AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Yaşam

Gün gelir Meclis'te de konuşulur

Gün gelir Meclis'te de konuşulur Meclis'te Kürtçe konuşmakla tarihi bir güne imza atan DTP Eşbaşkanı Türk, 'Amacımız provakasyon değil, bu hassasiyeti göstermektir. Bunun için grubumuzda konuştuk, bir gün gelir o da olur' dedi.

Cezaevinde Kürtçe konuşmasına izin verilmediği için 'Bir gün resmi bir toplantıda Kürtçe konuşacağım' şeklinde verdiği sözü 30 yıl sonra yerine getiren DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, 'Şov yapmadım, insanların, halkımızın beklentilerini yerine getirdim. Kürsüden inerken, verdiğim sözü yerine getirmenin mutluluğunu yaşadım. Her şeyin bir zamanı var. Kürtçe konuşmayı Meclis'te değil, grubumuza taşıdık. Ama bir gün gelir o da olur' diye konuştu. Türk, önceki günkü konuşmasını DİHA'ya değerlendirdi.

Meclis çıkışınızda 30 yıl önce verdiğiniz sözü yerine getirdiğinizi söylediniz...

Evet. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar, hem yaşayanların hem de ziyarete gelen insanların beyninde, ruhunda çok derin izler bıraktı. Yaşananları kim anlatırsa anlatsın eksik anlatmış olur. Ancak gördüğümüz işkenceler, dayaklar, hakaretler bizi çok fazla etkilemiyordu açıkçası. Bizi etkileyen tek kelime Türkçe bilmeyen annelerimizdi. Benim 75 yaşındaki annem gelip beni ziyaret ettiğinde suskun yüzüme bakardı. Yanımızda iki asker bulunurdu ve ayakları bizim ayaklarımız üzerindeydi. Kürtçe konuşmamamız için ayaklarımıza basarlardı. Bu yüzden annelerimiz Türkçe bilmedikleri için sadece bizi izlerlerdi. Bazen konuşmamda da ifade ettiğim gibi, büyük bir üzüntü ve umutsuzlukla dönmemeleri için dayağı göze alarak Kürtçe 'Nasılsınız' derdik. Tabii bu sadece benim yaşadığım bir şey değil, cezaevindeki bütün insanların, kardeşlerimizin yaşadığı bir dramdı. Bir insanın annesine bile 'nasılsın' diyebilme cesareti göstermemesi veyahut bunun yasaklanması bizim ruhumuzda büyük depresyonların yaratılmasına neden oldu. Acaba bir gün, özgürce anadilimizde haykırabilir miyiz, bağırabilir miyiz, mesajımızı verebilir miyiz? Hep bunu düşünüyorduk. Kendime 'Bir gün resmi bir toplantıda Kürtçe konuşacağım' şeklinde söz verdim ve sözümü yerine getirdim.

Meclis çatısı altında anadilinizle konuşurken ve yıllar önce kendinize verdiğiniz sözü yerine getirirken neler hissettiniz?

Bir sözü yerine getirmenin rahatlığı ve mutluluğu içinde kürsüden indim. Grupta olan insanların yüzüne baktığımda büyük bir mutluluk gördüm. Hatta bazı arkadaşlarımın o duygusal atmosferden ağladıklarını farkettim. Birileri eleştirse de bunu şovmenlik olarak kabul etse de ben halkımın beklentilerini ve önemli bir sorumluluğu yerine getirdiğim için mutluyum. Ben kürsüde ailelerimiz, annelerimiz hepimizin adına böyle bir mesajı verdim. Ama tabii ki bir insanın, 75 yaşındaki annesinin dayak yememesi için suskun kalmasını da hiçbir zaman unutamazsınız.

Ama konuşmanızı şov olarak değerlendirenler oldu...

Yaptığım konuşma bir şov değil. Ben bir Kürt insanıyım. Kültürlerin, kimliklerin dillerin önemini çok iyi bilen bir insanın. Dilin insanın kişiliğinde önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Eğer bir insan kendi dilini kullanamıyorsa, o kişiliğinin erozyona uğraması, kültürünün yok olması anlamına gelir. Konuşmamda Cigerxwîn'den bir dörtlük okudum. O dörtlüğü bire bir Türkçe'ye çevirdiğiniz zaman farklı bir şey çıkar. Ama anlamını kendi dilinle ortaya koyduğun zaman farklı bir mesaj çıkıyor. Her dilin kendine göre bir ruhu var, felsefesi var. Onu Kürtçe söylediğiniz zaman onun felsefesi, ruhu ve büyüklüğü görülür. Benim üzerinde durduğum kültürlerin dillerin özgürleşmesidir. Tek dil anlayışının yıkılmasıdır. Ulus devlet anlayışının yıkıldığı bir dönemde bu kadar dar bakmanın anlamsız olduğunu ortaya koymaya çalıştım. Geçmişte Kürtçe TV'nin açılması konusunda talebimiz oldu. Kürdoloji'nin açılmasını talep ettik, anadille eğitimi talep ettik, anadilin kamusal alanda kullanılmasını talep ettik. Ama bunun içini boşaltarak, 'Kürtlerin kültürlerini yaşaması hakkıdır' mantığını oturtmadan, onu yasal, anayasal güvenceye almadan birilerinin eleştirilerini ve tepkilerini ortadan kaldırmaya dönük bir şey yapmanın yeterli olmadığını söylüyoruz. Karşı değiliz, yeterli değil diyoruz. Burada TRT 6 RTÜK yasasında bir değişik yapılarak düzenlendi. Ama öbür taraftan görüyorsunuz, benim grupta yaptığım konuşmada, 'Efendim Anayasa'ya aykırıdır' deniliyor. O zaman Anayasa'ya göre, TRT 6'nın açılması suçtur. Eğer Anayasal bir şey üzerinden yürütürseniz tartışmayı, TRT 6'da suçtur. TRT 6 gerçekten bir halkın, benim yurttaşımın özgürleşmesi, dilinin özgürleşmesi, katılımcı çoğulcu bir anlayışın yerleşmesi ve çok dilliliğin öneminin kavranmamasından değil, yaşanan darlığın aşılmadığının bir ifadesidir. Yani bu içselleştirilen şey, bir hak olarak değil, tepkileri azaltmaya, AB süreci, Kürt mücadelesinin boyutlarını azaltmaya dönüktür. 'Bakınız adımlar atılıyor ama Kürtler karşı çıkıyor' denilmesini bunu kullanmaya yönelik bir mantık olarak değerlendiriyorum. Oysaki biz samimi, dürüst, Kürtlerin diline, kültürüne saygı duyacak, bunun bir hak ve Türkiye'nin bir zenginliği olduğu mantığıyla esas alınmasını istiyoruz.

İktidar partisi AKP, sizin tavrınızı provakatörlük olarak nitelendirdi...

Dar mantık bu. Zaten Türkiye'yi bu noktaya getiren bu dar anlayıştır. Hep Kürtleri potansiyel tehlike gören mantık, farklı kimliklerin zenginliğinden ders almamış, geleceğin birlikte yoğrulmasına inanmamış, bu farklılıklar bir araya getirildiğinde Türkiye'nin zenginleşeceğini göremeyen, ulusalcı, milliyetçi ve şoven mantığın ifadesi olarak önümüze çıkıyor. Keşke bu insanlarla bire bir tartışma imkanım olsa. Dilin önemi, kültürlerin önemini anlatabilsem. Ama tabii ki Cumhuriyet'ten bugüne kadar hep korkular yaratan, bu ülkenin siyasetini işleyenlerin bunda günahı var. Yani Kürtleri tehlike olarak gören mantığın bugüne kadar süren darlığından kaynaklanıyor. Bu yıkılmadı. Önce korkuları yenmemiz gerekiyor. Bugün eğer Kürtçe müzik olmasaydı, Türkçe müzik bu kadar zenginleşmezdi. Ben size binlerce parça ortaya koyabilirim ki bunların hepsi Türkçe'ye çevrilmiş. Yine Kürt folklorunun zenginliği olmasaydı, Türk kültürüne yansımasıydı belki bu kadar zengin bir folklor ortaya çıkmazdı. Şimdi burada kültürlerin birbirini beslediğini göremeyenlerin körlüğü var. Mesela Zülfü Livaneli'nin Leylim Ley parçası var. Bunu Kürtçe'ye bir soran dengbêj çevirmiş. O dengbêj bunu söylediği zaman bunun Livaneli'ye ait olduğunu söylüyor. O kadar dürüstlük gösteriyor. Binlerce Kürtçe parça Türkçe'ye çevrilmiş, ama bunun Kürt kültüründen yansıdığını söyleme cesaretini gösteremiyor. Provakasyon yapma gibi bir derdim yok, ben halkımın özlemlerini ve beklentilerini yerine getirdim. Şimdi bir tartışma başlatıyorlar işte efendim Anayasa... Ben zaten bu Anayasa'nın değişmesini istiyorum. Bu Anayasa darbe Anayasası'dır. Bu hukukun dar olduğunu söylüyorum. Kürtlere giydirilen gömleğin dar olduğunu söylüyorum. Toplumsal realiteye uygun değişim ve dönüşümlerin gerçekleşmesini ben ifade etmeye çalışıyorum. Bu mesajı veriyorum. Eğer bir yasak olarak getiriyorsanız, bir değişim ve dönüşüm niyetinizin olmadığı görülüyor. Toplumsal realite buysa, hukuk darsa ve giydiğiniz gömlek darsa, halkı rahatlatacak bir anlayışı öne koyun diyorum.

Hükümet son dönemlerde Kürtçe açılımlar yaptığını söylüyor ve bunları Bölge mitinglerinde anlatıyor. Bu açılımları yapan hükümet sizin Kürtçe konuşmanızdan neden rahatsız oluyor?

Kürtlerin farklı kimlik ve kültürlerini içselleştirmedikleri ve o milliyetçi dar yaklaşımlarını aşamadıkları için rahatsız oluyorlar. Şimdi TRT 3 devletin resmi kanalı, TRT 6'da resmi kanalı. Bir taraftan bunu siyaseten kullanacaksınız, öte yandan devlet televizyonu bunu kesmek zorunda diye açıklama yapacaksınız. Peki TRT 6 devlet televizyonu değil mi? Bu iki yüzlü bir yaklaşımdır. Amacımız provakasyon çıkarmak değil, bu hassasiyeti göstermektir. Bunun için Meclis'te değil, parti grubumuzda Kürtçe konuştuk. Ama bilmiyorum bir gün gelir o da olabilir. Ama bunu öyle bir projemiz, düşüncemiz, hazırlığımız olduğu anlamında söylemiyorum. Her şeyin bir zamanı var. Belki bunların hiç birine gerek kalmadan demokratik açılımlar yapılır. Bizim yaklaşımımız ve niyetimiz açıktır. Halkların birlikte, özgür ve eşitçe yaşamasıdır.

Tüm bu tepki ve suçlamalara karşı mesajınız nedir?

Türkiye'nin, yeniden düşünmek, kendine gelmek, toplumsal realiteyi görerek bütün çalışmalarını, hukuki altyapısını, Anayasası'nı oluşturmak ve ona göre düzenlemek gibi bir sorumluluğu var. Eğer gerçekçi bir yaklaşım gösteremezsek, gerçeklere, sorunlara ciddi bir şekilde el atmazsak, inanıyorum ki bu ülkenin geleceğini doğru bir şekilde kurgulayamayız, doğru bir rotaya oturtamayız.

Kaynak: Gundemonline

YazdırYazdır | gulbahar | 26.02.2009, 12:38:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok

  
İlgili haberler

İlgili Yazılar

Okuyucu değerlendirmesi