| |
|
|
|
|
 |
Üye
Mesaj sayısı 1
Kayıt Tarihi: 02.05.2009, 13:06:30
|
Türkiye uzun zamandan beri mayınlarla ilgili nihayet konuşmaya başladı. Mayınlar yıllardır süren savaşta ne yazık ki onlarca sivilin ölmesine ve sakat kalmasına yol açtı. Köylerin etrafına döşenen mayınlardan hiç bahsetmeyen devlet, mayınların sadece suriye sınırında olduğunu söylüyor. Sınırları mayınla kapatan tek ülke olduğumuzdan bu bilinen bir şey.
Ancak mayınlar sadece ülke sınırlarıyla sınırlı değil. Yayla yasaklarının başladığı 1990'lı yıllarda köylülerin yaylalara geçişlerini engellemek için binlerce mayın döşendi. Bu gerçeğin de artık açıklaması lazım.
Dağda hayvanlarını otlatan çobanların mayınlara basarak hayatlarını kaybettikleri ve hayvanların telef olduğunu
unutmuş gibi davranıyorlar. Her mayın patladığında PKK'nin döşediği mayın diye söz edenler, bu mayınların bir kısmının devlet tarafından döşendiği gerçeğini ne yazık ki saklıyorlar.
Bölgede mayına basarak sakatlanan onlarca insan var. Suriye sınırındaki mayınları Ottawa anlaşmasıyla temizleme kararı alanlar, köylerin etrafına döşedikleri mayınlarında temizlenmesini bu plana dahil etmelidirler. Yoksa yine o bölgelerde oturan siviller her an bir mayına basma tehlikesiyle yaşamak zorunda bırakılacaklar. Yetkililerin bir an önce bu durumu gözden geçirmeleri gerekir.
Şefika Gürbüz
|
Yazıcıya Gönder
|
|
Üye
Mesaj sayısı 30
Kayıt Tarihi: 14.03.2007, 22:25:47
|
Mayın gerçeğinin gözardı edilen bölümü
Suriye sınırına döşenmiş mayınların temizlenmesi ile ilgili yasa tasarısının Meclis Genel Kurulu'nda tartışılmaya başlanmasıyla birlikte siyasetin ateşi yine yükseldi. Resmi makamlar, 615 bini Suriye sınırında olmak üzere 935 bin mayının sınır boyuna döşenmiş olduğunu belirtiyorlar. Ancak sınırlara döşenen mayınlar, Türkiye mayın gerçeğinin bir yüzü ve ayağıdır. Ne yazık ki, Türkiye mayın gerçeğinin önemli ve hayati diğer ayağı olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin devletlerarası sınırdan uzak kırsal alanına döşenmiş mayınlar göz ardı edilerek temizleme işlemi tartışılıyor. Bu gerçeği göz ardı etme bir zihniyet sonucudur. Bu da en hafif tanımla 'Türkiye yönetim eliti ve bu zihniyetteki entelijansiyada bir ahlak sorunu' olduğunu gösteriyor.
Yok, 'Türkiye 1,5 milyar doları bulamıyor mu?'
Yok, 'Ülke güvenliği İsraillilere havale edilemez.'
Yok, 'Genelkurmay Başkanlığı bu alanları temizleyemez mi?'
Yok, 'Bu araziler sınır köylülerine ya da mayın mağdurlarına dağıtılmalı' şeklinde uzayıp gidiyor tartışma. Bu nedenle, Meclis Genel Kurulu'nda tartışmalara yol açan mayınların temizlenmesi ile ilgili yasa tasarısı alt komisyona geri gönderildi.
Ülke geleceğinin siyasi ve ekonomik açılardan uluslararası sermayenin ipoteğine tesis edilme gerçekliği yaşanırken, temizlenecek sınır alanının hizmet bedeli olarak kırk dokuz yıllığına mayınları çıkaracak şirkete 'kullanım hakkının verilmesi', 'ihanetle' eşdeğer görülüyor. 'Ne büyük vatanseverlik/yurtseverlik değil mi?'
Tartışmaların dikkat çeken diğer bir yönü de, hem nalına hem de mıhına vuruluyor olması. Ayak tabanı kanıyor mu, kanamıyor mu diye bakan yok.
Türkiye'nin toplam 2 bin kilometrelik sınır hattı bulunuyor. Bu hat üzerinde bulunan 3,5 milyon dekarlık arazinin Suriye sınırındaki bölümünün temizlenmesi hedefleniyor. Kısaca 'Ottawa Sözleşmesi' olarak da bilinen 'Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme', 4 Aralık 1997 tarihinde Ottawa'da (Kanada) dünyadaki ülkeler için imzaya açılmış, 1 Mart 1999'da yürürlüğe girmişti. Türkiye de bu sözleşmenin tarafı olmuştur. Temizleme işlemi 13 Mart 2003 tarihinde kabul edilerek taraf olunan ve 1 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe giren Ottawa sözleşmesinin gecikmiş bir gereğidir.
Sözleşmenin önemli bir maddesi de, 'kim tarafından döşenmiş olursa olsun' döşenmiş olan tüm mayınların en geç on yıl içerisinde sökülerek imha edilmesi yükümlülüğünü getirmektedir. Ve bu süre Türkiye için 2014 yılında doluyor.
Temizlenmesi düşünülen arazinin sınırları bellidir. Mayınlı olduğuna dair görülebilir işaret ve uyarı levhaları var. Mayın haritası çıkarılmıştır. Hatta tel ile çevrelenmiştir. Sivil yurttaşlar bu alanları biliyor, buna göre hareket ediyor.
Buna karşılık, ağırlıklı olarak 90'lı yıllarda güvenlik görevlilerinin boşaltılmış köylerin etrafına, PKK'li silahlı militanların yol güzergahlarına, askeri tesislerin etrafına döşediği, silahlı militanların güvenlik görevlilerinin yol güzergahına döşediği on binlerce mayın, yıllardır ölüm ve yaralanmalara yol açıyor. Bu alanlar ne koruma altına alınmış, ne işaret ve uyarı levhası bulunuyor, ne de resmi makamlarca çizilmiş bir haritası (devletin haritalandırıldığına dair hiçbir açıklama ve iması olmamıştır) vardır. Tümüyle sivil yerleşim yerlerine ve sivillere açık alanlara döşenen bu mayınlar, aynı zamanda günümüzü ve yarınımızı da tehdit etmektedir. Döşeme işlemini yapan güvenlik biriminin, büyük bir olasılıkla ya geçici olarak bölgeye gelen askeri birimler, ya da yerleşik birimin günümüzde başka yere tayini çıkmış, emekli olmuş veya çeşitli nedenlerle hayatta olmayan görevlileri ve komutanları tarafından yapılmıştır. 'Belgelendirilmiş hukuk dışına çıkışa düşmemek için' haritalandırılmadan imtina edildiğini düşünüyorum. Bu mayınlar, günümüzde güvenlik görevlileri için de bir risk taşıyor.
Bu yönlü bazı verileri paylaşmakta yarar var:
1- Resmi rakamlara göre 1993-2003 yılları arasında meydana gelen mayın patlamalarında 289 sivil yurttaş yaşamını yitirmiş 739 sivil yurttaş yaralanmıştır.
2- İnsan Hakları Derneği'nin verilerine göre ise 1990-2008 yılları arasında 1095 tanesi doğu-güneydoğu bölgesinde olmak üzere 1453 mayın/savaş artığı patlaması olayı meydana gelmiş, bu olaylarda 1069 sivil yurttaş yaşamını yitirirken 1549 sivil yurttaş yaralanmıştır.
3- Yine İHD verilerine göre, 2007 ve 2008 yıllarında Türkiye genelinde 82 adet mayın/savaş arttığı patlaması meydana gelmiştir. Doğu ve Güneydoğu bölgesi dışındaki sınırda bir mayın patlaması, kent merkezlerinde 3 savaş artığı patlaması olayı yaşanırken, bölge kırsalında 46 mayın, 32 savaş artığı patlaması olayı meydana gelmiştir. Bu olaylarda, bölgede 39 sivil yurttaş yaşamını yitirirken 120 sivil yurttaş yaralanmış, bölge dışında ise 3 sivil yurttaş yaşamını yitirmiş 4 sivil yurttaş yaralanmıştır.
Görüldüğü üzere, Türkiye mayın gerçeği, sınırlardan çok kırsal alanda daha fazla acılara, tahribatlara ve tehditlere yol açmaktadır. Sözleşmenin gereği mutlaka yapılmalıdır. Ancak kırsal alanlardaki mayın ve savaş artığının da temizlenmesi, çıkarılacak yasanın önemli bir parçası olmalıdır. Hatta yaşanan riskler nedeniyle öncelik haline getirilmelidir.
1991 ile 2008 yılları arasında meydana gelen mayın/savaş artığı patlama olayları dikkate alındığında, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Hakkari, Iğdır, Kars, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Sivas, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van (19 il) illerinin 75 ilçesine bağlı kırsal alan ve köylerinin büyük bir kısmı mayın/savaş artığı açısından risk alanıdır.
İnsan Hakları Derneği, şube ve temsilciliklerinin bulunduğu 9 il (Ağrı, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Şırnak, Tunceli ve Van) için risk alanları haritası çıkarmıştır. Parlamento, başta İnsan Hakları Derneği olmak üzere mayınlar ile ilgili çalışma yapan tüm sivil toplum yapılanmalarıyla ilişkiye geçmeli, öneri ve katkılarını almalıdır. Genel kurula tekrar gönderilmek üzere revize edilecek yasa tasarısı, mutlaka ama mutlaka STK'lerin veri ve önerileri de içermelidir.
Mihdi Perinçek / Gündem Online
|
Yazıcıya Gönder
|
|
| Forum istatistikleri |
 |
Konular:326, İletiler:439, Kullanıcılar:1474
Aramıza en son katılan üyemiz, melefatih |
| Doğum Günü Olanlar |
 |
azad (30), FIRAT1 (16) |
|