| |
|
|
|
|
 |
Üye
Mesaj sayısı 2
Kayıt Tarihi: 12.07.2008, 06:17:46
|
Bilim filan hak getire
MEB’in yeni ders programı taslakları, bilimsel kaygılardan uzak bir şekilde, ‘dostlar alışverişte görsün’ anlayışıyla hazırlanıyor
Suriye Yaşar Öztürk, 1990 yılında ortaöğretim felsefe, mantık, sosyoloji ve psikoloji ders programlarını hazırlayan komisyonda görev aldı. Ayrıca uzun yıllar okutulan lise psikoloji kitabının da yazarı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan, bilgi yanlışları ve dinci-milliyetçi göndermeler nedeniyle tepki toplayan yeni felsefe ders grubu program taslaklarını gazetemize değerlendiren Öztürk, programların sanki “öğrenciler bu dersleri sevmesin” diye hazırlandığını söyledi.
Siz 1990 yılında felsefe, mantık, sosyoloji ve psikoloji ders programlarını hazırlayan komisyonda yer aldınız. Programlar o dönem nasıl hazırlanmıştı?
Programlar o dönem özellikle kredili sistem için hazırlanmıştı. Değişik komisyonlar kuruldu. Hemen hemen her üniversiteden öğretim üyesine başvurulmuştu. Her bir komisyonda Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, ODTÜ, İstanbul Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi gibi değişik üniversitelerden hocalar vardı. Çeşitli aşamalarda toplantılara alanın uzmanları katılarak rehberlik yaptılar.
MEB’in yeni ders programı taslaklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilimsel açıdan çok yetersiz buldum. Her şey bir yana, bilimsel yanlışlar var. 29 yıl öğretmenlik yapmış biri olarak, öğrencilerim bana böyle bir ödev hazırlayıp getirseler herhalde “bilimsel değil” diyerek eleştirimi belirtirdim. Sanki öğrenciler bu dersleri sevmesin diye hazırlanmış. Belki kötü niyetli değiller. “Zaten öğrenciler üniversiteye hazırlanırken çok yoruluyorlar, bu derslerle de yorulmasınlar, bilgiye nasıl olsa her yerden ulaşılıyor” diye düşünmüş olabilirler. Ama en azından ciddiye alınacak örnekler konulabilirdi. Daha bilimsel kaynaklar kullanılarak öğrenciler okumaya sevk edilebilirdi. Felsefe başka kaygılardan uzak, temel soruların sorulmasıyla başlamıştır. Ama hazırlanan taslakta tam tersi bir anlayış söz konusu. Aynı şekilde belli amaçlardan bahsediliyor. Bu amaçlar için pozitif bilim yapılmaz. Psikoloji bilimi insanı mutlu etmek için yapılmaz. Zaten mutluluk gibi kavramlar göreceli kavramlardır. Bilim ise nesnel olarak vardır. Sen onu kullanırsın ya da kullanmazsın. İyi ya da kötü amaçlar için kullanabilirsin. Ama bilimin kendisi bu değil.
Kaynakçaya ve konuların seçimine yönelik de eleştiriler var...
Büyük bir olasılıkla bu program, yabancı bir programın çevirisi ve üstüne bir şeyler daha konulmuş. Ama ne amaca hizmet ettiği belki hazırlayan tarafından bile tam olarak bilinmiyor olabilir. Sosyoloji normatif bir bilim dalı değildir. Ancak taslakta “tabakamızı sevelim”, “mutlu aile” gibi kavramlar var. Aileyi sosyoloji inceler. Ama bilimsel olarak “mutlu aile” diye bir kavram olamaz. Benzer şekilde “mantığı her yerde kullanıyoruz” deniliyor. Ama nasıl kullanılacağı belli değil. Bağ kurulmamış. Felsefe, psikoloji ve sosyolojide çok temel olabilecek bazı konuları göremiyorum. Mantık dersinde bilgisayarlar ve teknolojik ürünlerde kullanılan sembolik mantık ve çözümleyici çizelge anlatılmamış. Bilgi kuramı felsefenin çok temel alanlarından biridir. Çıkarılmış ve bilim felsefesiyle tek bir ünitede birleştirilmiş. Bilim felsefesi bilimin sorgulanmasıyla ilgili çok yeni bir alan. Oysa bilgi kuramı, felsefenin başlangıcından beri var. “Doğru bilgi mümkün müdür? Mümkünse nasıl mümkündür?” Bu en temel sorgulama biçimlerini öğrenci bilgi kuramında öğrenecek.
Taslakta, dersin öğrencilere ‘vatanseverlik, tarafsızlık, uyumluluk’ gibi değerler kazandıracağı belirtiliyor. Felsefe dersinin amaçları bunlar olabilir mi?
Tam tersine, bir felsefecinin nesnel bakması ve sorgulamayı başarabilmesi gerekir. Değerlerin bazılarına bakıyorsunuz, gerçekten güzel değerler. Ama öyle değerleri yan yana koymuşlar ki, ikisinin bir arada olması mümkün değil. Hem aidiyet olacak, hem özgecilik olacak. Hem özgür olacak, demokratik düşünecek; hem de toplumunu, tabakasını sevecek. Bu değerler, kulağa hoş geliyor diye sırasına göre yazılmışa benziyor. Üstelik değerler, verilen konularla ilişkilendirilmemiş.
Programda psikoloji ile ruh sağlığı gibi bazı kavramlar birbirine karıştırılmışa benziyor...
Eski psikoloji ders programında “Bilimsel olmayan kaynaklarda, örneğin magazin türü yayınlarda psikoloji konuları sık sık ele alınmaktadır. İlgi çekici olmak ve satış artırmak çabasıyla yapılan bu yayınlardaki yorum ve genellemelerin birçoğu bilimsel değildir. Öğrencinin bu kaynaklarda okuduklarını sınıfa getirmesi durumunda, bilimsel düşünmeye teşvik edilmesi ve araştırıcı bir tutum takınmasını sağlamak gerekir” demişiz. Şimdi tam tersi; “ekşi sözlük”, blog sayfaları, gazeteler kaynak olarak öğrenciye sunulmuş. Eski programda “Psikoloji dersinin bazı konuları öğrencinin kişisel problemlerini dile getirmesine elverişlidir. Öğretmen hiçbir durumda öğrencilerin kişisel sorunlarını sınıf ortamında tartışmamalı, öğrencinin özel hayatına ait bilgileri derste örnek olarak vermemelidir. Hiçbir durumda öğrencinin kişisel sorunları üzerinde yorum yapılmamalı, önemli sorunları olanlar profesyonel yardım veren kuruluşlara gönderilmelidir” denilir. Oysa yeni taslakta stresli, heyecanlı öğrenciler varsa rehberliğe sevk edilmesi isteniyor. Psikoloji öğretmeni psikolog değildir. Psikolojinin öğrenciyi mutlu etmek, problemlerine çözüm bulmak gibi bir amacı yok. Yeni programa göre psikoloji dersi öğrenciyi mutlu edecek, sosyoloji tabakasını sevdirecek; mantık, dilin oyunlarına ve çok anlamlılığın tuzaklarına hazırlayacak. Yani şöyle bir insan yetiştirilmek isteniyor: “Gardını alsın, mutlu olsun, haline şükretsin...”
Taslakta ‘Mutluluğun Resmi’ adıyla Abidin Dino’ya ait olduğu iddia edilen bir de resim var. Resmin de söylediklerinize benzer bir mesajı var mı?
Bir yatağın üstüne yatmış bir grup insan ve hâlâ mutlu. Bu, mutluluk olsaydı herhalde insanoğlu mağara devrinde kalırdı. Hep halimize şükretseydik, insanlığı değişmeye zorlayan bir şey olmazdı. Mantık dersinde verdikleri bir örnek var; “Kesici aletleri kaldırdığım için kendimi savunamadım” diyor. Demek ki insanlar, kendilerini kesici aletlerle savunacak ve bu mantıklı düşünme olacak. Bu açıdan program pedagojik de değil. Biraz da “herkesi kucaklıyoruz” mesajı verilmek istenmiş. “Nâzım da var, Atatürk de var, Fatih Sultan Mehmet de var. Daha ne istiyorsunuz?” demek istemişler. Mantık dersinde Nasreddin Hoca’dan bir örnek vermişler: “Nasreddin Hoca pazarda, odunları aldığı fiyattan daha ucuza satıyor. ‘Ne yapıyorsun hoca, zarar edersin’ demişler. Hoca da ‘Maksat, dostlar alışverişte görsün’ diye cevaplamış.” Ben bu program taslaklarını da buna benzetiyorum: “Maksat, dostlar alışverişte görsün.” Yoksa bu programlarla bu alanları sevdirmek, öğrencilerin bu alanlarda yeteneklerini geliştirmek mümkün değil.
Öğrencilerin düzeyleriyle dalga geçmek gibi bir şey
Sizce yapılandırmacı eğitimin Türkiye’nin bugünkü koşullarında uygulanma şansı var mı?
Taslakta, yapılandırmacı yaklaşıma göre “tek bir doğrunun olamayacağı” belirtiliyor. Tek doğru yoksa ve yapılandırmacı yaklaşım yaklaşımlardan biriyse, neden yapılandırmacı yaklaşım seçilmiş? Bu da yeterince temellendirilmemiş. Bazı örnekler, sanki öğrencilerin ciddiye alınmadığı izlenimi yaratıyor. Mesela “Tabakamı seviyorum” gibi bir sosyoloji etkinliği. Ya da psikolojide, pastırma üzerinden duyum-uyarıcı örneği. Lise 3. sınıf öğrencisi “Nesi var?” oynatılacak. Bu ilkokulda hoş olabilir, ama lise öğrencisinin böyle oyun oynadığı bir ders gerçekten “dostlar alışverişte görsün” demektir. Bunlar 12. sınıf öğrencilerinin düzeyleriyle dalga geçmek gibi. Belki özel okullarda uygulanabilir. Ama devlet okullarında çok iyi uygulanmayacak. Çünkü öğrenci neyi biliyor ki ölçeceksin? Özelleştirmeye doğru bir adım gibi de gözüküyor. İnsanlar sevdiği dersleri almalı. Öğrencinin yetenekli olduğu alanda eğitim alma hakkı vardır ve bunun koşullarını sağlamak devletin anayasal görevidir.
Kaynak: Cem Gurbetoğlu - Evrensel
|
Yazıcıya Gönder
|
|
|