Sinüs ve Sinüzit nedir? Tedavi yöntemleri nelerdir?
Nefes almamızı sağlayan organlardan biri de burnumuzdur. Burun içini döşeyen dokunun bir çok görevi vardır. Soluduğumuz havayı ısıtır, nemlendirir, süzer. Ancak çeşitli nedenlerle burun tıkanır ve nefes alamaz hale geliriz. Burun tıkanıklığının birçok sebebi vardır. Bunların bir kısmı ilaçlarla tedavi edilebilirken bir kısmına cerrahi müdahale gerekebilir. Alerji, kronik sinüzit, nezle grip gibi rahatsızlıklar burun mukozasını şişirerek tıkanıklık sebebi olurlar. Genellikle İlaç tedavisi ile düzelirler.
Nasıl ki kötü beslenme, sağlıksız içecekler sağlığımızı tehdit ediyorsa, kalitesiz nefes alıp vermekte sağlığımızı olumsuz yönde etkiler. Kaliteli nefes alıp vermenin yolu da burundan başlar. Çünkü burun soluduğumuz havanın akciğerlere giriş kapısıdır. Normal sağlıklı bir kişi günlük 18000 ile 200000 litre havayı burundan alır.
Burnunuz akciğerinizi korur;
- Soluduğunuz havadaki tozları, parçacıkları,%100 etkinlikle temizler.
- Soluduğunuz havayı nemlendirir. Böylelikle akciğerin kurumasını engeller.
- Havayı akciğere gelmeden ısıtır. Akciğerin soğuk hava ile temasını engeller.
Bu ve bunun gibi birçok sebepten ötürü normal burun solunumu hayatın vazgeçilmezidir. Burun tıkanmasının başlıca nedenlerini ve tedavi yönetemlerini kısaca inceleyelim.
Sinüs Nedir ?
Sinüsler, burun çevresinde bulunan içi hava ile dolu olan boşluklardır. Yüzün her bir yarısında bulunan dört tipi vardır. Her sinüs bir açıklık ile burun içi ile irtibatlıdır.
Sinüslerin içi, mukoza denilen örtülerle kaplıdır. Mukozalar mukus salgıları yaparlar. Burun içi nemliliğini sağlayan bu salgılar, aynı zamanda vücudumuzu burun içi kirliliğine neden olan toz ve bakterilerden korurlar.
Ayrıca sesimizin bize özgü olmasını sağlar.
Sinüzit nedir?
Burun çevresindeki sinüsleri döşeyen mukozanın her türlü iltihap "sinüzit" olarak isimlendirilmektedir. Genel olarak sinüzitlerin nedeni döşeyici mukozanın ürettiği mukusun (sümük) burna boşaltılamamasıdır. Buna neden olan üç temel faktör vardır:
- Sinüslerin burna boşalma kanallarının (ostium) tıkanması,
- Mukusu sinüsler içinde aktif olarak ostiumlara taşıyan sisteminin (muko silier aktivite) bozulması,
- Mukus içeriğinin ya da kıvamının değişmesi.
Bu faktörlerden bir ya da fazlasının mevcudiyetinde sinüslerde biriken mukus içinde bakterilerin çoğalması sinüzite neden olmaktadır. Enfeksiyon etkeninin sinüslere kan yolu ile, delici travma ya da kırıklarla doğrudan ya da maksiler sinüs komşuluğundaki iltihaplı dişlerden gelmesi nispeten nadir karşılaşılan durumlardır.
Sinüzitin belirtileri nelerdir?
- Yüzde ağrı,basınç veya dolgunluk hissi;
- Ağrı genellikle yeni başlamış sinüzitlerde olur. Hastalık kronikleştikçe, ağrının yerini başta ağırlık veya dolgunluk hissi alır,
- Burun tıkanıklığı; hem akut hem kronik sinüzitte olur.
- Burundan cerahatli akıntı
- Geniz akıntısı
- Koku kaybı
- Gece öksürükleri
- Mide yanması
- Ağız kokusu
- Halsizlik
Sinüzit türleri nelerdir?
Burun ve çevresindeki kemikler içinde yer alan sinüslerin mukozasının embriyolojik ve anatomik olarak devamlılık göstermesi ve tıbbi ve cerrahi tedaviye benzer cevap vermeleri nedeni ile "sinüzit" yerine sıklıkla "rinosinüzit" terimi tercih edilmektedir.
Rinosinüzitler hastalık süresi ve neden oldukları şikayetlere göre dört gruba ayrılırlar;
- Akut rinosinüzitler, ani başlayıp 4 hafta içinde şikayetlerin tamamen kaybolması ile sonlanan rinosinüzitlerdir.
- Subakut rinosinüzitler, dört haftadan fazla sürüp 12 haftadan önce sonlanan akut rinosinüzitlerdir.
- Tekrarlayan (rekürren) akut rinosinüzitler, bir yıl içinde, en az 7 günde sonlanan dört ya da fazla akut rinosinüzit olması durumudur
- Kronik rinosinüzitler, şikayet ve bulguların 12 haftadan uzun sürdüğü rinosinüzitlerdir. Arada akut rinosinüzit atakları da olabilir.
Akut sinüziti her insan senede bir kaç kez geçirebilir. Soğuğa maruz kalma. alerji, çevresel kirlilik, vücut direncinin düşmesi gibi kolaylaştırıcı faktörlerin etkisi ile başlar. Burunda basınç hissi, burun tıkanıklığı ve ateş ile kendini gösterir. Tedavi geciktikçe ilave bulgular kendini gösterir.
Bir çok inceleme göstermiştir ki sinüzit, astım ataklarını artırmaktadır. Sinüzit tedavi edildikten sonra, dramatik bir şekilde astım ataklarıda azalmaktadır.
Sinüsler ayrıca gözlerimizi de etkileyebilirler, çünkü gözümüzün etrafında kümelenmişlerdir. Üç yönden göz ile sinüsler birbirleri ile komşudurlar. Bu yakın komşuluk nedeni ile sinüs içindeki iltihap gözü etkileyebilir. Gözde ciddi sorunlara yol açabilir.
Sinüslerimizden bazısı çok ince kemik tabaka ile beyinle komşudur. Çok sık görülmemekle birlikte iltihap bu kemik bariyeri aşabilir. Menenjite hatta bazen beyin absesine yol açabilir. Bu acil bir durumdur. Ciddi tedavi gerektirir.
Rinosinüzitün olası nedenleri
Rinosinüzitler hasta ve çevre faktörlerinin etkileşimi ile oluşurlar. En sık neden viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır (ÜSYE). Nazal mukozanın viral enfeksiyona bağlı ödem ve inflamasyonu ile sinüs boşalma kanallarının tıkanması, aynı zamanda üretilen mukusun ostiumları tıkayacak şekilde koyu kıvamlı olması sinüsler içinde salgı birikimi ve oksijenlenmede bozulmaya neden olur. Bu aşamayı takiben ikincil bakteriyel çoğalma ile sinüzit oluşur.
Alerjiye bağlı sinüs ostiumlarını tıkayan mukoza ödemi ikinci önemli rinosinüzit nedenidir. Burun içi eğrilikler (septum deviasyonu), polipler, burun eti büyümeleri (konka hipertrofileri) gibi sinüs boşalma kanallarını daraltan ya da tıkayan anatomik patolojiler de rinosinüzitlere neden olabilirler. Mukus üretimi ve veya taşınmasını bozan kistik fibrozis ya da silier hareket bozuklukları nadiren izlenir. Aynı zamanda HIV enfeksiyonu, kemoterapiler, immun sistemi baskılayan ilaçların kullanımı, insüline bağlı diyabet ve bazı kollajen doku hastalıkları immün fonksiyonları etkileyerek rinosinüzitlere neden olabilirler.
Sinüzitin teşhisi ve muayenesi
Rinosinüzitlerde hikaye ve muayenede saptanan şikayet ve bulgular iki gruba ayrılmaktadır.
1. Tanıda birinci derecede öneme sahip olan majör şikayet ve bulgular
- Yüzde ağrı ve basınç hissi,
- Yüzde şişme ve dolgunluk,
- Burun tıkanıklığı,
- Burundan-genizden iltihaplı akıntı,
- Koku alamama (hipozmi),
- Ateş
2. Bir ya da fazla majör semptomla beraber tanısal anlamı olan minör şikayet ve bulgular
- Baş ağrısı,
- Ağız kokusu,
- Diş ağrısı,
- Öksürük,
- Kulak ağrısı
Yatar pozisyonda paranazal mukozadaki kan miktarı ve ödemin artması ve mukosilier aktiviteyi olumsuz etkilemesi nedeni ile geceleri ve sabah erken saatlerde şikayetler daha fazla olur.
Kronik rinosinüzitte genellikle şikayetler hafif şiddettedir ve sadece hikaye ile tanı koymak zordur. Genel olarak burun gerisine, genze akıntı ve sinüs üzerinde hassasiyet en anlamlı şikayetlerdir. Alerjik nezle hikayesi olan kişilerde hafif şikayet ve muayene bulguları enfeksiyondan önce alerji düşündürmelidir. Sinüzit düşünülen hastalarda fizik muayenede genel KBB ve baş-boyun muayenesinin yanı sıra özellikle yüzdeki şişlikler, kızarıklıklar ve ödem (özellikle gözler çevresinde), lenf bezi büyümeleri ve burun arkasına iltihaplı akıntı dikkatle araştırılmalıdır.
Burun muayenesinde; Mukozada ödem ve kızarıklık, iltihaplı kabuklanmalar, iltihaplı akıntı, polipler ya da sinüs kanallarının burna açılma bölgesinde (orta meatus) tıkanmaya neden olan anatomik bozukluklar izlenebilir.
Burnun arka kısmının muayenesinde (nazofarinks muayenesi) izlenen iltihaplı akıntı özellikle kronik rinosinüzitlerin tanısında önemlidir. Muayenede patolojik bulgu saptanmayan hastalarda nazal endoskopi ile orta ve üst meatusun gözlemlenmesi ile bu bölgelere boşalan sinüslerin patolojileri saptanabilir.
Laboratuvar testleriyle tespit
Rinosinüzitlerin tanısında laboratuar testlerinin değeri sınırlıdır. Özellikle hafif rinosinüzitler ile karışan alerjik nezlenin ayırıcı tanısı için serum Ig E düzeyi ve alerjiye yönelik kan ya da cilt testleri yapılabilir. Burun salgısının mikroskopla incelenmesinde yoğun beyaz küre (lökosit) görülmesi viral veya bakteriyel rino-sinüzitlerlerin, eozinofil, plazma ve mast hücrelerinin izlenmesi alerjik rinitin tanısında yardımcı olabilir.
Sarkoidoz, Kartagener sendromu, Sjögren sendromu, Wegener granülomatozu ve poliarteritis nodoza gibi hastalıklardan şüphelenilmesi halinde mukoza biyopsileri yapılmalıdır.
Sık tekrarlayan dirençli rinosinüzitler ile beraber orta kulak iltihapları, bademcik iltihapları, farenjit, cilt enfeksiyonları gibi diğer baş boyun enfeksiyonlarının sık izlenmesi durumunda ailesel, ilaçlara bağlı ya da HIV enfeksiyonuna (AIDS) bağlı bağışıklık sistemi yetersizlikleri araştırılmalıdır.
Doğumsal yada sonradan edinilmiş antikor yetersizliklerinde kapsüllü mikroorganizmalarla, T-lenfosit bozukluklarında mantar ve virüslerle, kompleman sistemi bozukluklarında gram negatif mikroorganizmalarla oluşan tekrarlayan enfeksiyonlar izlenmektedir.
Bu durumdaki hastalarda temel testler olarak tam kan sayımı, sedimentasyon ve serum immün globulinleri bakılmalıdır.
Radyolojik Değerlendirme
Maksiller, frontal ve sfenoid sinüslerin hastalıklarının tanısında düz sinüs rontgenlerinde sinüslerin tam dolu izlenmesi, hava-sıvı seviyeleri ve çocuklarda 6 mm, erişkinlerde 8 mm yi aşan mukoza kalınlaşmaların izlenmesi anlamlıdır. Yanak sinüsleri (maksiller sinüsler) için Water's filmi, alın sinüsleri (frontal sinüsler) için Caldwell filmi çekilmektedir.
Ancak çoğu sinüs patolojilerinin ilk başlama noktası olan ön etmoid sinüsler ve bu bölgede yerleşen ve rinosinüzitlerin oluşmasında anahtar rol oynayan sinüslerin boşalma kanallarının açıldığı ostiomeatal kompleks denilen bölge normal röntgen filmleri ile yeterli olarak değerlendirilemez. Günümüzde özellikle kronik ve ciddi akut rinosinüzitlerin tanısı ve tedavinin planlanmasında seçilecek tanı yöntemi 3-4 mm kesit aralığında çekilen paranazal sinüs bilgisayarlı tomografisidir (BT).
Manyetik rezonans görüntüleme (MR), kemik dokuyu değerlendirmedeki yetersizliği ve pahalı olması nedenleri ile enfeksiyonun kafa içerisine yayılım şüphesi dışındaki durumlarda sinüzit tanısında tercih edilmemektedir.
Sinüzitlere Neden Olan Mikroplar
Akut rinosinüzitlerde viral ajanlar (ağırlıklı olarak rinovirüsler, influenza ve parainfluenza virüsleri) %15 oranında etken olmaktadır. Bakteriyel ajanlar izlenme sıklığı sırasına göre pnömokoklar, Haemophilus Influenza, anaeroblar, Staph. aureus, Strep. pyogenesve ve Moraxella catarrhalisdir.
Uzun süreli subakut ya da kronik rinosinüzitlerde ise bu sıra; koagülaz-negatif stafilokoklar, S. aureus, anaeroblar ve pnömokoklar şeklindedir. Kronik rinosinüzitlerde %16 oranında birden fazla mikroorganizma saptandığı rapor edilmiştir.
Beta laktamaza dirençli bakteri izlenme oranı tedavi almamış akut rinosinüzitlerde %30 civarında iken kronik vakalarda %50 den fazladır. Kronik rinosinüzitlerin %2-7 si alerjik mantar sinüziti grubuna girmektedir. Özellikle alerjik bünyeli ve astımlı hastalarda izlenen bu tabloda yoğun burun polipleri ve mantar kümeleri, radyolojik tetkiklerde opaklaşmış sinüs görünümleri izlenmektedir.
Sinüzit tedavisi nasıl olmalıdır?
Sinüzit genellikle ilaçla tedavi edilir. Antibiyotik içeren ilaçların dışında, sinüsün burun içine açılan yerindeki şişkinliği ve tıkanıklığı acıcı ilaçlar kullanılır. Bu gurup ilaçlara dekonjestanlar denir. Eğer balgam çok koyu ise, yumuşatıcı ilaçlarda eklenebilir. Buhar solumak veya tuzlu sular da sinüs drenajını rahatlatır. Bununla birlikte ilaçlar kadar önemli tavsiye de bol su içmektir. Özellikle sıcak bitkisei çaylar oldukça faydalıdır ve bol bol tüketilmesi önerilir. Ihlamur, bunun için iyi bir seçimdir. Sinüzit tedavisi Tıbbi ve Cerrahi olmak üzere ikiye ayırarak alt başlıkları daha detaylı görelim:
1- Sinüzitin Tıbbi Tedavisi
Sinüzitte tıbbi tedavinin bileşenleri temel olarak koruyucu önlemler, destek tedaviler ve ilaç tedavileridir.
1. Koruyucu önlemler: Kalablık ve iyi havalanmayan ortamlarda hızla yayılan üst solunum yolu viral enfeksiyonları sinüzitlerin oluşmasında önemli bir etken olmaktadır. Sık sinüs enfeksiyonu gelişen ya da kronik sinüzit tanısı konulan hastalarda Influenza (grip) aşısı, Pnömokok aşısı ve ağız yolu ile alınan bakteri aşılarının uygulanması tekrarlayan enfeksiyonların sayısını azaltmakta faydalı olmaktadır.
Solunum havasındaki oksijen azlığı, hava kirliliği, alerjenler ve sigara dumanı sinüs mukozasının fonksiyonları üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Bu nedenle yaşama ve çalışma ortamlarının iyi havalandırılması ve bu ortamlarda sigara içilmesine izin verilmemesi gerekir.
Bilinen alerjisi olan hastaların bu alerjenlerin bulunduğu ortamlardan uzak durması, yüksek miktarda alerjen barındıran ev bitkileri, uzun tüylü halı benzeri kaynakların yaşam alanlarından çıkartılması gibi önlemlerin alınması mukoza ödemine ikincil sinüzit gelişme riskinin azaltılmasında katkı sağlayacaktır.
Klimalar ve merkezi havalandırma sistemleri bulunan ortamların nem oranının kontrol edilmesi ve gereken durumlarda ilave önlemlerle havanın nemlendirilmesi mukozanın normal fonksiyon görmesine yardımcı olacaktır.
Mukus salgısının kıvamını azaltarak akışkanlığını artırmak için günde en az 2 litre olmak üzere ılık su tüketilmesi faydalı olacaktır. Su dışındaki çay, kahve ve kolalı içecekler böbreklerden su atılmasını artırdıkları için bu içeceklerle beraber su alımını artırmak gerekecektir.
2. Destek Tedaviler: Burun içinde nemli ortam sağlanması ve biriken kabuk ve iltihaplı salgıların temizlenmesi destek tedavinin en önemli parçalarıdır. Bu amaçla serum fizyolojik içeren basınçlı spreyler en uygun ajanlardır. Ağızdan ya da iğne şeklinde verilen antibiyotiklerle önüne geçilemeyen bakteriyel taşıyıcılık durumlarında bu solüsyonlara antimikrobial ilaçlar eklenebilmektedir.
3. İlaçla Tedavi: Tedavide kullanılan başlıca ilaçlar şunlardır;
Sümüğün akışkanlığını artıran ilaçlar - Mukolitikler: Sümüğü sinüslerden taşıyan silya aktivitesindeki bozulma ve koyu mukus üretimine bağlı oluşan mukus birikimini önlemek amacıyla kullanılırlar. Salgıları incelterek burun ve sinüs boşalmasını kolaylaştırırlar. Bu amaçla guanifesin, asetil sistein ya da ambroksol hidroklorür içeren ilaçlar kullanılabilir.
Mukoza şişliğini azaltan ilaçlar - Dekonjestanlar: Burun (sprey) ve ağız yoluyla kullanılabilirler. Mukozadaki damarlarda büzülme yaparak mukozayı inceltmek yoluyla sinüs ostiumlarını genişleterek sinüs boşalmasını ve hava girişini artırırlar. Sprey olarak kullanılan fenilefrin, xylometazolin, oksimetazolin gibi ajanların zamanla şişliği artırıcı etkisi ve mukoza üzerindeki tahriş edici etkilerinden dolayı 4-5 günden fazla kullanılmaması önerilmektedir. Pseudoefedrin, fenilpropanolamin gibi ağız yoluyla alınan dekonjestanlar tüm hastalık süresince güvenle kullanılabilirler.
Alerjik reaksiyonları azaltan ilaçlar - Antistaminikler: Mukus yoğunluğunu artırıcı ve sinüs boşalmasını zorlaştırıcı etkileri vardır. Bu nedenle alerjik kökenli rinosinüzitler ve bilinen alerjisi olan hastalar dışında kullanılmaları önerilmez.
Burun içi iltihap ve alerji reaksiyonlarını azaltan ilaçlar - Steroid içeren spreyler: Kronik rinosinüzitler ve alerjik tablolarda mukoza ödemini ve iltihaba bağlı oluşan reaksiyonları azaltmak amacıyla kullanılırlar. Özellikle son jenerasyon sprey steroidlerin kan dolaşımına karışan miktarları son derece az olduğundan bedbeklerde bile güvenle kullanılabilmektedirler.
Ağız yoluyla kısa süreli steroid kullanımı: Alerjik hastalarda ve özellikle poliplerin bulunduğu kronik rinosinüzitlerde cerrahi öncesinde 7–10 gün süre ile kullanılmaları poliplerin boyutunda küçülme ve doku reaksiyonunda azalmaya bağlı olarak cerrahiyi kolaylaştırabilmektedir. Özellikle yüksek tansiyon ve veya şeker hastalığı olan hastalarda ilgili branş uzmanı hastalıkları uzmanı denetiminde ve dikkatle kullanılmaları gerekir.
Antibiyotikler: Özelliği olmayan akut rinosinüzitlerde genellikle kültür alınmadan tedavi uygulanır. İlaç seçimi o toplumdaki antibiyotiklere karşı direnç durumuna, hastaların ilaç doz aralıklarına uyumuna, ilaçlara karşı olan aşırı duyarlılık durumuna, her antibiyotik için değişebilen yan etkilere ve ilaç etkileşimlerine göre yapılır. Akut rinosinüzitlerin 2/3 ten fazlasına neden olan mikropların Pnömokoklar veya H. influenza olması nedeni ile antibiyotiklerin bu ajanlara karşı etkinlikleri göz önüne alınarak seçilmeleri uygun olacaktır. Akut sinüzitte sıklıkla tercih edilen antibiyotikler; amoksisilin-klavulinik asit, claritromisin, sefuroksim, sefprozil ve lorakarbef olmaktadır. Penisilin, sefaleksin, eritromisin ve tetrasiklin en sık etken olan mikroorganizmaların tümüne etki etmediklerinden tercih edilmezler. Aynı şekilde amoksisiline karşı direnç oranının artması nedeni ile kullanımı azalmıştır. Akut enfeksiyonlarda antibiyotik kullanım süresi 10-14 gündür. Uzun yarılanma ömürlü azitromisin ve benzeri ilaçlar daha kısa sürelerle kullanılabilirler.
Özellikle önceden başarısız olmuş antibiyotik kullanımı hikayesi olan hastalarda verilecek antibiyotik mutlaka dirençli olduğu bilinen mikroorganizmalara etkili olacak şekilde seçilmelidir. Beş-yedi günde bulgularda düzelme saptanmaması halinde oksijensiz ortamda çoğalan bakterilere karşı etkili olan bir ajanın tedaviye eklenmesi düşünülmelidir. Akut rinosinüzitler için kullanılan antibiyotikler kronik rinosinüzitlerlerde de kullanılabilir. Özellikle kinolon grubunun yeni kuşak antibiyotikleri kronik rinosinüzitlerin tedavisinde oldukça etkili olmalarına karşın 12 yaşın altında kullanılmaları sakıncalıdır.
Kronik rinosinüzitte antibiyotik tedavi süresi en az 2-3 hafta olmalıdır. Kronik enfeksiyonlarda antibiyotiklere karşı artmış direnç oranı, aynı anda birden fazla farklı bakteri ya da oksijensiz ortamda çoğalan mikroorganizma bulunma ihtimali ve uzun tedavi süresi göz önüne alınarak endoskopi eşliğinde burun içinden alınacak kültürlerin sonuçlarına göre ilaç seçimi tercih edilebilir. Bağışıklık sistemi yetmezliği olan ya da hastanede yatarken enfeksiyon alan hastalarda rinosinüzitlerin her tipinde kültür ve antibiyograma göre antibiyotik seçilmesi gereklidir.
Kronik sinüzit tanısı ile tedavi verilen hastalarda bilgisayarlı tomografi çekiminden önce 2-3 hafta uygun dozda antibiyotik ve kortizonlu burun spreyleri kullanılmalıdır. Belirgin şikayeti olmayan hastalarda tomografide sinüzit bulguları bulunsa bile ameliyat kararı vermeden önce hastayı takip edip şikayetlerin kontrol edilmesi uygun yaklaşım olacaktır. Şikayetleri düzelmeyen ya da tekrarlayan hastalarda cerrahi tedavi alternatif olarak düşünülmelidir.
Sinüzit ameliyatı olmak gerekir mi?
Günümüzde sinüzit ameliyatları çok kolay olsa da, genellikle ilaç tedavisine cevap vermeyen sinüzit durumları veya komplikasyon gelişmiş hastalar için saklanır. Bir oran vermek gerekirse sinüziti olan insanların %20 ile %25 ilaç tedavisine cevap vermez.
2- Sinüzitün Cerrahi Tedavisi
Endoskopik Sinüs Cerrahisi (ESC) günümüzde kronik sinüs iltihapları başta olma üzere, sinüs tümörleri, ön kafa kaidesi yaralanmaları, travmaya bağlı göz çukuru hasarları ve görme siniri basısı gibi durumların tedavisinde güncel tedavi seçeneği olarak en fazla sayıda yapılan ameliyatlardan birisidir. Aynı zamanda minimal cerrahi travma yaratma avantajı nedeni ile göz yaşı kesesi drenaj ameliyatlarında (Dakriosistorinostomi) ve hipofiz bezi hastalıklarının cerrahi tedavisinde (Endoskopik hipofizektomi) giderek artan oranlarda tercih edilmektedir.
ABD'de %14 oranında karşılaşılan kronik sinüzit rahatsızlığına yönelik olarak yılda 200.000 civarında ESC yapılmaktadır.
Burun çevresindeki sinüslerin bulunduğu bölgelerin dar, anatominin karmaşık olması ve beyin, gözler, görme sinirleri, gözyaşı kanalları, şah damarları gibi önemli organ komşulukları endoskopik sinüs ameliyatlarında eğitim ve tecrübe yanında düşük hata payı ile yüksek teknik beceriyi gerekli kılmaktadır.
Kronik sinüs hastalıklarında ESC ile başlıca;
- İltihaplı dokuların/poliplerin temizlenmesi
- Sinüsleri burna bağlayan boşalma kanallarının açılması
- Konka bülloza, birden fazla boşalma deliği (aksesuar ostium), anormal mukoza temas bölgeleri gibi anatomik problemlerin düzeltilmesi işlemleri yapılmaktadır.
ESC sırasında özellikle navigasyon, balon, shaver gibi ileri teknolojik cihazların kullanıldığı vakalarda hasta ve cerrahın konforu açısından genel anestezi tercih edilmektedir. Cerrahi süresi patolojinin yaygınlık derecesine ve aynı ameliyatta yapılacak burun içi eğikliği düzeltilmesi, estetik burun cerrahisi, burun eti küçültülmesi, anatomik varyasyonların düzeltilmesi gibi ek müdahalelerin olup olmamasına göre değişmektedir. Tek bir sinüse müdahale 15 dakika civarında sürerken tüm sinüsleri tutan patolojinin temizlenmesi iki saati geçebilmektedir.
Aynı ameliyat sırasında yapılan cerrahi yöntemle burun eti küçültülmesi gibi müdahaleler nedeniyle bir gereklilik oluşmazsa sinüs cerrahisi sonrasında burun içerisine tampon konulmamakta, hastalar ameliyat sonrasında burundan rahat nefes alabilmektedirler. Ameliyat sonunda, orta burun etinin altındaki ameliyat bölgesine, kanamayı ve iyileşme sırasında oluşabilecek doku yapışmalarını engellemek amacı ile yerleştirilen özel tamponlar ve çeşitli materyaller burun solunumunu olumsuz etkilememektedir.
ESC de %80 ila %90 arasında başarı sağlanmaktadır, ancak bazı özel durumlarda ameliyatın zorluk derecesi artmakta ve başarısızlık veya komplikasyon ihtimalini artırmaktadır. Bu özel durumlar;
- Ameliyat sırasında dokularda aşırı kanama olması
- İleri derecede iltihap olması
- Özellikle damarsal içeriği fazla olan tümörlerin ameliyatları
- Hipertansiyon
- Pıhtılaşma bozuklukları (Kanama diatezleri) / Aspirin kullanımı
- Cerrahi travma
- Anatominin önceki ameliyat / travma nedeni ile değişmiş olması
- Önceki ameliyatlara bağlı sert iyileşme dokusu oluşmuş olması
- Yaygın polipler
- Paranazal sinüs içi / dışı tümörler
- Anatomik değişiklikler (varyasyonlar)
- Arka etmoid, sfenoid, frontal sinüslere yönelik ameliyatlar
olarak sayılabilir.
ESC sırasında ya da sonrasında karşılaşılan bazı minör ve majör komplikasyonlar mevcuttur. Bunlar içinde en önemli olanları
- Aktif kanama
- İntraorbital (göz içi) kanama
- Karotis (şah damarı) yırtılması
- Orbita (göz çukuru) travması
- Endoftalmi (gözün geriye yer değiştirmesi)
- Gözde hareket bozukluğu
- Nazolakrimal kanal (göz yaşı kanalı) travması
- Beyin omurilik sıvısı kaçağı
- Kafa içi komplikasyonlar:
- Apse
- Menenjit
- Beyin içine hava kaçması (Pnömosefali)
- Hipofiz bezi hasarı
olarak sıralanabilir.
Bilgisayar Destekli Sinüs Cerrahisi (Cerrahi navigasyon)
Özel bir cihaz ve yazılım yardımı ile paranazal sinüs cerrahisi sırasında kullanılan cerrahi aletlerin sinüs anatomisi içindeki yerlerinin, ameliyat öncesi çekilen sinüs tomografisi görüntüleri üzerinde, gerçek zamanlı olarak, üç boyutta ve 1 mm den daha az hata ile takip edilebilmesini sağlayan teknolojidir. Endoskopik sinüs cerrahisinin daha güvenle yapılmasını sağlamakta, tüm hastalıklı bölgelere güvenle ulaşılmasını sağlayarak ameliyatın başarı şansını önemli ölçüde artırırken özellikle komplikasyon riski fazla olan özel durumlarda bu riskin ortadan kalkmasında son derece faydalı olmaktadır.
Her sinüs bir delik aracılığı ile burun içine açılır. Kronik sinüzitde tıkanan delik sonucu, sinüs içine hava giremez. Hava girmeyen sinüs içinde enfeksiyon gelişir. Sinüs cerrahisinin amacı; normal anatomi ve mukozal dokuyu koruyarak, sinüs ağzındaki tıkanıklığı gidermek sureti ile normal sinüs drenajını ve fonksiyonunu sağlamaktır.
Endoskobik sinüs cerrahisi genel anestezi altında olduğu gibi diğer burun ameliyatlarından farklı lokal (bölgesel) anestezi ile de olabilir.
Endoskobik sinüs cerrahisi sonrası dikkat edilecekler
Bu cerrahi sonrası iki gün kadar ağır efor yapmamalısınız. İki gün süresince ev istirahati yapılmalı, vücut dinlendirilmelidir. İki gün sonra rutin hayatınıza dönebilirsiniz. Yaklaşık 15 gün sonrada tamamen normal hayata dönebilirsiniz.
"Ameliyat olduğuma değdi, rahatladım" demeniz için en aşağı 6 ila 8 hafta geçmesi gerekir. Bu süre içinde hafif kanlı geniz akıntısı, zaman zaman burun tıkanıklığı, burunda dolgunluk gibi şikayetleriniz olabilir. Erken dönemde bunlar normal kabul edilir.
Bu cerrahide kemik ve yumuşak doku çıkarılması nedeni ile ameliyat sonrası dönemde ağrı, yanma ve kanama görülebilir. Kanamayı kontrol etmek için tampon kullanmak gerekebilir. Deneyimsiz ellerde yapılan bu tür durumlarda, göz sinirinin zedelenmesi, beynin zedelenmesi gibi ciddi komplikasyonlarlada karşılaşılabilir.
Balon sinüsoplasti tekniği nedir?
Daralmış olan sinüs deliklerini Balon Kateter yardımı ile açma işlemidir. Bu tıkalı delikler açıldığı zaman sinüzit de iyileşir.
Burun içine yapılan tüm cerrahilerde az veya çok bu dokulara zarar verilebilir. Dokulara zarar vermeden sinüs ağzını nasıl açabiliriz fikrinden balon sinüsoplasti tekniği doğmuştur. Bu teknikte bir kateter yardımı ile sorunlu olan sinüs ağzına bir balon yerleştirilir. Daha sonra balonu serum ile şişirilir. Şişen balon tıkalı olan sinüs ağzını genişletir. Dolayısı ile burun içi faydalı hiç bir dokuya zarar verilmemiş olur. Burunda herhangi bir kesi olmadığı için kanama da olmaz. İşlem sonrası tampon gerekmez, iyileşme çok hızlı olur. Hemen ertesi gün günlük hayata dönülebilir...
Diğer cerrahi uygulamalar az veya çok bir risk taşımasına rağmen balon sinüsoplasti deneyimli ellerde güvenilirdir.
Balon sinüsoplasti minimal invazif bir yöntemdir.Hastahanede yapılmasına rağmen gecelemeyi gerektirmez.Hastadan hastaya değişmekle beraber aynı gün normal aktivitelere başlanabilir. Bu tekniği eğitimini almış her KBB uzmanı yapabilir.
Burun Polip'i nedir?
Nazal polipler burun veya sinüs dokusundan kaynaklanan kanser olmayan kitlelerdir. Tıkalı burun, tat ve koku duyusunda azalma, kalın renksiz burun akıntısı şikayetleri ile kendini gösterirler. Polipler idrar ve bağırsak yollarında da görülebilir. Ancak bunların burundakilerle bir ilişkisi yoktur. Bağırsak ve idrar yolları polipleri kanserleşebilirken burun poliplerinde böyle bir sorunla karşılaşılmaz. Polipler burnu tıkayarak solunumu güçleştirirler. Sinüslerin burna açıldığı delikleri tıkayarak sinüzit oluşmasına neden olabilirler. Koku yollarını tıkayarak da koku alma fonksiyonlarını bozabilirler.
Bazen astım , aspirin e karşı allerji ve polip aynı insanda görülebilir.Aspirin alındığı zaman astım ve nazal polipler kötüleşir.
Polip Tedavisi
Polipler ilaçlarla veya ameliyatla tedavi edilebilir. Standart ilaç kortizondur.Ağızdan veya burun spreyi şeklinde kullanılabilir. İlaçla küçültülemeyen polipler cerrahi olarak çıkarılır.
Burun poliplerinde kortizonlu spreyler çok faydalıdır. polipleri küçültüp yok ederler. Ancak uzun dönem kullanılmalıdırlar. Burundan alınan kortizon kana karışmaz o sebeple uzun dönem kullanılsada yan etkileri ortaya çıkmaz.
Balon sinüsoplasti konusu ile igili yayınlanmış bilimsel makaleler
The following are clinical publications relating to the clinical application of AcclarentTM's innovative technologies.
Safety and Feasibility of Balloon Catheter Dilation of Paranasal Sinus Ostia: A Preliminary Investigation
Christopher L. Brown, M.D., William E. Bolger, M.D.
Annals of Otology, Rhinology & Laryngology April 2006, Vol. 115(4): 293299;
Catheter Based Dilation of the Sinus Ostia: Initial Safety and Feasibility Analysis in a Cadaver Model
William E. Bolger, M.D., Winston C. Vaughan, M.D.
American Journal of Rhinology May-June 2006, Vol. 20, No.3, P. 290-294
Functional Endoscopic Dilatation of the Sinuses (FEDS): Patient Selection and Surgical Technique
Michael Friedman, M.D., Paul Schalch, M.D.
Operative Techniques in Otolaryngology June 2006, Vol. 17, 126-134
|