| |
|
|
|
|
 |
Üye
Mesaj sayısı 20
Kayıt Tarihi: 06.05.2009, 01:18:11
|
Nehir boyu ağaçlıktır. Bu ağaçlar ve nehir iki sevgiliymişcesine birbirine sarılmak isterlerse de bir türlü beceremezler. Ağaçlar suya doğru eğilir, karşılığında dalgalar taş merdivenleri tırmanmaya çalışır ama aralarında yarım metre kadar mesafe daima kalır. Nehrin suyu burada gayet sakin akar. Suya düşen kurumuş bir yaprağın gözünüzün önünde kaybolması dakikalar sürer...
Kuğular ise varlıklarıyla bu sakin ortamı süslerler. Beyazlar giymiş prenses gibi süzülerek yüzerler. En sevdiğim hayvandır kuğu. Hayvanların en asil görünüşlüsü. Bembeyaz bir gövde, uzun edalı bir boyun, kavuniçi gaga ve yine kavuniçi paletler. Saatlerce kuğuları seyredebilirim...
Nehir kenarında çocuklarlarını gezdiren birkaç kadın vardı. Birde banklara oturmuş emekliler. Bu ülkede ihtiyarlar hep sesiz olur. Filozofinin karışık labirentlerinde dolaşırken rahatsız etmezler sizi. Oysa züppe gençler, şamatacı çocuklar bir an rahat vermezler. Bir Pazar tatili size çok görürler. Basit şakalar yapıp yuksek sesle gülerler. Muziğin sesini sonuna kadar açarlar, bisikletleriyle akrobatik gösteriler yaparlar. Yarım şişe birayla sarhoş olup sağa sola çatarlar. Buranın çocukları rahatlıktan dolayı herşey serbest...
Bu beni gerilere götürdü. Mardin’e Diyarbakır sokaklarına götürdü. On yaşında ki çocukların ellerinde boya sandığı, 'abi ayakabın boyyumı' derken insana bakan o masum gözlü çocukları içim parçalandı. Gel de isyan etme işte. Devletin bizleri yaptığı yetmiyormuş gibi savaş zor zulüm işkence sürgün, bir de Mele, hocalar tarafından hep bizi öbür dünyayla kandırmışlar. Cennetin en güzel köşesinde yerimiz hazırdmış. Hele sevgili Huri’ler hemde yetmiş tane huri dört gözle bizi bekliyormuş. Eğer Molalar kendi söylediklerini inansaydılar gerçekten göçmen kuşları gibi grup şeklinde ölüme uçarlardı...
İlerde iki tane ihtiyar oturuyordu. Alçak sesle konuşuyorlardı. İkinci Dünya savaşı’nda çektiklerini yoksullukları anlatıyorlardı. Yiyeceğin karneyle dağıtıldığını idddia ediyordu. Bir de konu ilk aşklarından bahsediyorlardı. Bir an Babam Annem Amcamlarım bütün insanların hayatları film şeridi göz önümden geçti. Acaba hangi büyüğüm gerçek aşkı yaşamışlar mı? İstediği sevdasına kovuşmuşlar mı? Kendileri hiç kendi vatanında özgür ifade edebilmişler mı? İşte bu beni hayatın iki yüzü göstergesi gibi beyaz ve kara yüzü!..
Ağaçların hemen altına oturdum. Bu kadar düşünce yeter ‘’diye’’ Oturmamla da ayağa fırlamam bir oldu. Kıçıma bir olta iğnesi saplanmıştı. Bunu aşağıya doğru uzayan misinadan anladım. Arkamı göremediğimden, çıkarmam uzun zamanımı aldı. Etrafıma bakındım, kimseler yoktu. O an aklıma balık tutmak geldi. Belki beni bu düşüncelerden alır balık tutmak, zevkli olur diye düşündüm. Çantamdan bir parça ekmeğimi çıkarttım. Bir parça alarak oltaya taktım. Salladım nehire bahtıma ne çıkarsa.. Ucuna takılan mantar sayesinde yalnızca onbeş santim kadar suya battı. İnşallah şöyle iri bir balık çıkar bahtıma ‘’diye de duamı her zaman unutmadan okudum. Misinanın bende kalan ucunu ayağımın başparmağına bağlayım sırtüstü uzandım...
Okuduğm kitaplardan filozof için en gerekli şey ağaç gölgesidir. Özellikle zeytin ağacı gölgesi tercih edilir. Dikkatlice gözlerimi sağa sola zeytin ağacına gezdirdim, bulamadım. Olsaydı gari hoş tanıyamazdım’ya! Barışın lafı bile çok görülen, barış lafı yasak olan bir ülke içinde, nasıl barış simgeleri tanıyabilirdim. Bütün büyük filozoflar zeytin ağacın gölgesinde yetişmişler. Tepemdekiler her ne kadar zeytin ağacı olmasa da insanın derin düşüncelere dalmasına yardımcı olurlar. Çıplak ğüneş ışığı bırakmazlar aşağı. Geniş yapraklarının arasında açık sarı renkte ışık sütünlerı süzülür yere. Loş karanlık insanı hülyalara daldırır. Bazen rüzgar eser. O zaman ışıktan sütünlar dans ederek yer değiştirirler. Bu ışıktan bütün objeleri bütün çıplaklığıyla göremesiniz. Bir taraftan loş kalır hep!..
Rüzgar hırçın esmez. Gayet ağırbaşlıdır. Kulağınıza tatlı nağmeler fısıldar. Şevkatle saçlarınızı okşar. Arada bir yaprak sarsar. Ihlamur ağaçlarlarından ferahlatıcı rayihalar taşır burnunuza!..
Zaten burası beni gamsız bir adam yapmıştır. Ağaçların düşüncelerine dallarken iyice rahatladım.. Bir sigara yakarak tatlı, tatlı kaşındım. Gözlerim kuğulara takıldı. Nazlı, nazlı yüzüyorlardı. İşte Allahın varlığına en büyük kanıt. İsterse Diyarbakır Avrupanın Parisi bile yapar. Bu kadar güzel, bu kadar göz okşayıcı bir varlığı başka kim yaratabilir. Halt etmiş Derviş mı? Darvin mı. Çevreye uymak için değişmekmiş. Haydi diyelim zürafalar, yerde ot olmadığı için ağaçlara uzana uzana boyunları uzadı. Peki kuğu neden bu kadar güzelleşti. Düşmanları harika görünüşüne kıyıp da avlanmasınlar diye mı? Mesela bizi de her türlü beceriye ve akıl zeka verebilirdi. Bizi şu üç tarafımız zalimlerle çevrili koruyabilirdi ve uzak da tutabilirdi. Hayır bu güzel periler sadece insanların göz ve ruh zevkleri okşamak için Allah tarafından özenle yaratılmışlardı!..
Kuğularda vakurlu bir hüzün vardır. Romantik hayvanlardır. Kuğulara eziyet edecek kadar zalim bir insanı düşünemem bile. Sadece İsatnbul Eminönü’de kuğuları döner yapan bir gaddar dönerci ismini duymuşdum ne kadar doğru ne kadar yalan ise bilmiyorum. Şarabımın dibindeki son damlasları da yaladım. Kitabımı kapayarak nehire doğru baktım. Balıklar seyahate mi gitmişlerdi ne? Pazar günü tatili mi bu gün hiç balıklar nehire inmemişler diye düşünüyordum. Nedir bu benim kısmetim her sene bir çizik atıp geçen sene gibi olsun. Yıllarca hep aynı kısmet az verir, zamsız devam eder. Bir gün de yüzümü güldür ne olur sanki!..
Arkadaşlarım her ne kadar bana beceriksiz dese de aynı anda bir kaç konuda derinlemesine düşünebilme gibi yeteneğim var. Yanlış bir ülkede o halklarla yaşamasaydım belki bende bir baltaya sap olurdum. Ama orda benim bütün düşüncem ve yeteneklerimi yasak koymuşlardı. Bundan benim suçum ne!!
Tam tekrar Türkiye Hukuku’na dalmak üzereydim ki ayak parmağımda hızla çekildi. Önce ne olduğunu anlamadım. Bir böcek falan ısırdı sandım. Neden sonra bunun olta olduğunu akıl ettim. Sevinçle misinayı çekmeye başladım. İşte ilk defa da olsa şans yüzüme gülmeye yakındı. Akşam yemeğim tatilde dönen şansız balıktı seviniyordum. O ara kulağıma acı bir kuğu bağırtısı geldi. Ağaçlar dallarından önümü göremiyordum ki sebebini anlayayım. Şu oltayı bir çekiyim, ben kuğulara eziyet eden o zalime sorarım.
Zavallı kuğu nasıl da feryat ediyor. Can hıraş bağırtılarılarını duydukça sanki yüreğimei kızgın bir maşayla sıkıyorlar zannediyordum. Biraz daha dayan, yetişiyorum kuğucuk. Ben oltayı çektikçe kuğunun feryatları daha da yakınlaştı sanki. Sonunda uzun boynu dalların altında belirledi. Meğer benim oltayı yutmuş. Yine şansıma kısmetime –çizikle geçiştiriliyordu. Kısa bir şok geçirdim. Yüreğim acıyla burkuldu. Talihsiz benimle aynı talihi taşıyan kuğuyu kıyıya çektim. Tam boynunu yakalamış boğazındaki çengeli çıkartmaya uğraşıyordum ki, enseme sert bir darbe indi. Dönüp baktım ihtiyar bir kadın, ‘’Pis barbar Türk’’diye bağıyor, bir tarafdan durmadan kocaman çantasını kafama indiriyordu. Ne kuğuyu bırakabildim ne de kaçabildim.
Biriken karabalıkla rezalet de iyice büyüdü. Birkaç ihtiyar daha beni tartaklamaya başladı. Biri yüzüme tükürdü. Evet işte gazeteye çıkan koyun canavarı diyebağırdı. Birde kola kutusu yedim başıma. Kimse kuğuyu kurtarmaya çalışmıyor. Sesiz sekin halk nasıl oldu da hepsi birden vahşileşti hayret! Bu dilsiz şeytanlar ülkemde hergün binlerce çocuk genç yaşlı insan katletdiliyor, neden kimse sesini çıkarmıyor. Bir kuğu kadar da insan değeri yok mu? Hergen vuruyor, bıraksalar da ben kurtarsam bari. Talihsiz boynu hala elimde çırpınıp duruyor. Birkaç kanat ve palet darbesi de ondan yedim. O ne yapsa haklı da bu ihtiyarlar anlayım dinlemeden niye saldırırlar ki. Önce insana savunma hakkı verilmeli. Adelet bunu gerektirir. Neden sonra bir geldi de linç olmaktan kurtuldum. Talihsiz kuğunun boğazından oltayı çıkardı. Polis beni Kurban Bayramından koyun kesme baskından dolayı tanıdı. Beni kelepçeledi. Tükürükler arasında kendimi polis arabasına zor attım. Yanlız orda kimse bağırmıyordu. Şehitler ölmez vatan bölünmez diye slogan atmıyorlardı. Çok geçmeden kendimi politi merkezinden şefin karşısından buldum.!..
‘’Yine ne cinayet işlemeye kalktın?’’ diye sordu. Sinirliydi.
‘’Rica ederim ben canimiyim?’’
‘’Geçen sefer de bir koyunu boğazlamaya kalkmıştın ya. Sende hayvanlara karşı bir saplantın mı var?’’
‘’Hayır efendim bilakis hayvanları çok severim. Koyunun dinimize göre Kurban Bayramından dolayı kesiyoruz. Adak ediyoruz. Zaten kaç Kurban Bayramı günü hep burda beni göz altında alıyorsunuz ya. Bakın şefim şimdi hemen aklıma ne geldi. Mersinli MR çiftçi Kemal geldi. Bizim başbakan bir kere protesto etti diye. Ne zaman Başbakanımız Mersine gitse MR Kemal polisler onu o gün gözaltına tutuyorlar. Sizler de beni alıyorlar. Yalnız Allah var onlar içerde insanlara işkence ediyorlar. Sizler ise insanlara misafir gibi davranıyorsunuz.
‘’Yeter. Kes fazla uzatma sende masallar bitmez. Beni yakalayan polis.
‘’Balık oltasıyla bir kuğu avlarken tutmuşlar. Bende gördüm. Zavallı hayvanı zor kurtardık.’’
‘’Siz kuğu mu yersiniz?’’ diye sordu şef.
‘’Hayır efendim. Bu efendim de Erdoğan’dan öğrenmiştim. Koy başına efendim lafı at gitsin o da hep böyle sallıyordu. Benim niyetim balık tutmaktı.?’’
‘’O zaman niye kuğuyu tuttun?’’
‘’Ben tutmadım efendim kendi tutuldu.
‘’Nasıl kendi tutuldu.
Olayı başından alarak bütün ayrıntılarıyla anlattım. İnanmadı. Beni döven ihtiyarlardan davacı plmak istedim. Kabul etmedi.
‘’Sen balık tutmak için izin belgen var mı?’’
‘’Balık tutmak için izin belgesi mı almak gerek?’’
‘’Evet ülkenin balıkları sahipsız mı sandım?’’
‘’Şef benim ülkem de insanlarım sahipsiz, siz denizin balıklarına sahip çıkıyorsunuz ne deyim şimdi..
Seni bir kaç tekrar misafir edelim. Bundan sonra karşıma yine bir hayvana saldırmak suçundan gelirsen sınır dışı olursun’’
‘’Gazete verecek misiniz?’’
‘’Hayır bu sefer gazete yok. Götürün bunu’’
Böylece suçsuz olarak tam bir hafta içerde tutuldum. Onlar her ne kadar misafir de dese de!! Kendime değil ama o talihsiz kuğuya çok acıdım...
|
Yazıcıya Gönder
|
|
| Forum istatistikleri |
 |
Konular:326, İletiler:439, Kullanıcılar:1474
Aramıza en son katılan üyemiz, melefatih |
| Doğum Günü Olanlar |
 |
juego (23), okyanos (31), eerhan (30) |
|