kEditor - Haberler / Politika / Barışı isteyenler çözümü tartıştı

http://www.keditor.org/haber_4048.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Barışı isteyenler çözümü tartıştı

Barışı isteyenler çözümü tartıştı Barış Meclisi, 'Çözüm İçin Diyalog Konferansı' düzenledi. Ahmet Türk, kritik bir aşamadan geçildiğini söyledi. Aysel Tuğluk, “Başaramazsak tufan olur” dedi. Konferansta, çözümün tartışılması olumlu karşılandı ama boş iyimserliğe kapılmamak gerektiği vurgulandı.

Gençlerin katılımının yoğun olduğu konferansta, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk de bir konuşma yaptı. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, sıfatlardan arındırılmış devlet politikasını 'barış' adına konferansa taşıdı. TTB Başkanı Gençöy Gürsoy, çözüm için CHP'nin anahtar parti olduğunu iddia etti.

Konferansta, “Barış Arayışı ve Süreç”, “Kürt Sorununun Çözüm Yöntemleri”, “Barışa Yönelik Öncelikli Beklentiler” ve “Barışı Programlamak” başlıkları altında dört oturum gerçekleştirildi. Konferans açılış konuşmasını yapan Hakan Tahmaz, “Son dönemde barış için olanaklar arttı. Ne var ki, DTP ve KESK'e yönelik operasyonlar, askeri operasyonlar kaygılarımızı arttırıyor. Çatışmasızlığın kalıcılaştırılması için operasyonlara son verilmelidir. Sorun siyasaldır, çözüm diyalogdan geçer. Diyaloğun ilk adımı meclisten, DTP'nin uzattığı eli tutarak atılabilir. Öcalan da bu sürecin bir tarafıdır” dedi.

"Başaramazsak meydan Ergenekonculara kalır"

Yoğun alkışlarla kürsüye çıkan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, “Cumhurbaşkanı 'İyi şeyler olacak, Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur' diyor ama ortada bir proje yok. Bir ara umutlandık. Çiller Bask modelinden bahsetti, Demirel realiteyi tanıdı, Mesut Yılmaz AB'ye giden yolun Diyarbakır'dan geçtiğini söyledi, şimdiki başbakan hatalar yaptıklarını itiraf etti. Tüm bunlar tesadüfen söylenmiş sözler değil. Ancak devamı gelmedi. Çünkü siyaset vesayet altında. Hatta CHP bile silah bırakılması koşuluyla affın tartışılabileceğini söylüyor” dedi. Türk, “Ama bir bakıyoruz ABD'den Genelkurmay Başkanı bir açıklama yapıyor, Cumhurbaşkanına buradan yanıt veriyor. 'Bizim yapacağımız bir şey yok, sizin de yapacağınız bir şey yok' mesajı veriyor” şeklinde konuştu.

Barışseverlere önemli görevler düştüğünü belirten Türk, “Bıçak sırtındayız ve daha güçlü ortaya çıkmak durumundayız. Kürtlerin tek başına ortaya koyacağı irade sorunu çözmeye yetmiyor. Türk'üyle, Çerkez'iyle, Laz'ıyla ancak birlikte barışı elde edebiliriz. Bunu başaramazsak, meydanı statükoculara, Ergenekonculara terk etmiş olacağız. Biz rolümüzü doğru oynayamazsak, birileri bizim yerimize geçer, demokrasi güçlerini, Kürtleri susturmak için düğmeye basar” ifadelerini kullandı.

TSK yerine STK'lar sorunu ele almalı

Türk'ün konuşmasından sonra, konferansın “Barış Arayışı ve Süreç” başlıklı oturumuna geçildi. Oturumun ilk konuşmacısı Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, savaşın yarattığı ekonomik yıkıma değindi. “Sorunu çözmek isteyen siyasi irade, sorunu tüm boyutlarıyla birlikte ele almalı. Bu güne kadar çözüm adresi TSK gösterildi. Artık TSK yerine STK'lar ele almalı. Sorunu eksik ele alırsanız, enfeksiyona açık bırakırsınız” diyen Ensarioğlu, Anayasa'da vatandaşlık tanımının herkesi kapsayacak şekilde yeniden yapılması, basın-yayın üzerindeki engellerin kaldırılması, kişi ve yer isimlerinin iade edilmesi, anadilde eğitim ve üniversitelerde Kürdoloji kürsülerinin kurulmasını içeren beş maddelik öneri sundu. Ensarioğlu, “Dağdakilere onursuzca silahınızı bırakıp gelin derseniz gelmezler, gelmediler de” dedi.

Gazeteci Mete Çubukçu, Obama'nın Mısır ve Ankara konuşmalarına atıfta bulunarak, “Artık bölgede sorunlar şiddetle çözülmeyecek” iddiasında bulundu. “Cumhurbaşkanının söylemi, bölgede aktör olma projesinin, uluslararası konjenktürün yönlendirmesi, farkındalığıdır” diyen Çubukçu, “Türkiye, kendi Kürt sorunuyla yüzleşmede tersten yol alıyor. Önce Irak Kürtleriyle, sonra kendi Kürtleriyle anlaşma yoluna gidiyor” tespitinde bulundu.

Öneş, sıfatlardan arındırılmış devlet ağzıyla konuştu

“Kardeşi kardeşe silah çektiren sistemin sorgulanması arayışındayız. PKK silahlı hareketi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucudur” diyen eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, “Kalıcı barış için PKK'nin silah bırakması, çözümün öncelikli konusudur” dedi. Öneş, konuşmasında, 'terörist, terörist başı' gibi ön sıfatlar kullanmadan devletin tezlerini savundu. “PKK'nin DTP üzerindeki etkisinin ne zaman kalkacağını” soran Öneş, “Öcalan'ın hazırladığı çözüm planının değerlendirilmesi, PKK'nin tasfiyesine hizmet edecekse ele alınmalıdır” dedi. Öcalan'ın çözüm önerilerini de şarta bağlayan Öneş, “PKK'nin varlığı koşullarında demokrasi olmaz” iddiasında bulundu. Öneş'in konuşması, salonda eleştiri ve soru yağmuruna tutuldu.

Bu bölümün son konuşmacısı öğretim görevlisi Erol Katırcıoğlu, “İyimser bir hava yaratılıyor. Barışa yakın olduğumuzu düşünmüyorum. Boş iyimserlik, hayal kırıklıkları yaratır. Hakim egemen düşünce, yapılan açıklamalar, umutları azaltıyor. Türkiye değişmiyor, pozisyon değiştiriyor. Mevcut durumdan daha geriye de gidebilir. 'İyi şeyler oluyor'un maddi karşılığı yok” dedi.

Tuğluk: Bu süreç barışa evrilmezse tufan olur

Verilen yemek arasından sonra “Kürt Sorununun Çözüm Yöntemleri” konulu ikinci oturumda söz alan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, “Devlet, PKK ve bizler cesaretli ve özverili olmalıyız. Kolay bir süreç olmayacak. Çelişki, çatışma, diyalog vb. iç içe geçecek. Bu süreç barışa evrilmezse tufan olur. Hiçbirimizin hata yapma rezervi kalmadı. Siyasetin yaratıcı gücünü kullanmalıyız” şeklinde konuştu.

Gazeteci Fuat Keyman, “Başlayan çözüm tartışmaları, bir gelişmenin ürünü. CHP, kimlik ve adalet siyasetiyle Kürt sorununda çözücü bir güç olabilir. Muhatap DTP'dir, PKK değildir” iddiasında bulundu.

Gürsoy: CHP çözümün anahtarı olabilir

Türk Tabipler Birliği Başkanı Gençay Gürsoy, konuşmasında, CHP'nin çözüm için anahtar olabileceğini söyledi. Gürsoy, “Batıda benzer sorunların çözülmesi, siyasi iktidarın kendini ortaya koymasıyla olmuştur. Erdoğan'ın son günlerdeki çıkışı, ortada bir siyasi irade olmadığını gösterdi. CHP, devletin kodlarını bilen bir parti, çözümün anahtarı olabilir. Ütopik gibi gözüküyor ama CHP birkaç adım atsa gerisi gelir. 'Silahları bıraksın affı konuşabiliriz” sözleri, CHP gibi betonlaşmış parti için ileri bir düzey. Derin devletin temsilcisi Cemil Çiçek 'Affı gündeme getirenleri vatan haini ilan etmeyin' sözü önemlidir” vurgusunda bulundu. Gürsoy, “DTP bu süreçte çok doğru yerde duruyor. İğneden ipliğe bitireceğiz diyen siyasi aktörlerin bulunduğu ortamda tek taraflı silahları sustur demek gerçekçi değil” tespitini yaptı.

Dicle: 1924 Anayasası, sorunu kurumsallaştırdı

Barışa Yönelik Öncelikli Beklentiler başlıklı 3. oturumda söz alan İstanbul Barosu eski başkanı Yücel Sayman “Kürt sorunu denilince, Kürtler sorunludur anlıyorlar” dedi. Etnik kimliğe dayalı ulus devlet tanımlaması terk edilmesini isteyen Sayman, “TSK bu sürecin tarafı değildir. Devletin bir kurumu olarak görüşü olabilir ama asla tarafı olamaz” diyerek tepki gösterdi.

Çok kültürlü bir anayasal vatandaşlık tanımı yapılmasını isteyen öğretim görevlisi Vahap Coşkun, “Yasalarda ve uygulamalarda 'Türk milleti adına' diye başlayan bütün hükümler, bir 'üst kimliği' değil, etnik bir kimliği tanımlamaktadır” dedi.

Demokratik Özerklik planlarını açıklayan DEP eski milletvekili Hatip Dicle, “Tarihsel olarak Kürtler ve Türkler'in ilişkileri, uzlaşma zemininde gelişti. Osmanlı'da başlayan uluslaşma ve Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte inkar, Kürt sorununu ortaya çıkardı. 1924 Anayasası da bu sorunun anayasal zeminde başlangıcına işaret eder. Demokratik Özerklik projemiz, iki halkın tarihsel ve güncel olarak birlikte yaşama kültürünün devamını güvenceleyecek açılımları sunmaktadır” şeklinde konuştu.

Aynı oturumda söz alan öğretim görevlisi Meryem Koray, “Gerçekçi olmayan projeler sunuyoruz. Özerk yönetim dediğimizde demokratik açıdan mı (yerinde yönetim) istiyoruz, Kürtler için özerklik mi istiyoruz. Bunun adını koymalıyız. Kürt sorununu Türkiye'nin demokratikleşme sorunundan ayırmak hatadır” iddiasında bulundu.

“Sen yoksun” demek kavganın başlangıcıdır

Barışı Programlamak başlıklı son oturumda konuşan Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Tahsin Yeşildere, “Barış için, öncelikle askeri-sivil devlet aygıtı üzerinde baskı oluşturulmalıdır. Bu konuda DKÖ'lere çok fazla görev düşüyor. DTP görülmeden adım atılamaz” dedi.

“'Sen yoksun, seni tanımıyorum' demek, kavganın başlangıcıdır. 12 Eylül yasaları, baskıları Kürt halkının isyanının daha da arttırdı” diyen öğretim görevlisi Kadir Cangızbay, TRT 6'yı kastederek, “Bugün açılan o TV'ler, o 'terörist' dedikleri insanların kanıyla olmuştur. Barış savunucularının görevi, dağda ölen gerilla ile asker annesinin gönlünü almaktır. Aynı savaş canavarı yüzünden evlatlarının öldüğünü söylemektir” şeklinde konuştu.

İHD eski başkanı Hüsnü Öndül, “Türkiye, kuruluşundan beri genel olarak OHAL gibi baskıcı totaliter bir yönetimle idare edildi. Bu durum, bölge için çok daha ağır şartlarda gelişti. Gelir adaletsizliği, demokrasiyi tesis için de engel teşkil ediyor” tespitini yaptı.

TİHV Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Kürt hareketinin en önemli atılımı, kadın hareketidir ve kadınlar doğru şeyler yaptıkları için tutuklandılar. Travmalardan kurtulmanın en önemli aracı dayanışma ve kadınlar burada çok önemli yerde duruyor” vurgusunda bulundu.

Kürsüye çıkan ve Fincancı'ya eşarp hediye eden bir Barış Annesi, mikrofonu alarak Kürtçe bir konuşma yaptı. Barış Annesi, “Gerilla ve askerlerin ölmesini istemiyoruz. Cenazelerimizi alamıyoruz. Çocuklarımızın bir mezarı olsun istiyoruz. Bu savaş Türkiye'yi de çok etkiledi. Türk anaları bize ellerini uzatsınlar, birlikte barışı getirelim” dedi.

Yaklaşık 10 saat devam eden konferansın sonuç bildirgesinin bugün açıklanacağı bildirildi.

Kaynak: Atılım

YazdırYazdır | kEditor | 07.06.2009, 12:10:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok

  
İlgili haberler

İlgili Yazılar
Çorak yürekler - (Makale)
Barış Elçileri - (Makale)
Umutlanalım mı? - (Makale)


 Yukarı çık