kEditor - Haberler / Politika / Öcalan: Kapitalizmin tüm zamanı; bunalım

http://www.keditor.org/haber_4165.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Öcalan: Kapitalizmin tüm zamanı; bunalım

Öcalan: Kapitalizmin tüm zamanı; bunalım PKK lideri Abdullah Öcalan’ın AİHM’ne sunulmak üzere kaleme aldığı Demokratik Toplum Manifestosu savunmasında “Kapitalizmin tüm zamanı; bunalım” diyor.

Uygarlık tarihinin ilk, orta ve yeniçağ biçiminde üçe bölünmesinin yanlış olmayacağını ifade eden PKK lideri Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Manifestosu savunmalarında uygarlığı ele alış tarzında uygarlığın bir bütün olduğu ve ‘ana nehir’ gibi bir akış düzenine sahip olduğu gerçeğinin yattığını belirtiyor. Uygarlığın şehir, sınıf ve devlet üçgeni üzerinde hareketlendiğine vurgu yapan Öcalan, “Bu üçgenin aldığı biçimler uygarlığın da biçimini belirler. Sümer ve Mısır uygarlığını ilk klasik biçim, Greko-Romen, İslam ve Hıristiyanlık dönemini olgunluk dönemi, Avrupa uygarlık dönemini ise çözülüş ve kaos olarak değerlendirebiliriz” diyor.

Bu üçgenin dışında yapılması gereken başka bir ayrımın da Demokratik Uygarlık boyutu olduğuna dikkat çeken Öcalan, “Ana nehir uygarlığında bulunmakla birlikte aynılaştırılamaz” diyor, ve ortaya koyduğu tezi şu şekilde savunuyor: “Uygarlık sonderece çelişkili bir bütündür. Temel çelişki devlet tekelli uygarlıkla devletleşmemiş toplumun demokratik uygarlığı arasındadır. Devletli uygarlıkla demokrasili uygarlık arasındaki çelişkiyi en iyi antikçağdaki iki Grek kenti arasında görmekteyiz: Krallıkla yönetilen Isparta ile demokrasiyle yönetilen Athena arasında. Avrupa uygarlığı geliştiğinde de benzer yoğun bir çelişki yaşandı. 14. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar devlet ve kent demokrasileri arasında yaşanan yoğun çatışmalar, özünde devlet ve demokratik uygarlıklar arasında geçmektedir.”

‘Uygarlıksız sınıf mücadelesi olmaz'

Çatışmayı dar sınıf eksenli görmenin Marksizm’in en önemli eksikliği olduğuna vurgu yapan Öcalan, bu konudaki düşüncelerini şu şekilde dile getiriyor; “Sınıfların direkt çatışması analitiktir. Somut çatışma toplumsal gövdeler arasında olur: Devlet toplumuyla demokratik toplumlar arasında. Kaldı ki, sınırları hiçbir zaman kesin çizilemeyen ve her gün geçişler yaşayabilen sınıflarda, aslolan içinde yaşadıkları bilinç durumudur, kültürüdür. Kendi uygarlığını tanımayan veya oluşturamayan sınıf zaten yokluk durumundadır. Uygarlıksız sınıf mücadelesi olmaz. Tek uygarlık içinde iki sınıfın mücadelesinin ne denli vahim bir hata olduğu Sovyet deneyiminde görüldü. Avrupa devlet uygarlığının kalıplarını kıramadığı için, özgün bir Sovyet uygarlığı oluşturulamadı. Kapitalist modernite kalıplarını büyük oranda esas aldığı için, sonunda onlar gibi olmaktan kurtulamadı. Tarihte bu durumun birçok benzeri yaşanmıştır. Başkalarının silahlarıyla (uygarlık yaşam tarzı) savaşırsan, başkaları gibi olursun.”

Demokratik Avrupa-Kapitalist Avrupa

“Avrupa uygarlığı gibi içinde çok güçlü demokratik öğeleri bulunduran bir uygarlığı, sanki iki sınıfın (işçi-kapitalist) ortak uygarlığıymış gibi yansıtmak da içinde çok yanlış anlamlar barındırır” diyen Öcalan, tek bir Avrupa uygarlığı yerine, demokratik ve kapitalist Avrupa ayrımının daha öğretici olabileceğine dikkat çekiyor.

Öcalan devamla şunları belirtiyor; “Avrupa’nın katı devlet uygarlığını çok güçlü demokratik geleneklerle, mantık ve hukuk gibi yumuşak güçlerle dengeleme zorunluluğu, uygarlığın (devletli) son dönemine ilişkin tanımlamamızla (uygarlığın krizlerle içiçeliği) uygun düşmektedir. Dört yüz yıllık yoğun savaşlar krizli yapının diğer bir kanıtıdır. Yoğun sistem tartışmalarına Sovyet sistemi de kanıtlayıcı örnek sayılabilir. AB’nin yapısı, geleceği tartışmaları tek başına modernitenin kararsızlığını ve krizden kurtulamadığını yansıtmaktadır.”

Küresel sermaye dünyayla savaştı

Öcalan ‘modernitenin kararsızlığı ve kriz halinden kurtulmadığı’ savını Marks’ın ünlü yapıtı ‘Kapital’de kanıtladığı ‘kriz, sermayeyle, yani tekel için yapısal olmasıyla ilişkilidir. Sermaye birikimi ve kâr krizsiz başarılamaz. Sermaye kârsız duramayacağına göre krizsiz de olamaz.’ düşüncesiyle destekliyor. Devrimlerin ve demokratikleşmenin, insan haklarının sürekli gündemde yer almasının krize yanıt arama ihtiyacından kaynaklandığına işaret eden Öcalan, bu konuda şunları dile getiriyor; “Küresel sermaye her döneminde dünyayı yönetmedi. Dünyayla savaştı. Doğasındaki krizden dolayı savaşımlar dünya çapında yaygınlaştı. Uygarlığın doğuşuyla birlikte ilk profesyonel ordu ve savaşlar hep oldu. Devlet uygarlığı, özü gereği, topluma egemen olmadan gelişemez. Egemenlik ise iktidar demektir. İktidar hâkimiyetsiz, o da zor olmadan gerçekleşmez. Hegel’in tarihi ‘kanlı mezbaha’ya benzetmesi bu nedenledir.”

Kapitalizm tüm zamanı; Bunalım

Köleci ve feodal uygarlığın kapitalizmden farkını sınıf, kent ve devlet yapısının niceliğiyle ilintilendiren Öcalan, “Kentler küçük, sınıflar sınırlı, devletler az ve küçüktür. Dolayısıyla savaşlar az ve kısa süreli olup biterlerdi. Yine de şiddet, uygarlığın yapısal karakteri olmasından ötürü önemlidir. Fakat kapitalizmde kent, sınıf ve devlet tüm toplumu yuttuğu gibi, çevreyi de, yerin altını ve üstünü de yutar. Kaotik durumlar hem toplumu hem çevreyi sarar. I. Wallerstein, kapitalizmin 1970’ler sonrası yapısal krize girdiği ve bu krizin 25-50 yıl sürebileceği gibi bir yargıda bulunur. Sonucu ise bilim + örgüt + eylemin niteliğinin belirleyeceğini söylerken, kısmen olgu ve ilişkileri dile getirmektedir. Halen Marksist devrevi bunalım anlayışından kurtulamamıştır. Kapitalizmin tüm zamanı açısından bunalımı varsaymak bana daha doğru gelmektedir” diyor.

Kaynak: ANF

YazdırYazdır | gulbahar | 03.07.2009, 09:36:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok

  
İlgili haberler

İlgili Yazılar
Öcalan ve sol - (Makale)
İmralı - (Makale)


 Yukarı çık