kEditor - Haberler / Yaşam / Ötekinin Yaşam Aracı Olarak Demokrasi!

http://www.keditor.org/haber_1005.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Yaşam

Ötekinin Yaşam Aracı Olarak Demokrasi!

Demokrasi farklı olanın o farklılığıyla kendini ifade ederken, duyduğu güvencedir. O, her zaman risklidir, ama vicdanlı demokratlar tüm insanların yaşamlarını barış içinde sürdürebilmelerinin ancak demokraside ve demokrasiyle mümkün olduğunu bilirler.

Yanlış yaşam, doğru yaşanmaz…'Theodor Adorno

Demokrasi kavramını çok temel bir cümleyle ifade etmek mümkün aslında; bir mekândaki 'ana akım' dışındakilerin (Türkiye'de; işçilerin, çingenelerin, Kürtlerin, Ermenilerin, kadınların, eşcinsellerin kısaca Baskın Hoca'nın deyimiyle LAHASÜMÜT'ten olmayanların) kendilerini toplumsal yaşamda hem pratikte hem de yasalar nezdinde sahip oldukları kimliklerle ifade edebilme güçlerinin 'ana akım'ın kendini ifade etme gücüne oranıdır.

Bu oran küçüldükçe hiyerarşi artar ve demokrasi azalır. Bir yaşam alanında en tepedekiyle en alttaki arasındaki mesafedir demokrasinin niteliğinin turnusol kağıdı. Söz konusu mesafe kısaldıkça demokratikleşme süreci sağlıklı işler, demokrasi süreci sağlıklı işledikçe söz konusu mesafe kısalır.

Bu kısa olmasına çabaladığım girizgâhtan sonra, baştan bu yazının geliştirilebilir yani eksik olduğunu kabul ederek aklımdaki kısma geçeyim.

Bu yazıda tanımlanırken yalınlanmaya çalışılan demokrasinin işleyişinde birçok ana unsur olmasına karşın ilk etapta birbirleriyle de yakından ilişkili şu üç ana unsur vicdanlı demokratların dikkat etmesi gereken etmen olmalıdır: Bilgi, iktidar ve dil. Ve tüm bunlarla ilişkili olarak ifade özgürlüğü. Kısaltarak açmaya çalışayım.

Bilgi

Bu yazıyı buraya kadar sabredip okuyan herkes bilir ki; bilgi, iktidarı elde etmek için önemli olduğu kadar, iktidarın meşrulaştırılmasında da önemli bir rol oynar. Dolayısıyla bilginin kümelenmesi, iktidarın ve hiyerarşinin de yoğunlaşması anlamına gelir. Bunun karşısında ise bilginin dağıtımı, iktidarın paylaştırılması konusunda bir önkoşul olarak ortaya çıkar.

İktidar

Üst ölçekte düşünüldüğünde; bilginin bir merkezde kümelenmesi, bilgi sahiplerinin iktidarını temsil eden tekil bir rejime karşılık gelirken, bilgi dağılımı ise yetkinin dağıtıldığı demokratik (çoğul) sisteme denk düşmektedir. Dolayısıyla yaşanılan mekândaki -her neresiyse- (okul, hastane, ev meydan, ülke, şehir...) demokrasinin varlığını etkinleştirmek için, bilginin dağıtımı ve erişilebilirliği hayati bir önem taşımaktadır.

Dil

Bu dağıtım sürecinin en önemli aracı da dildir… Katmerlenmiş toplumsal bir soruna eğilirken yapılması gereken ilk şey dili (kalıplaşmış araçları) değiştirmektir… Ülkemizde Kürt, eşcinsel, Ermeni, kadın vb. demokrasi sorunlarında bağlayıcı en önemli etkenlerden biri, sorunun çözümüne ya da çözümsüzlüğüne götüren yegâne araç dildir. Çünkü dil diyalogu oluşturan ya da yok eden bir yaklaşımın ana aracıdır ve toplumsal, bireysel edimlerimizin bilincinin altıyla ve kendisiyle doğrudan ilişkilidir.

Dil, bir düşüncenin ya da ifadenin nasıl şekillendiğine ulaşılabilecek (kökeni hakkında kestirimde bulunabilecek) en uygun veriyi sağlar. O yüzden, insan temelli değişimi öncüllemek için belki de ilk oradan başlamalıdır. Bu konu o kadar önemlidir ki, dilimizin hapis yattığı 'ana akım' (militarist ve eril) zihniyetinden kurtulmasına çabalayarak bile çok büyük bir demokrasi mücadelesi vermiş olunabileceği düşünülebilir.

Demokrasi

Sağlıklı sonuçlar sağlıklı süreçlerden doğar. Demokrasi bu süreçlerde daima bir çabadır ve 'ana akım'ı rahatsız edecektir. Ancak insan onurunu ve hak eşitliğini (insan aynılığını değil) göz önünde bulundurduğumuzda demokrasinin tek yaşam biçimi olduğu kolaylıkla görülebilir. Demokrasi, özgür insanların, korkusuzca kendilerine ait tercihlerini başkasının üzerine basmadan ifade edebilmesi işidir, farklı olanın o farklılığıyla yaşamda kendini ifade ederken, üretirken duyduğu güvencedir. Bu bakımdan denebilir ki, demokrasi her zaman risklidir, ama vicdanlı demokratlar tüm insanların yaşamlarını barış içinde sürdürebilmelerinin ancak demokraside ve ancak demokrasiyle mümkün olduğunu bilirler.

Faşizan rejimler

Faşizan rejimlerde ise demokrasi, insan hakları gibi söylemler rejimin oluşturduğu o müthiş 'üst' ideale ulaşmanın önündeki engellermiş gibi gösterilir. İnsana ait olan ve onunla kendi edimlerini gerçekleyebileceği şeyler, faşizan rejimlerde, 'kutsalın ve ideal olanın baş düşmanı, ötedeki düşmanın amacına ulaşmak için kullandığı araçlar'mış algısı yaratılmaya çalışılarak işlenir. Başarıldığı takdirde insan doğasına yabancılaştırılır ve insandan başka bir şeye dönüştürülür.

Burada amaç, o 'üst' amaç uğruna insanı ve en nihayetinde toplumu tek tipleştirerek ve toplumun insani istek ve gereksinmelerine karşı olarak halkların mil(iter)letleştirilmesi ve bir toplumdan ziyade bindirilmiş kıtalar haline gelmiş, seferberlik ruhu ve hali içersinde motorize edilmiş ekipler olarak var edilmesidir. Faşizm, hiçbir zaman ben faşizmim demez ancak onun kokusu insanlar ve insanlık bedel ödedikten sonra çıkar. (bkz. Hitler Almanyası ve sonrası) İnsanlık belki dersini alır lakin olan yüzyıllar boyu olduğu gibi tekrardan halklara olur.

Korkuların beslenmesi

Ülkemizde de bir süredir var edilmeye çalışılan -somutlamak gerekirse Mersin provokasyonundan beri tırmanan- korkuları ve mitleri körükleyerek halkı nereden çıkacağı belli olmayan (bu yüzden sürekli tetikte olunmasını gerekli kılan) ama hep yanı başında olan ve tepedekiler tarafından lanetlenmiş imgeleri kullanan iç-dış düşmana sürüklemek, toplumda yarılmalar yaratacak, toplumu kamplara ayıracak argümanlar kullanmak, insanların bireysel korkularının sömürülmesi suretiyle işlemek çabası ve bu yönde geliştirilmeye çalışılan farklı formatlardaki faşizm müsamereleri bu anlatının güzel örneklerini teşkil etmektedir.

Oluşturulan paramiliter güçler de kendilerini bu zihniyetin ve yapının bir uzantısı olarak konumlandırarak meşrulaştırmaktadırlar. Neticede beslenilen havuz ve meşrulaştırma araçları aynı ulu ezber ve korkular üzerinde teşkil etmektedir. Bunlar kutsiyet atfedilmiş olan şeylerdir ve tepedekilerin tariflediği biçimiyle ele alınmasından, değerlendirilmesinden başkaca da seçenek yoktur. Tepedekiler tarafından asıl korkulan ve saklanmaya çalışılan şey ise demokrasinin ve onunla birlikte oluşacak diyalog sürecinin, yakın tarihteki meşru yalan çöplüğünü gün yüzüne çıkartacak araçları geliştirecek ve sırlarla tıka basa doldurulmuş toplumsal tarihimizle yüzleşilecek araçları doğurabilecek olması ihtimalidir.

Evet, ülkemizde ters giden bir şeylerin bulunduğu aşikar. Ancak bu ters gidiş, insanlığa, akla, demokrasiye ve özgürlüklere karşı bir gidiştir. Bu bağlamda, ülkemizde girilen seçim sürecine bakıldığında, halkın örgütlenmesini ve siyasetin aşağıdan yukarıya doğru yapılmasını tıkayan tüm engelleri (siyasi partiler yasası, seçim yasası vb.) elimizin tersiyle itmek, militer tüm ilişki ve yapılanmalardan insani bir irade ile çıkmak, demokrasiyi inşa edecek yolu oluşturacak bir hat açmak zamanıdır.

LAHASÜMÜT anlayışına karşı ötekinin yanında tavır alacak bir duruşu 'egemen' kürsülere de taşımak, farklının ve farklılığın zenginlik olduğunu yaşa(t)mak, yani gerçek bir demokrasi inşa edecek tavrı meclis kürsülerinde de ifadelendirebilmek, sızılarımızı ve acılarımızı dillendirerek toplumsal ve dolayısıyla bireysel sırlara karşı bir yüzleşme sürecine hiç değilse insanlık onuru ve vicdanının bir gereği olarak girmek için ellerimizi taşın altına koyma ve değişimi acı duyanın acısını yüreğimizde hissederek öncüllemenin zamanıdır.

Bir fırsat

Biraz daha somutlamak gerekirse, bu seçimler ve sonuçları tüm günahlarına rağmen bu hattın ve sürecin işlerlik kazanması ve her ne sebeple olursa olsun sahip olduğu araçlarla ezilenden yana mücadele eden kimselerin partici ve gelenekçi yaklaşımlarını aşarak birlikte hareket etmeleri için harika bir fırsattır.

Bu becerilirse, iyi koordine edilmiş, temel ilkeleri belirlenmiş, yatay örgütlenme modeli ile güçlenen bir hareketin doğmasına ramak kalmıştır. Biraz istek ve bu isteği toplumsallaştırma çabası yeterli olacaktır.

Çünkü insanlığın bedeller ödeyerek oluşturduğu evrensel değerlerin azıcık samimi emek ve karşılıklı güvenle bu topraklarda inşa edilmesine hiçbir engel yoktur. Orjinalini hatırlayamadığım bir Kürt atasözü bu konuda öğretici bir fikir vermektedir; 'Bizi ezenler, yok etmek isteyenler; aslında siz yoksunuz ama heyhat biz örgütsüzüz, biz güçsüzüz."

Kaynak: BİA

YazdırYazdır | gulbahar | 01.08.2007, 21:54:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok

  
İlgili haberler

İlgili Yazılar
Demokrasi talebi - (Makale)


 Yukarı çık