bırakılıyor. Onunla da yetinilmiyor. Örneğin Cizre'de evin içine gaz bombası atılıyor ve 18 aylık bir bebek, başına aldığı bomba darbesiyle komalık oluyor. Halka karşı uygulanan bu çıldırmış öfke seline karşı hükümet ne yapıyor? Hiçbir şey! Bu olay hakkında bir soruşturma bile açılmış değil. Söz konusu polisin kim olduğu bile tespit edilmiş değil. Yine, Yüksekova'da 15 yaşındaki bir çocuğun beline kurşun sıkılıyor. Çocuğumuz şimdi komada ölümle pençeleşiyor. Adeta öldürmek amacıyla sivillere ateş açılıyor. Batman'da, Diyarbakır'da, Van'da, Şırnak'ta, Hakkari'de bölgemizin tüm illerinde yüzlerce insan gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyor. Arkadaşlarım, tıpkı OHAL döneminde yaşanan aramaların, kontrollerin, hak ihlallerinin olduğunu her gün bana rapor ediyorlar' diye konuştu. 'Partimiz hedef gösteriliyor' 'Halkımızın maruz kaldığı durumlar bu iken, şimdi açılım tartışmalarıyla ilgili olarak gelinen son noktayı değerlendirelim' diyen Türk, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Olumlu bir şekilde başlayan ve hepimizi umutlandıran tartışmalar, ne yazık ki son günlerde bilinçli bir şekilde Kürt sorunundan uzaklaştırılıyor. Partimizi hedef alan söylem ve değerlendirmeler üzerinde yoğunlaştırılmaya çalışılıyor. Hükümet çevreleri öyle değerlendirme ve yorumlar yapıyorlar ki; sanki ortada çok kapsamlı bir siyasi açılım süreci var da, DTP buna sahip çıkmıyormuş gibi kamuoyuna yansıtıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Gerçekler bu denli saptırılabilir mi? Hangi demokratik çözümü getirdiniz de biz DTP olarak bunun karşısında durduk? Hangi projeyi, yol haritasını ortaya koydunuz da biz sahip çıkmadık? Hem DTP'ye misyon biçeceksiniz, hem de muhatap almayacaksınız, yetmezmiş gibi bir de DTP'yi sürece sahip çıkmamakla suçlayacaksınız! 'El insaf' diyoruz. Açılım sürecini engelleyenleri bir kenara bırakıp, partimizi hedef alan hükümeti ve iktidar odaklı çevreleri, objektif olmaya ve samimi yaklaşmaya davet ediyoruz. Biz bu konuda çok açık ve samimiyiz. Yapıcı, dostane eleştirilere büyük değer verir, dikkate alırız. Ama eleştiriler haksız, dayanaksız noktalara varır, partimizi suçlayan bir boyuta taşınırsa bunun da karşısında yer alırız. Şimdi kamuoyunun da gerçekleri daha doğru okuyabilmesi için bazı hususlara buradan bir kez daha açıklık getirmek istiyorum: DTP'nin bu sürece yaklaşımı nedir? DTP ne diyor? Çatışmalı ortamı sona erdirerek, Kürt sorununu demokratik barışçıl bir çözüme kavuşturacak her projeyi ve adımı sonuna kadar destekleyeceğimizi ifade ettik. Sürekli olarak hükümete cesur ve kararlı olması çağrısında bulunduk. Başlangıçta ne dediysek bugün de aynı noktada duruyoruz. Tavrımızda ve duruşumuzda en ufak bir değişiklik yoktur. Biz her şeye rağmen çözüme olan inancımızı ve bu konudaki kararlılığımızı koruyoruz. Bunun iyi bilinmesini istiyorum.' 'Süreç ne kadar uzarsa çözüm de zorlaşır' Demokratik zeminin çözüm için olgunlaştığını kaydeden Türk, bu fırsatların bir kez daha kaçırılmamasını istedi. Ancak aynı hassasiyeti hükümette görmekte zorlandıklarını ifade eden Türk, 'Yılsonuna kadar bazı somut adımların atılacağından söz eden Sayın Başbakan, şimdi hangi noktaya geldi? 'Bu bir süreç işidir. Zamanla olacak' diyor. Daha birçok muğlak, ne anlama geldiği belli olmayan ifadeler kullanıyor. Bu sözlerin ardında gizlenen yaklaşım nedir? Bunu sorgulamak zorundayız. Bu bizim, halkımıza karşı üstlendiğimiz sorumluluğun gereğidir. Halkımız soruyor: Hükümet acaba bu sürece başlamadan, herkesle görüşüp, bir rıza ortamı oluşturup, ama yine de şimdiye kadar olduğu gibi bildiğini okuma planı mı yaptı? Çözümü olabildiğince zamana yaymak, süreci oyalamak mantığı başından beri mi vardı? Yoksa milliyetçi ve statükocu çevrelerin tehditlerinden sonra mı bu noktaya geldi? Bu konuda herkesin kafası karışık! Acaba hükümet şu tehlikeyi görüyor mu? Açılım zamana yayıldıkça çözümü tıkamak isteyen güçler daha fazla devreye girmeyecek mi? Dolayısıyla açılım süreci akamete uğramayacak mı? Ne yazık ki, böyle bir tehlike kapıdadır. Süreç ne kadar uzarsa, çözüm de o denli zorlaşacaktır. Çatışmalı ortamın sürmesini isteyen kesimlerin istediği de budur. Bu tehlikeleri dikkate almayan hükümet, gevşeme eğilimine girmiştir. Hükümete çağrı yapıyoruz, adım atın diyoruz. Çatışmalı ortamın durması için herhangi bir çaba içine girmiyor. DTP'yi de hedef haline getiriyor' dedi. Çözümün yolunu tıkayanın hükümet olduğunu belirten Türk, 'Çok açık ifade ediyorum. Eğer bugün DTP'nin ve demokratik kamuoyunun sürekli olarak çözümü talep eden barış ısrarı olmamış olsaydı, hükümet bu işten belki de çoktan vazgeçmişti. O yüzden partimizin ve demokrasi güçlerinin bu süreçteki istikrarlı ve olgun tavrı doğru anlaşılmalıdır. Ağır aksak da olsa hükümeti açılım sürecinin içinde tutmaya çalışan DTP'dir. Halkımızla birlikte yürüttüğümüz demokratik muhalefet gücüdür. Açılım sürecine en doğru sahip çıkan, bunun ilerlemesi için uğraşan, mücadele veren bizleriz. Bunun iyi görülmesi, anlaşılması gerekir. Biz bu tavrımızı ve çizgimizi sürdürmeye, her fırsatta gerçekleri dile getirmeye ve gelişmelerin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Kamuoyu araştırmaları, ülkenin dört bir tarafında, çözüm sürecine katkı potansiyelimizi ve bize olan güveni ortaya koyuyor. Sergilediğimiz bu yapıcı muhalefeti farklı yansıtmaya çalışanların sergilediği tutum, iyi niyetli değildir. Bu çevrelerin rahatsızlıklarının nedeni, hükümeti çözüme zorluyor olmamızdır' diye kaydetti. 'DTP sürecin dışına itilmek isteniyor' DTP'nin sürece sahip çıkmadığını ileri sürenlerin öncelikli olarak hükümetin hangi adımları attığını da samimi bir biçimde ortaya koyması gerektiğine vurgu yapan Türk, henüz ortada somut bir projenin olmadığını ifade etti. Süreç konusunda hükümetin kendileriyle paylaşmış olduğu ne bir bilgi, ne de ilettiği bir beklentisinin olmadığını kaydeden Türk, niyet açıklamalarının yapıldığını, bunun ötesine geçilemediğini belirterek, 'Biz de diyoruz ki; artık somut bir proje ortaya koyun. Kim, çözümden ne anlıyor ortaya çıksın! Kim çözüm istiyor? Kim karşı? Anlaşılsın. Deniliyor ki; 'DTP muhataplıktan kaçıyor, farklı adresleri gösteriyor.' Bize mal edilmeye çalışılan bu yaklaşım doğru değildir. Bizim böyle bir tavrımız yok, olamaz da. Aslında burada yapılmak istenen, DTP'yi muhataplıktan uzaklaştırmak ve sürecin dışına itmektir. Bu türden söylemlerin altında bu niyet yatmaktadır. Onlara şunu sormak istiyorum, DTP'yle tek bir görüşmenin haricinde hangi muhataplık geliştirildi? Ne zaman bizimle diyalog kurulmak istendi de biz kapımızı kapattık? Görüşü alınmak için ne zaman DTP'nin kapısı çalındı da biz 'yok' dedik? Bu soruların yanıtlarını, bizleri hedef tahtasına oturtmaya çalışanların vermesi gerekiyor' diye ifade etti. 'PKK'yi hangi argümanla ikna edeceksiniz?' Siyasi muhataplık konusunda sonuna kadar mücadele edeceklerini kaydeden Türk, DTP'yi sürecin dışına itmeye çalışan yaklaşımlara asla prim vermeyeceklerini dile getirdi. 'Önünde, arkasında ne olduğunu bilmediğimiz bir süreci, şartsız, koşulsuz desteklememiz de beklenmemeli. Kaldı ki, zaten kimseye böyle bir sözümüz de olmadı' diyen Türk, önlerine somut proje konulur, görüşleri sorulur ve katkıları istenirse gereken desteği vereceklerini vurguladı. Hükümetin, sürecin silahlı boyutunu ilgilendiren bir çalışmanın içerisine girmesi ve konunun elinde silah bulunduran tarafla çözüme bağlanması gerektiğinin altını çizen Türk, şunları belirtti: 'Bundan daha makul bir yaklaşım olabilir mi? DTP olarak bizim farkımız budur. Burada bir sorunu tanımlayıp, onun çözüm yolunu gösteriyoruz. Bu gerçeği ifade ettik diye DTP'yi nasıl suçlayabilirsiniz? Eğer sorgulanması gereken biri varsa o da, gerçeği görmeyen, sorunu yok sayan tutum sahipleri olmalıdır. 30 yıldır süren savaşta PKK hangi argümanla nasıl ikna edilebilir? Bu mümkün müdür? Onları, demokratik sürece ikna edecek olan hükümetin kendisidir. Bu da siyasi açılımla mümkün olabilir. Kaldı ki, hükümet başlangıçta, 'herkesi açılım sürecinin içine katacağız' diyerek bir irade ortaya koymamış mıydı? Koymuştu. Doğru olan da buydu. O halde bunun asgari gerekleri neden yerine getirilmiyor? Neden sorunun bir tarafı reddediliyor? Eğer, Kürt sorunu tüm boyutları ve aktörleriyle bir bütün olarak ele alınmaz, bir taraf sürecin dışında tutulursa açılım sekteye uğrar. O nedenle kapsayıcı olunması gerekir. İşte aylardır biz bunu söylüyor, bu noktaya dikkat çekiyoruz. 'Hükümetin varsa bir çözümü, bunu samimi bir biçimde ortaya koysun. Yoksa kendi çözümsüzlük politikalarına başka bahaneler aramasın' diyoruz. Gerçekten toplumsal uzlaşıyı, diyalogu esas almak istiyorsanız, buz dağının görünmeyen tarafını görmek zorundasınız. Sorun 30 yılın sonunda bir noktaya geldi. Bunları söylerken barışı özlediğimiz için bunları söylüyoruz. Suskun kalabiliriz. Kendi kendilerine bazı şeyleri geliştirebilirler. Hükümet bir açılım da yapabilir. Engel de yok. Biz bunu alkışlarız. Ama gerçekten barışçıl bir sürece evrilmesi konusunda beyninizde bir şey varsa haklın sesi ve taleplerini doğru okunamazı gerekir. Yanlış formüller Türkiye'yi gerginleştirebilir. Bunun için dikkatli olun diye bağırıyoruz. Açıkça söyleyeyim ki, hükümetin bu konuda bir deneyimi de yok. Meseleyi basite alarak önüne koyuyor. Buradan korkuyoruz ki, çözüm çıkmaz ve Türkiye siyaseti bir kargaşanın içine yuvarlanır. Herkes de bu süreci kendi lehine kullanmak için farklı söylemlerle Türkiye'yi gerginleştirmeye çalışır.' 'Anayasa demokratikleştirilmeli' Anayasa Konferansı'na değinen Türk, 'Demokratik açılım sürecinin tartışıldığı bir süreçte hükümet söz vermesine rağmen, bu konferansa parti adına kimseyi göndermiyor. Bu konferansın hazırlığında büyük emekler ortaya konulmuştu. Anayasa ile ilgili Diyarbakır'da bir çalıştay gerçekleştirildi. Arkasından DTK gerçekleştirildi. Açılımdan, demokratik Türkiye'den söz eden kesimler, bu çalışmaları değerlendirecek, ders alacak yaklaşım biçimini ortaya koymazsa ilk günde sınavda kalır. Samimiyetlerine de kimse inanmaz. Bütün bunlar aslında AKP'nin bu süreçten kaçtığını, ciddi çalışmaların içinde olmak istemediğini göstermektedir. Tam da bu noktada sayın Başbakan, 'Türkiye çözümsüzlükleri bir çözüm olarak gören siyasi anlayışa teslim olamaz. Çözümsüzlüklerle ilelebet yoluna devam edemez' diyor. Biz de bunu söylüyoruz. Ülke, toplum bu sorunlarla daha fazla gidemez diyoruz. Aynı şeyleri söylüyoruz. Başbakanın gerçekleri görmesi önemli bir aşamadır. Bu çizgisini koruması ve söylediklerinin altını doldurması gerekir. Türkiye, çözümsüzlüklerle yoluna devam edemez diyen sayın Başbakandan başta Anayasa değişikliği olmak üzere kapsamlı demokratik adımların atılacağını görmek istiyoruz. Yürürlükteki 12 Eylül Anayasası tüm sorunların anasıdır. Çözümsüzlük politikasının kaynağıdır. Tek-tipçiliği esas alan resmi ideolojinin kaynağıdır. Anti-demokratik bütün yasalar ruhunu bu Anayasadan almaktadır. Sayın Başbakanın 'Tek millet, tek dil' söyleminin dayanağı da bu Anayasadır. Bu nedenle köklü bir değişime demokratik bir Anayasayla başlamak gerekir. Buna paralel olarak seçim yasası, siyasi partiler, yerel yönetimler ve terörle mücadele kanununun baştan aşağı değiştirilmesi gerekir. Bu alanlara dokunmadan, köklü değişikliklere gidilmeden Türkiye'nin önünü açabilmek olanaklı değildir' dedi. 'Referanduma götürelim' Başbakanın 'Halkımız açılıma sahip çıktı' sözlerine atıfta bulunan Türk, 'O zaman gelin 338 AKP'li milletvekili var, 22 de DTP milletvekili var. Referanduma götürelim diyoruz, halk karar versin. Başbakanın bu yöndeki adımları gündemine almayan hükümetin bugünkü tavrı, mevcut sistemi, ona dokunmadan, dönüştürme yönündedir. Bir diğer adıyla ömrü tamamlanan sistemi allayıp-pullayıp yeniden devreye sokmadır. Anayasayı değiştirmeden, toplumu, farklılıkları nasıl kucaklayacaksınız? Türkiye için demokrasi ve barış isteyen tüm yurttaşların bilmesini istediğimiz şey şudur: Kimse arabayı atın önüne koymasın. Ortada bir halkın, 20 milyonluk bir topluluğun, doğuştan gelen asgari haklarının tanınmaması, inkar edilmesi, bu halkın yok edilmek istenmesi sorunu vardır. Kürt sorunu budur. Kürtler eski Kürtler değil. Cilalayıp eski şeyleri Kürtlerin önüne getirmeyin. Kürtler bunu kabul etmez. O yüzden isteseniz de istemeseniz de bu sistemi koruyamazsınız' diye konuştu. 30 yıldır süren bir gerginliğin Başbakan tarafından 3 günlük olaymış gibi yansıtıldığını ifade eden Türk, 'Ülke kan gölüne dönüşmüş, her gün gencecik insanlar bedenlerini toprağa gömüyor. Ölümler devam ediyor. Çözüm geliştirilmediği için gerginlik yaşanıyor. Halen yaşanıyor. Şimdi baktığınızda sayın Baykal 'gerginlik yaratılıyor' diyerek işin içinden çıkmaya çalışıyor. Yazık, bu ülkeye, siyasete yazık. Siyasi partilerin böyle bir anlayışa sahip olması Türkiye'yi kahredici bir yaklaşım içindedir' dedi. 'Baykal korku ve gerilim siyasetinden vazgeçmeli' CHP Genel Başkanı Baykal, açılım sürecinin gerginliğe yol açtığını ileri süren açıklamalarına dikkat çekerek, 'Sanki 30 yıldan beri bu ülkede gerginlik yaşanmıyormuş gibi yaklaşmasını, siyasi akılla izah etmek mümkün değildir. Ülke nerdeyse kan gölüne döndü, onbinlerce insan öldü, hala ölmeye devam ediyor. Sorun çözülmediği için zaten bu gerginlikler yaşanmadı mı, hala yaşanmaya devam etmiyor mu? Sayın Baykal'a kalsa, bu yaranın kendiliğinden kabuk bağlamasını ve iyileşmesini bekleyeceğiz. Oysa bu yaranın neşter atılmadan, tedavi edilmeden, iyileşmesinin mümkün olmadığını herkes biliyor. Buradan bir kez daha, deneyimli bir politikacı olan Sayın Baykal'ı gerilim ve korkuya dayalı siyaseti terk etmeye çağırıyoruz. Korkularla sisteme sahip çıkmasından vazgeçmesini istiyoruz. Haftaya Sayın Başbakan ile gerçekleştirmeyi planladıkları görüşmenin, çözüme ve demokrasiye hizmet etmesini umut ediyoruz. Görüşmede ortak aklın, acılı sürecin sona erdirilmesi konusunda doğru bir tartışma yürütmesini diliyoruz' dedi. Kaynak: DİHA Yazdır | kEditor | 13.10.2009, 16:57:00Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |
|