| |
|
|
|
|
 |
Üye
Mesaj sayısı 20
Kayıt Tarihi: 06.05.2009, 01:18:11
|
Bayan üyelerden özür dilliyerek hikayeme başlamak istiyorum! Başımızın tacısınız...
Avrupa'da yaşayan gurbetçi insanlar yalnızlığı çok iyi bilirler. Hele benim yaşadığım yer soğuk bir iskandinavya ülkesi olursa, herşeyden uzaksın.
Ne kahve kültürleri var, ne de dedikodu yapabileceğin bir mekanları var.
Hep müzikli yerler; bar ve gece külüpleri vardır.
İşte böyle yerlerde bekar arkadaşın varsa çok şanslısın demektir.
En iyi mekan bekar arkadaşın evidir.
Bizde hafta sonları devamli bekar olan Kadri arkadaşımızın evine abone olmuştuk. Bekar evinde yer, içer ülke hakkında konuşurduk, bir de okey masamızı kurduk mu değmeyin keyfimize. Seydo arkadaş bazen eşinde korkar gelmez.
İşte o zaman harıl harıl okey'e dördüncü arar dururuz.
Kadri'nın "Paşa" adındaki köpeği hemen boş sandelye önünde melul melul durur, yalvar yakar bi şekilde beni de oynatın diye triplere girer, çok akıllı bir köpektir... Kadri arkadaş Avrupa uyum sağlamak yolunda ilk önce evde köpek beslemelisiniz diyor.
Tolaz, ben ve Seydo hep beraber Kadri evindeydik birgün. Kadri'nin köpeği keyifsiz, bizden uzak durur.
- Kadri keke şu hayvana ne olmuş bugün, çok durgun. Bir psikologa falan göster. Dedim.
- Nesi var bunun?..
- Sorma ya, nişanlımı kıskanıyor. Evlendikten sonra onu terkedeceğimi sanıyor.
- Ne evlenecek misin? Kimle? Kadri ne zaman buldun?
- Evet.
- Derhal vazgeç. Bana bak. Tolaza bak, Seydo ya bak, sakin evleniyim falan deme. Sen zaten zayıf bir adamsın, sonun intihar olur. Gerçi güclüde olsan farketmez ya. Hayatın tadını çıkar, deli misin evlenecen.
- Yok yahu öyle bir kadın değil. Gayet iyi huylu. Çok iy anlaşıyoruz..
- Sen bilmezsin, evlenene kadar bütün kadınlar öyledir. İmzayı attıktan sonra değişirler. Hergün kadın dırdırı çekmek neden Kadri brayımın. Hayatından bezersin. Dünyayı kendine zindan edersin. Bu kadın milleti hiç bir zaman memnun olmazlar. Erkeklere çektirdikleri ızdırapla beslenirler. Şüpheci ve kıskançtırlar. İstekleri tükenmez. Dedikocudurlar...
- Seninki öyle diye hepsi öyle değil ya.
- Bende evlenmeye karar verdiğimde arkadaşlarım demişti. Ama sonradan ne kadar haklı olduklarını anladım. Gel vazgeç.
- Olmaz. Deli gibi aşığım!
- Bak kendin itiraf ediyorsun.'Deli gibi aşığım' diyorsun. Aklın başında olsa aşık olmazsın.
- Her an onu özlüyorum. Bu aşk değil mi? Yanından ayrılmak istemiyorum.
- İyi halt ediyorsun. İmzayı attıktan sonra, istesende ayrılamayacaksın. Salı, Çarşamba, Temmuz, Ağustos, Eylül hep yanında olacak. Seneler boyu. Çekilir mi? Dilsiz mi bari?
- Hayır, nerden çıkardın onu?
- Sen de sağır değilsin. Yandın ki, ne yandın..
- Annesi, babası sağ mı?..
- Evet.
- Yok, dünyada olmaz derhal vazgeçeceksin.
- Sana ne yahu. Niye vazgeçecekmişim.
- Birgün eve geldiğinde bakarsın paşa yok. Bakarsın ki akşam yemeğinde Paşa'yı sana haşlamış, köpeğinin etini yiyorsun.
- Daha neler, yok yaw o da timo yu çok sever..
- Bak paşa onu sevmiyor ama. Köpekler anlar. Ne de olsa altıncı duyuları bizden daha kuvvetli. Kadınlar fevkalede kıskançtırlardır. Paşayı bile kıskanır.
- Yok yahu?
- Öyle, öyle kendilerini bile kıskanırlar. Aynadaki akisleriyle kavga edenleri bile vardır. Sakın ama sakın evleneyim deme keke, Allah korusun senin canını sokakta bulmadık. Göz göre göre seni ateşe atarmıyız.
- Yok yahu. Dur ben bi markete gidiyim.
- Kaçmasaydı ikna edebilirdim, ama kaçtı.
Hafta sonu karlı bir günde baktım bizim Kadri nişanlısıyla deniz kenarında elele, çifte kumrular gibi dolaşıyorlar. Peşlerini bırakmadım hemen konuyu Tolaza anlattım. Kadri'yi ikna etmemiz lazım, yoksa o da evlenirse nerelerde dedikodu yaparız, hele okey nerde oynayacaktık.
Bu iş kesinlikle bozmamız gerekliydi. Ama Kadri, Nuh diyor Peygamber demiyor.
Birgün gizlice bunları takip ettik. Kafelerde elele tutuşup sohbet ediyorlar. Allah bilir kadın mutlu yuva hikayeleri falan anlatıyordur. Kadri kadar olmasa da baya topluca bir kadındı, saçlar kısaydı. Makyaj desen 250 gr rahatlıkla vardı.
"Yaw Tolaz keke, bu kadın bu çocuğa çok çektirir" dedim.
- Evet keke, vah vah gözümün önünde ateşe atılıyor da bir şey yapamıyoruz. Ne yapsak acaba?
- Sonra dan kıskandınız falan demesin.
- Yok keke planımız hazır, nasılsa ilerde anlar yaptığımız iyiliği. Keşke biri çıkıp da beni de durdursaydı.
- Sorma dayım da bana "oğlum sen devrimci adamsın, evlenip de ne yapayacaksın" çok dedi, dinlemedim.
- Ne yapalım Tolaz?
- Keke en iyisi bu kadını zehirliyelim.
- Daha neler...
- Büyü yapalım?
- Saçmalık.
- Kadri'yi kaçıralım. Unutana kadar bir yere hapsederiz.
- Yaw Tolaz delirdin mi? Bu adamı nasıl besleriz biz. Fil gibi, üstelik Paşa ne olacak?
Tolaz bu trajediye dayanamayarak ağlamaya başladı. Özgür bir erkeği daha esir veriyorduk. Kafa kafaya verip bir plan geliştirdik.
Sabah Kadri köpeğini Rosendal parkında gezdirirken tesadüfen rastlamış gibi yaptık. Tolaz başladı: "Yok Obama Türkiye'de ingilizce konuşur." Ben de "mecliste Türkçe dışında konuşmak yasaktır. Eğer Obama İngilizce konuşursa ülke bölünür. Dava acarlar Obama'ya." dedim. Ben konuşmaz, o konuşur diye tartışırken çok geçmeden birbirimize küfürler savurmaya başladık. Ben Tolaz'ın göğsünü itekledim, o da saatini ve cüzdanını çıkartarak Kadri'ye verdi.
Bende hemen "keke Kadri tut şunları bir dakika da şu aptala gününü göstereyim" dedim.
- Sen mi bana günümü gösterecekmişsin. Hadi bakalım. Kadri keke benimkileri de tut. Hah gel bakalım. Burda olmaz. Şu arkaya gidelim. Orada kimse yok.
- Gidelim. gidelim.
Zavallı Kadri korkudan bembeyaz kesilmişti. Mecburen o da bizimle gelmek zorunda kaldı. Hem peşimizden geliyor, hem de ikna etmeye calışıyordu.
- Yapmayın yahu. Çocuk musunuz, hani devrimciliğiniz. Hiç size yakışıyor mu? Ne farkeder, ha Türkçe konuştu ha konuşmadı.
-Sen karışma dedim. Emanetlere sahip ol yeter.
Rosendal parkının sakin bir yerinde kavgaya tutuştuk. Kadri başta ayırmaya çalıştı. Arada tokat yeyince de vazgeçti, beş adım öteye sıçradı. Benle Tolaz birbirimizi iyice dövdük. Sonra Tolaz "dur, biz Avrupa'da demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Kavgaya ne gerek, seni polise şikayet edeceğim." dedi.
- Hatırım kalır etmezsen. Bende seni edicem.
- En iyisi polis tabii. Medeni olun biraz, bende geleyim. Dedi Kadri...
- Yok sen burda kal biz hemen geliyoruz.
Hemen yakındaki karakola koştuk. Çok geçmeden yanımızda 2 polisle döndük. Kadri saf saf bekliyordu. Polisler ayı kadar iri Kadri'yle kocaman köpeğini görünce tabancalarının emniyetini açtılar.
- Bu muydu?
- Evet memur bey. Bizden para istedi. Vermeyince de dövdü.
Kadri önce bir şaşırdı, sonra inkara yeltendi.
- Hayır. Hayır ne dövmesi. Ne para alması....
- Halimizi görmüyorsunuz memur bey? Koca köpeği de arkadaşıma saldırdı. Üstünü arayın. Atmadıysa cüzdanlarımız, saatlerimiz hala üzerindedir.
Polisler Kadriyi ellerini duvara dayarak üstünü aradılar ve eşyalarımızı buldular. Kollarını kelepçelediler.
- Şikayetçi misiniz?
"Tabii" dedik, Tolaz'la bir ağızdan.
- Bu toplum düşmanı canavara gereken cezanın verilmesini talep ediyoruz. Başka namuslu vatandaşları da rahatsız etmesin.
Kadri bize üzüntülü ve şaşırmış bir şekilde baktı:
- Neden? Neden?
- Nedenmiş, senin iyiliğin için. Bak senin için birbirimizi nasılda dövdük. Hangi arkadaş bu kadar fedakarlığa katlanır?
Kadri, gasp ve yaralama suçlarından sekiz ay hapis yattı. Gazetelere çıktı. Sevgilisi de, "az kaldı bir canavarla evleniyormuşum. Ucuz kurtuldum." diyerek Kadri'den ayrıldı.
Kadri, yaptığımız iyiliğin büyüklüğünü ileride anlayacaktır. Bizim gibi arkadaşlar zor bulunur.
Evin anahtarı bizde, yalnız Paşa ortalıkta yok. İntihar etmiş olabilir...
|
Yazıcıya Gönder
|
|
Üye
Mesaj sayısı 30
Kayıt Tarihi: 14.03.2007, 22:25:47
|
Vay halimize...
Yazdıklarının gerçek olduğunu düşünüp üzülsem mi, şaka olduğuna inanıp kızsam mı bilemedim doğrusu. Diğer yazılarını da okudum, duygu dolu şeyler de var içerisinde ama bu yazıyı anlamlandırmadım, hatta yakıştırmadım. Özür dileyerek başlamışsın yazmaya ama, yaptığın genellemeler ve kadını ele alış biçimin bayağı bir yanlış. Aslında kadınları küçümseyen erkekler kendini küçümser, olaya biraz da böyle bakmak gerek bence. Bunun tersi de doğrudur, erkeği küçümseyen veya aşağılayan kadınlar esasen kendini düşürür. Bir de devrimcilikten bahsetmişsin, artık ne demeli: Devrimclik de böyleyse, vay halimize...
|
Yazıcıya Gönder
|
|
|