Zap'tan 29 Mart'ta
Zap kara harekatı 21 Şubat'ta birinci yılını doldurdu. 9 gün süren ve 125 asker, 9 gerillanın yaşamını yitirdiği, yüzlerce askerin yaralandığı, bir helikopterin düşürüldüğü Zap operasyonu Türkiye'nin planlarını alt üst etti.
AKP hükümeti ve ordunun büyük umut bağladığı, ABD, İngiltere ve İsrail'in tam destek verdiği operasyonun fiyaskoyla sonuçlanması, Türkiye'nin PKK'yi tasfiye planında yeni değişikliklere gitmesine neden oldu. 4 Mayıs 2007'de Erdoğan-Yaşar Büyükanıt'ın Dolmabahçe mutabakatıyla adım adım uygulamaya konulan tasfiye planında hesaplar, bu kez 29 Mart yerel seçim sonuçları üzerine kuruldu. Dolaysıyla Zap'tan bugüne ne olup bittiğini masaya yatırmak faydalı olur. Zap'a doğru Kürt sorununun demokratik çözümüne yanaşmayan AKP hükümeti, 17 Ekim 2007'de sınırötesi operasyon tezkeresi çıkardı. Ardından uluslararası desteği almak için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdı. Bu amaçla Başbakan Tayyip Erdoğan 5 Kasım 2007'de ABD Başkanı George W. Bush'la görüştü. Görüşme birçok açıdan dönüm noktasını oluşturdu. Türkiye, PKK'nin tamamen tasfiye edilmesi üzerine kurulu planı kapsamında sınırötesi operasyonlar için ABD'den izin isteri, ABD, başta İran'a karşı olmak üzere bölgede Türkiye, Güney Kürdistan ve Irak'a dayalı cephenin oluşması için destek verdi. Mutabakat sonucu saldırılar 16 Aralık'ta havadan başladı ve 21-29 Şubat tarihleri arasında düzenlenen kara operasyonuyla devam etti. Neyi amaçladılar Türkiye Zap operasyonuyla iki amaca kilitlendi. Medyanın da desteğini arkasına alan AKP ve ordu, kamuoyunu da bu amaçlara hazırladı. Birincisi, Türkiye, PKK'nin konumlandığı Medya Savunma Alanları'nda tampon bölge oluşturmayı amaçlıyordu. Böylece, 'PKK'nin Güney Kürdistan'ın belli yerlerinde kuşatılması ve örgütün hem Kuzey Kürdistan'daki gerilla gücüyle hem de halkla bağlantısının kesilmesi' hesaplanıyordu. İkincisi, PKK'nin tasfiye edilmesinin yanı sıra Güney Kürdistanlı güçleri 'kontrol altına almayı' amaçlıyordu. ABD'nin de buna razı olduğu verdiği destekten görülüyordu. Çünkü ABD, PKK'nin bulunduğu Medya Savunma Alanları'na orta vadede Türkiye'yi yerleştirerek, İran'a karşı tampon bir bölge oluşturmayı amaçlıyordu. Yani Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşüyordu. Neyle karşılaştılar PKK, ABD, İsrail ve İngiltere'nin askeri, teknolojik, istihbari ve diplomatik desteğiyle gerçekleştirilen operasyona karşı, hiç kimsenin beklemediği bir direniş ortaya koydu. Türkiye, iddia edildiği gibi, kilometrelerce Güney Kürdistan topraklarına giremedi. Aksine PKK, askeri birlikleri sınır hattında karşıladı ve çatışmalar buralarda yoğunlaştı. Bu durum, dağılacağı umulan PKK'nin aksine çok dinç ve savaşan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu. Dolaysıyla bu direniş, Türkiye'nin 'tampon bölge oluşturma', 'Güney Kürdistan'ı kontrol altına alma' girişimini de boşa çıkardı. Güney'e sarıldılar Zap başarısızlığı sonrasında, Güney Kürdistanlı güçleri yanına almadan PKK'ye karşı başarılı olamayacağını hesaplayan Türkiye, 24 Nisan 2008'de yapılan MGK toplantısıyla strateji değişikliğine gitti. 'Tüm Iraklı grup ve oluşumlarla istişarelerini sürdürülmesinin yararlı olacağı' kararı alındı. Türkiye'nin amacı, PKK'ye karşı tasfiye planına Güney'li güçleri de aktif bir şekilde dahil etmekti. Güneyli güçlerle bu kapsamda ilişkiler geliştirildi. Celal Talabani Türkiye'ye davet edildi, Erdoğan Bağdat'ta gitti. Erdoğan'ın kurmayları MGK kararından bu yana Ankara, Bağdat ve Hewler arasında mekik dokuyor. Bu diplomasi trafiği sonucunda Türkiye Güneyli güçlerden, PKK'ye karşı silahlı mücadele dahil daha aktif bir siyaset yürütmeleri isteniyor. Kürt kamuoyundaki tepkilerden dolayı bunu göze alamayan KDP ve YNK ise, PKK'yle silahlı çatışma yerine, daha çok PKK'nin siyaseten etkisini kırmayı amaçlayan bir konsept üzerinde hesabını sürdürüyor. PKK'siz çözüm Aslında çok açıktan ifade edilmezse de KDP ve YNK de Zap'a bel bağlamıştı. Her iki gücünde hesabına göre, PKK Zap operasyonunda askeri olarak ciddi bir darbe alacak, bunun üzerine KDP ve YNK, PKK dışındaki birçok Kürt örgütünün dahil olduğu bir konferans düzenleyecek ve burada PKK'ye 'Silah bırak' çağrısı yapacaktı. 'PKK'siz çözüm' üzerine yapılan tüm bu hesaplar, Zap'ta beklenen sonuç çıkmayınca suya düştü. Ancak bu hesap h�l� da güncelliğini koruyor. Geçtiğimiz günlerde Hewlêr'de Gülen Cemaati'nin kurduğu Abant Platformu'nun gerçekleştirdiği konferans da bu planın bir parçası. PKK ve DTP başta olmak üzere birçok çevrenin önerdiği tüm Kürt gruplarının temsilinin sağlandığı 'Ulusal Kürt Konfransı' talebine ise KDP ve YNK'den şuana kadar olumlu bir yanıtın verilmemesi de aynı planın hala yürürlükte olduğunu gösteriliyor. Plan yenilendi Türkiye, sadece Güneyli güçlerle ilişki geliştirmekle yetinmedi, tasfiye konseptine iç kamuoyunun desteğini almak için de planda bazı değişiklikleri gitti. Erdoğan, Genelkurmay koltuğuna oturmaya hazırlanan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'la 5 Haziran'da bir araya geldi. Erdoğan-Büyükanıt'ın 4 Mayıs 2007'de Dolmabahçe'de yaptığı görüşmenin ikinci aşaması olarak tanımlanan görüşmede, ordu-AKP mutabakatı yenilendi, Ergenekon'un 'sivri uçları'na müdahale kararı alındı, AKP'nin kapatılmaması karşılığında PKK'ye karşı tasfiye planı yeni bir aşamaya getirildi. Türkiye-Güney Kürdistan görüşmeleri daha da hızlandı. Hep aynı hesap Zap operasyonundaki başarısızlığından sonra büyük oranda planları boşa çıkan Türkiye, yeni dönemde merkezi Irak hükümetiyle birlikte, Güney Kürdistanlı güçleri de dahil etmek istediği tasfiye planını 'PKK'yi dağdan indirme planı' adıyla sürdürüyor. ABD'nin hazırladığı bu plan 2003-04'ten beri ısrarla gündemleştirilirken, Güneyli güçlere 'PKK'ye karşı savaş' dayatmasını sürekli gündemde tutan AKP hükümeti, KDP ve YNK'den plan kapsamında PKK'ye karşı tavır almalarını istiyor. Türkiye'nin bu amaçla KDP ve YNK'yle başlattığı diplomatik görüşmelerin, Kürt sorununda demokratik çözüme değil, aksine Kürtleri birbirine karşı kullanarak tasfiye planını başarılı kılmaya yönelik olduğuna dikkat çekiyor. Seçim sonuçları AKP hükümeti, bu planda başarılı olmak için herşeyini seferber etti. Seçimlerde alacağı sonuçlarla da bu planı meşrulaştırmak istiyor. Bunun için de her yolu deniyor. Devletin tüm imkanlarını kullanıyor. Muhafetten destek alıyor. Kısacası, Bölge'de AKP devlet olarak, DTP'nin karşısına çıkıyor. Şayet Bölge'de AKP kazanır, DTP kaybederse, tasfiye planı çok daha sert bir şekilde uygulamaya konulacak. Sorunun siyayasal, kültürel ve sosyal yönünün olmadığı tam aksine sadece ekonomik bir sorun olduğu ve bunu da zaten yaptıklarını daha gür bir sesle savunacaklar. Dolaysıyla PKK'ye yönelik savaş daha da tırmanacak, operasyonlar yayılacak. Sonuç olarak, askeri hesapların Zap'tan döndüğü gibi, siyasi hesapların da 29 Mart'ta sandıklardan döneceği belirtiliyor. Tüm bu tasfiye planlarına karşı DTP'nin yerel seçimlerde elde edeceği başarının, Kürt sorununun çözümünü daha da hızlandıracağı ifade ediliyor. İmralı'da intikam politikası Türkiye, Zap'ta kaybedince bu kez Kürtlere yönelik saldırılarını artırdı. Kürtlerin nabzını sürekli Öcalan üzerinde uyguladığı baskıyla ölçen Türkiye, aynı taktiği Zap'tan sonra da uyguladı. Hücre cezası üstüne hücre cezası verilen Öcalan'a yönelik baskılar tırmandırıldı. İzni olmadan saçları kesildi, fiziki saldırıya uğradı. Kürtler tüm bu baskılara meydanlara inerek, yanıt verdi. 2006 Mart'ında 'Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılsın' diyen Erdoğan, inkarın dozunu artırdı, 'Ya sev ya terk et' dedi. Erdoğan'ın bu sözlerinden sonra Kürtlere yönelik baskılar daha da şiddetlendi. 15 Şubat'ta polisin uyguladığı şiddet de bu politikanın sonucu. Demokratik tepkilerini yükseltten Kürtler, Erdoğan'a en iyi cevabı sandıkta vereceğini söylüyor. Kaynak: Gundemonline / AHMET YILDIZ Yazdır | gulbahar | 21.02.2009, 12:29:00Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |