AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya

Kadın Ve Medya


Günümüzde insanlar arası iletişimin boyutları o kadar ilerledi ki -en azından teorik olarak- dünyanın neresinde olursa olsun, bir olay veya olgu hakkında en kısa zamanda bilgi almak veya vermek mümkün. Böyle bir olanak, iletişimde kullanılan araçlarının gelişkinliğinden kaynaklıdır. Yine toplumsal iletişimi büyük oranda kitle iletişim araçları belirliyor. Fakat insanlığın tarih içerisinde kullandığı temel iletişim yöntemleri de en azından mantık olarak terkedilmiş değildir. Geçmiş zamanların dar/kapalı ortamlarında neredeyse sadece söze ve vücut hareketlerine dayanan yüz yüze iletişim yöntemleri, bu gün her ne kadar kitle iletişim araçlarının yarattığı üslup, tarz, kültür, siyaset, estetik ve ahlaki etki altında olsa da aile, arkadaş, tanıdık, dost vb. çevresi gibi alanlarda da hakimdir. Çokça aşina olunan sohbet, fikir tartışması, kavga, duygusal etkilenimler, dedikodu, okul, işyeri gibi kamuya ait yerlerdeki birebir ilişki süreçleri vb. hala sosyal iletişimde etkilidir. Fakat burjuva toplum düzeni ve onun yarattığı kitle iletişimciliği öncesine göre, biçim ve içerik değiştirmiştir. Eski çağlarda yüz yüze iletişimin sınırlılığıyla yetinmek insanlar için kuşkusuz bir tercih değil, zorunluluktu. Dar ve toprağa bağlı maddi üretim ilişkilerinin doğal sonucu olan mekana bağımlılık, insanın ancak neredeyse sesinin ulaşabileceği kadar genişlikte bir iletişim alanına elveriyordu. Aile, klan, aşiret, köy veya en fazla küçük kent içerisinde, çoğunlukla herkesin birbirini tanıdığı bir ortamda, söz ve vücut hareketleri, başka bir araç kullanmaya gerek kalmadan bir duyguyu, düşünceyi veya haberi iletmek için yeterliydi. Bir bilginin dışardan alınması veya dışarıya verilmesi ancak insanların kendi çevrelerinden dışarıya çıkarmalarına, veya cemaate birilerinin katılmasına bağlıydı. Bu da çok ender yapılan bir faaliyet olduğundan, dışardan çok az bilgi ulaşabilirdi. Ya da dışardan ulaşan her haber/bilgi oluş zamanına bakılmadan yeni olarak kabul edilirdi. Her türlü mesajın taşınması ise, insanların doğal, zincirleme ve birebir ilişkilerine dayanırdı. Yani insan temel iletişim taşıyıcısıydı. Böyle bir aktarımın doğal sonucu olarak, taşıyıcının her hangi bir bilgiyi olumlama(ma), beğenme(me), uygun görme(me) gibi birçok sosyal ve psikolojik etkenden dolayı orijinal halinden bir çok şeyi değiştireceği açıktır. Böyle bir iletişim ortam ortamında bir bilgi, düşünce veya haberi orijinal haliyle saklamak/depolamak veya yaymak mümkün değildir.

İnsanın temel iletişim aracı olduğu dönemlerde kadının rolünün büyük olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Doğası gereği daha fazla ilişkilenmesi ve üretici yanlarıyla birleşince ve jest dilini fazla kullanıyor olması kadının temel iletişim aracı olduğu tezine bizi götürmektedir.

Siyasal-İdeolojik Alanda Medya

Kitle iletişim araçları genelde, kullanım işlevi olarak kısa vadeli ve değişken toplumsal olay ve olguların aktarımına yatkındırlar. Örneğin günlük gazete bir önceki günün olaylarıyla ilgilenirken sayfalarının az bir kısmını dönemsel sorunlara ayırır. Çok daha uzun erimli, tarihsel, ilkesel, stratejik veya felsefi genellemelere, çıkarsamalara, teorilere büyük oranda yer vermez. Yine televizyon çok daha hızlı değişken olduğundan, bilgi aktarımı genelde anlıktır. Çok kısa bir sürede içerik değiştirebilir, istenirse normal insanın algılama değil de kavrama kapsamından daha yüksek bir hızla olgular veya imajlar verilebilir.

Yine kitle iletişim araçlarının kullanımı kapsamlı bir örgütlülüğü ve alt- besleme sistemini gerektirir. Örneğin bir TV yayıncılığı kendi alanında birçok teknik elemanın, program yapıcısının, yönetmenin, muhabirin vb. birlikteliğini ve örgütlülüğünü zorunlu kılar. Bununla da kalmaz, dünyada olan tüm olayların haberlerini kendisi alamayacağı, tüm filmleri kendisi yapamayacağı, tüm müzik ve eğlenceleri kendisi hazırlayamayacağı için bu alanlarda üretim yapan diğer kuruluşlara –ki bu kuruluşlarda çaplarına göre birçok insanı istihdam ederler- yani haber ajanslarıyla, film şirketleriyle, gösteri merkezleriyle vb. ilişki ve alış-veriş içerisinde olmalıdır. Daha doğru bir anlatımla bu kuruluşlar da kitle iletişiminin birer parçasıdırlar. Bu anlamda toplum içerisindeki siyasal parti, okul, mahkeme, bakanlık vb. gibi kurumlara benzer. Temel işlevi toplum veya kesimleri adına enformasyon sağlayıp/üretip iletişim yapmak olan özgün kurumlar oluşur. Böylece toplumdaki insanlar arası ilişkilerin önemli bir öğesi olan iletişimin belirleyici biçimi, doğrudan toplumun kendisi tarafından değil, mesleği bu olan profesyoneller tarafından üretilir. Bu haliyle kitle iletişimi tamamen bir siyasal-ideolojik olgudur. Her kitle iletişim organın kendisi, kapsamı ve amacı ne olursa olsun siyasal-kültürel veya sosyal bir erktir.

Kitle iletişimi, tarihte belli bir dönemdeki teknolojik ilerlemeyle mümkün olmuştur. Her dönemdeki teknolojik ilerleme gibi, kitle iletişim araçlarının gelişimi de egemen toplumsal sistemin ihtiyaç ve isteklerine göredir. Başka bir anlatımla bu araçlar birçok açıdan burjuva toplumsal sisteminin ihtiyaç duyduğu, bunun içinde yaygınlaştırdığı araçlardır. Bu anlamda en azından çıkış ve gelişim olarak, toplum üstü değildir ve sınıflar arası çatışma karşısında da nötr değildir. Yoksul halkların kendi yararına kullanımından çok, ekonomik külfet ve örgütsel yapılanmasının kapsayıcılığı yüzünden, ancak imkanları elveren iktidar güçlerinin, -içinde çeşitli eğilimler içerse de- burjuva sınıfının kullanımına yatkındır. Örgütsüz bir halk kesimi çok büyük bir maliyete, uzmanlık isteyen bir örgütlenmeye ihtiyaç duyan bir kitle iletişim organını kesinlikle yaratamaz. Bundan dolayıdır ki kendisine sunulan enformasyonla yetinmek ve birey çapında ancak kendisine verilenlerle topluma katılmak zorundadır.

Tüm bunlara rağmen, modern kitle iletişim araçlarının, hangi toplumsal kesimin ne amaçla kullandığına bağlı olarak içerik ve tarz değişikliğine uğrama esneklikleri de vardır. Örneğin televizyon en azından teorik olarak bir halkın sosyal, siyasal, kültürel eğitimi ve örgütlülüğünün yaratılması için de, bugün dünyada yaygın şekliyle olduğu gibi bilincin ve örgütlülüğün dağıtılması için de kullanılabilir. Bu durum iletişim olgusunun sınıflı toplumlarda aldığı egemenlik ve karşı mücadele kar karakterinin en üst boyutta yaşanmasının göstergesidir.

Son yıllarda kitle iletişiminde yaşanan değişiklikleri kapitalist meta üretiminin tarihsel gelişimindeki manifaktür üretimden fabrikasyona geçişe benzetmek mümkündür. Manifaktürün görece az teknik imkan, sınırlı sermaye ve daha düşük kalifiye iş gücü ve bunlardan doğan sınırlı ürünün yerine fabrikasyonun gelişkin alet işgücü ve sermayeyle çok daha hızlı kaliteli ve fazla ürün vermesine benzer nedenler ve benzer sonuçlardan dolayı geçmişin basıncılığından günümüz medyasına geçişe benzetilebilir.
1980’lerle başlayıp halen devam eden gelişim sürecinin kitle iletişiminde en azından teknolojik altyapı, üretim kapasitesi ve etki alanı/gücü anlamında niteliksel bir dönüşüm yarattığı söylenebilir.

Doğada ve toplumsal sistemlerde hiçbir değişiklik aniden ve geçmişinden keskince ayrılarak olmaz. Bu durum kuşkusuz hem kitle iletişimciliği ve hem de onun altyapısı olan teknolojinin gelişimi için de böyledir. Telgrafın bulunmasından günümüz uydu sistemlerine kadar kitle iletişiminde birçok teknolojik, politik ve yapısal değişiklikler olmuştur. Fakat bu değişimler birbirini sürekli izleyen, kesintisiz ve mutlak bir tedrici gelişim çizgisi sonucu değildir. Yani medya, toplumsal ve tarihsel gerçeklikten bağımsız gelişen soyut bir teknolojinin doğal sonucu veya insanlığın iletişim alanında yaşaması gereken zorunlu bir aşama değildir.
Teknolojik gelişim, toplumsal ilişki ve ihtiyaçlardan ayrı değildir. Yani ihtiyaçlar dışında topluma zorla sokulmaz. 18. Yüzyılda kapitalizmin yarattığı sermaye dolaşımı ve sosyal yapılanma, şehirleri, ülkeleri ve kıtaları birbirine bağlayacak, pazara ilişkin bilgi akışını, ülke içinde siyasi ve ruhsal birlikteliği sağlayacak bir iletişim aracına şiddetle ihtiyaç duymasaydı, telgrafın bulunması veya en azından yaygın kullanımı çok gecikecekti. Aynı durum 20. Yüzyılın ortalarında başlayıp sonunda doruğa ulaşan teknolojik devrim için de geçerlidir. Egemen sistemin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarından doğmuş ve gelişmiştir.

Uydu sistemi dünyanın istenilen bir noktasıyla anında haberleşme, orada ekonomik veya siyasal işlemler yapma, olan veya muhtemelen olabilecek gelişmeleri takip etme hatta yönlendirme imkanı verir. Buna rağmen uydu sistemi hem yapım hem de kullanım açısından -kapasitelerinin altında kullanıldığında daha fazla- oldukça yüksek maliyetlidir. Burjuva mantığının temelini teşkil eden her şeyi en ucuza mal etme ve maliyeti halklardan çıkarma yaklaşımı uydu sistemi için de uygulandı. Çare de uyduları sivil kitle tüketimine açmak olarak bulundu. Kitleleri uydu haberleşme sisteminin tüketicisi yapacak olan ise telefon, fax gibi bireysel haberleşme araçlarının yanı sıra daha önemli olarak radyo televizyon gibi kitle iletişimciliğinin de devlet tekelinden çıkartılıp özelleştirilmesi ve uydu kanallarının bunlara açılmasıdır. 1980’li yıllarda önce Avrupa’da başlayıp sonra tüm dünyaya yayılan medya değişiminin altyapısı böylece oluşturulmuş oldu.

Yeni Dünya Düzeni Ve Medya

Kitle iletişimine uydu sisteminde yer verilmesi bir taşla birkaç kuş vurmak anlamına gelir. Ama kuşkusuz sermaye için en önemli olanı bu yolla dünya çapında, ideolojik, siyasi kültürel, estetik, etik ve sanatsal alanda tüm insanlığı denetimine alacak bir sistem oluşturmaktır. Uluslararası sermayenin en iddialı çıkışı olan YDD’nin bir hayali de böyle bir ideolojik denetim kudretine kavuşmaktır.
Kapitalist üretim tarzı özü gereği her zaman küreselleşme eğilimi taşır. Daha ilk çıkışında dünya çapında bir sömürü sistemine göre şekillendi. (Sömürünün temeli ise ezilen halklar ve kadın üzerinden yürütülüyor) Bura karşın halkların direnişleri her zaman böyle bir sistemin küreselleşmesini engelledi. Bu engellerin en önemlisi kuşkusuz sosyalist sistemin kuruluşuyla oluştu. Dünya fiilen iki parçaya ayrıldı. Kapitalist tekellerin dünya hegemonyası hayali ise çok uzun bir süre ertelendi. Yeni Dünya Düzeni bu engelin ortadan kalktığı bir tarihsel dönemde gündeme geldi. Dünya çapında böyle bir egemenlik iddiası doğal olarak pratikte tüm insanlığı yönlendirmek anlamına gelir. Bu da ırk, ulus, sınıf, din, mezhep, cins, kültür vb. gibi çok çeşitli kimliklere sahip kesimlere yeni bir şey verme imkanı olmayan, gerçek anlamda onların sorunlarını çözmeyen bir sistem için çok zordur. Tekelci sermaye ve devletler için tek çıkar yol mümkün olan en geniş çerçeve ve işlevde ideolojik denetimi sağlayacak bir sistem, yani global anlamda iletişimi belirleyecek medyayı oluşturmaktı. Askeri hegemonya ve tehdit, ekonomik bütünleşme ve sermayenin serbest dolaşımı, ideolojik denetim ve medya sistemi YDD’nin üç temel ayağını oluşturur.

Son yıllarda teknoloji ağırlıklı iletişim sistemlerinin toplum yaşamının bir çok belirleyici alanına nüfuz etmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hem bireysel hem de kitlesel anlamda iletişim neredeyse sınır tanımayan –tabi ki bunun doğal sınırlarının toplumsal yapı tarafından belirlenmesi koşuluyla- bir yaygınlık ve gelişim gösterir. Teorik olarak dünyanın herhangi bir yerindeki olay anında görüntüleriyle birlikte tüm dünyaya aktarılabilir. Yine teorik olarak herhangi bir insan dünyanın diğer köşesinden başka bir insanla anında iletişim kurabilir. Daha doğru bir söylemle en azından bu örneklere benzer iletişim imkanlarının teknolojik altyapısı vardır.

Bu altyapı üzerinde şekillenen ve uluslar arası sermayeyle bütünleşen medya kuruluşlarının sadece dünya çapında yayıncılık yapma kudretine değil, aynı zamanda –ister ulusal sınırlar içerisinde, isterse evrensel anlamda- bir anda tüm toplumu etkileme, onların evlerine ve hatta deyim yerindeyse yaşamlarına girme ve mümkün olduğunca yönlendirme gücüne sahip olmaları kaçınılmaz bir sonuç olur. İşte konumuzun asıl bizi götüreceği yerde burası olmaktadır. Kadın bu noktada tamamen bir yönlendirme aracı olarak medyanın ‘aracı’ haline dönüştürülmüştür. Düşünsel ve ideolojik yönlendirmenin yanında insanın duygu ve güdülerine kadar inen bir medyadan söz ediyoruz. Ve tam da bu ‘kudretinden’ dolayı günümüz dünyasında siyasal yayılmacılık ve denetimin temel taşı olmuştur. Siyasal konularda toplumda yerleşik kanı ve yargılar oluşturmak, bunu yaparken sürekliliği ve iknayı profesyonelce kullanmak ve böylece egemen siyasal düşünce kalıplarını insanların beyinlerine, bakış açılarına ve yaşamlarına yerleştirmek burjuva medyanın başlıca siyasal işlevidir. Aynı zamanda normal insanın psikolojik ve fiziki doğal sınırlarından yararlanarak düşünce sistemini parçalama duyarsızlaştırma, ilgi yaratma veya kaydırma vb. gibi yeteneklerini (!) siyasal hegemonyanın hizmetine sunar.

Bir siyasal iktidar için –bir de bu iktidar gözünü bütün dünyaya dikmişse- bundan daha iyi bir nimet bulmak zordur. Böyle bir güç sayesinde insanları denetim altında tutmak yönlendirmek ve kısaca yönetmek oldukça kolaylaşır. Düşünsel bağımlılık yaratmak demek insanları belki de en zayıf noktalarından yakalamak, iplerini elinde bulundurmaktır. Günümüz liberal kuramcıların yaşaması için kafa patlattıkları globalizm veya Yeni Dünya Düzenin geçmiş süreçlerden farkının ‘global medya’ olduğunu söylemeleri de bu yüzdendir. Yani aslında emperyalist burjuvazi her zaman dünyaya hakim olmak istemiştir ama –en azından onlara göre- YDD’nin farkı, sermaye ama özellikle de toplumlar üzerinde denetimi sağlayacak olan iletişim sistemleri veya global medyaya sahip olmasıdır. Son yıllarda yaşanan pratik gelişmeler YDD’cilerin bu söylem ve amaçlarında pek de başarı sağlayamadıklarını gösterdi ama artık medyanın siyasal etkinliğinin toplumsal sonuçlarını gözlemlemek sıradan bir insan için bile zor değildir.

Alternatif Medya

Devrimci ve sosyalist basın ise, 1960’lara kadar sürdürdüğü siyasal etkinliğini pek de yavaş sayılmayacak biçimde yitirmiştir. Bunun bir çok sebebi sayılabilir. Yoğun teknolojik kullanım alanı olan medya aynı özelliğinden dolayı yüksek maliyet gerektirdiği için yoksul halk kesimlerinin –özellikle gelişmemiş ülkeler için- böyle bir maliyeti karşılamaları genelde mümkün değildir. Sosyalist basının bu yarışta geri kalmasında bu ve buna benzer birçok neden sayılabilir. Fakat sebepler ne olursa olsun sonucun burjuva medyası açısından dünya çapında “köpeksiz köyde değneksiz dolaşma” anlamına geldiği ve siyasal yönlendirmede pervasızlığı aşan konumu meşrulaştırdığı açıktır

Medya’da Kadın Nasıl Çalışıyor?

Yakın geçmişe kadar insanlar kendi ülkelerinde olan olaylardan bile haberdar olamazken, günümüzde medya tüm dünyada yaşananları, haber veya bilgileri insanların ihtiyaç veya isteklerinden çok daha fazlaca veriyor. Ayrıca her televizyon, radyo istasyonu, gazete, dergi vb. ‘Yurt ve Dünya’ haberlerini kamuoyuna en doğru, çok boyutlu, yansız, dengeli ve yeterli bir biçimde yansıttıklarını, kendilerinin deyimiyle bir kamu hizmeti vermenin gururuyla ilan ediyorlar. Bu ilan kendi içerisinde büyük bir iddiayı barındırsa da her şeyini pazara ve izlenme oranına –yazılı basın için tiraja- bağlamış bu kuruluşların, nasıl olup da böyle bir kamu hizmetini, hem de hiçbir ideolojik-siyasal çizgiye takılmadan verebildiklerini kendilerinin bile açıklamaları mümkün değildir. Ve yine sıradan bir gazino sanatçısının özel yaşamından, dünyanın ücra bir köşesindeki trafik kazasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan medya haberciliğinin doğru olup olmaması bir yana ne için verildiği, kimin işine ne kadar yaradığı, toplumsal yaşamda ne gibi bir düzelme veya ilerlemeyi sağladığı, kimin derdine nasıl derman olduğu belli değildir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken yan ise: biri hakkında bir bilgi veriliyorsa yukarıda gazino sanatçısını verdik işte gazino sanatçısının kesinlikle yatak yorgan ilişkisine değinilmeden geçilmez. Birini alt etmenin bir yöntemi olarak genelde kadının, kadınlık kimliği kullanılır. Anlaşılacağı üzere kadının cins kimliği egemen medya için temel bir araçtır.

Kâr, Pazar, ideolojik-siyasal amaç birlikteliğini en üst boyutta sağlayan medya, son yıllarda eskinin ‘Kuru’ ve ‘Sıkıcı’ haber tarzını aşmak için abartılı, sansasyona dönük ve içinde magazin-eğlenceyi barındıran bir tarz yarattı. Yarattığı bu tarzı ise Kadının cins kimliği üzerine kurdu. Gösterişli haber sunuşları içerinde yorumun habere –ki bu haberin de doğruluğu kesinlikle kanıtlanamaz- veya haber değerinin daha da düşerek haberin yoruma karıştığı bu hengameden yararlanıp haberin bazı bölümlerinin atlatılıp bazılarının ise çarpıtıldığı, adliye koridorlarında birbirlerini doğrayanlarla, hükümet açıklamalarının bir arada verildiği bir tarz.... Dikkat edilirse genelde kadın spikerler seçilmektedir. Bu haliyle medyatik haberler bazen insanı dehşete düşürecek kadar tantanalı, bazen ağlatacak kadar duygusal, bazen de anlaşılmayacak kadar karmaşık olabilir. Böylesi bir tarzın aracı olan kadınlar veya kadın spiker ‘cins kimliğini’ kullanmaktadır.

Özellikle TV için işin biçimsel yönünün bir tarafı da haber spikerlerinin olayları anlatırken yansıttığı duygu konumu ve mimiklerdir. Haberin içeriğine göre profesyonel bir tiyatrocu misali inandırıcılığın tüm biçimlerine bürünebilir ve de bürünmelidir. Eğer böyle tiyatro gibi bir yeteneği yoksa genelde kadın duygusallığını veya kadın masumiyetini kullanırlar. Masum, kızgın, rahat, dostça, resmi, duygusal vb. pozisyonlarına girerek çoğu zaman haberin içeriğinden daha inandırıcı olabilir. Yine gazete köşe yazarlarının yazım sanatını kullanarak yarattıkları güvenirlilik imajı çoğu zaman yazılarından daha fazla psikolojik etki sağlar. Zaten haberin kendisi geçicilik, bir döneme aitlik ifade eder. Bunun aktarıcının yansıttığı psikolojik etkiyle birleşmesi, insanlarda ancak tam düşünülmemiş yargı veya kanıların oluşmasını sağlar.

Haber programlarının çoğunun bir başka biçimsel özelliği de –özellikle TV’lerde- çeşitliliği ve temposudur. Hiçbir konuyu, görüntüyü veya konuşmayı aynı mekan içerisinde uzun süre vermez. Normal insanın dikkatini hesaplayarak mümkün olduğunca kısa aralıklarla değiştirir. Bir mesajın etkisini artırmak istediğinde dikkatleri olayın bir ayrıntısı üzerine toplar ve ayrıntıyı yüksek bir vurguyla tekrarlar.

Medya: Dolaylı Anlatım Ve Kadın

Dolaylı anlatım –veya propaganda- mevcut dünya sisteminde düşünce aktarımının en etkili yoludur. Dolaylı anlatımda açık ve belirgin bir biçimde ideolojik-siyasi içerik bulunmaz. Konular çoğunlukla toplumun genelini ilgilendiren ve siyasal iktidar etrafında dönen olaylardan daha çok, ikincil derecede önemli günlük yaşam parçaları ve ayrıntılarından alınır. Zaten burada önemli olan siyasal amaçlara hizmet edecek ayrıntılardır. Yalnız bu ayrıntı dediğimiz parçalar içinde önem derecesi yüksek olan ayrıntı gibi ele alınan ve bir esasa hizmet eden gerçeklik ‘Kadın’ olmaktadır.

Modern çağda kullanılmasına aşina olduğumuz doğrudan siyasal propaganda, bir konuyu ele alırken, dil olarak ya bilimsel, ya da resmi üslubu kullanır. Açık, belirgin, tarihsel, güncel durum tespiti ve gelecek programı veya önerileri ortaya koyar. Dolaylı anlatım daha esnek bir dille aynı konuda olsa bile daha çok duygusal, coşkusal bir etki yaratacak belli belirsiz çözüm önerileri sunar. Doğrudan propaganda gibi mantığa değil, duyguya hitap eder. Doğrudan propaganda ne düşünülmesi ve yapılması gerektiğini açık bir dille anlatırken, dolaylı anlatım nasıl yaşanılabileceğini, bir yaşam tarzına ilgi çekerek anlatır. Dolaylı anlatımda çoğunlukla kavramak gerekmez; algılamak yeterlidir. İşte algılama olayında da en çok kadın öne sürülmektedir. Örneğin izlediğimiz filmlerde, reklam veya okuduğumuz haberlerde kadın genelde insanın duygu veya güdülerine hitap eden ‘araç’ olarak işlenmektedir. Zaten kadın spikerlerin çoğunlukta olması, bir araba reklamı yapılırken yanında mutlaka bir veya birkaç kadının bulunması, bir politikacının ayağının kaydırılması isteniyorsa bir kadınla fotoğraf karesinin yeterli olması gibi; bir çok ayrıntı gibi görünen konuların başı kadının ‘cins’ kimliği kullanılmaktadır.

Eğer siyasal olarak bir gerginlik varsa, gündem çarpıtılmak isteniyorsa da kadın öne sürülmekte. Yalnız burada kadın öne sürülürken kadın sömürüsünün birkaç boyut daha fazlalaştığının da altını içelim.

Örneğin “Eşi tarafından dövülen kadın”, “Tecavüze uğramış küçük kız”, “Fuhuş batağına zorlanan kadın” gibi atılan başlıklar, geçen haberler toplumu duygusal olarak yönlendirmekle kalmayıp; aynısını yapmaya da yönlendirmekte. Dolayısıyla bir kadının maruz kaldığı insanlık dışı uygulamalar bir başka kadını kurtarmıyor, bir başka kadının da yaşamasına sebebiyet verebilmekte. Buradaki püf nokta ise medyanın yönlendirme biçimi olmaktadır.

Doğrudan propagandaya karşı cepheden aynı yöntemle karşı çıkmak mümkündür ama dolaylı anlatım, karşıtlarına veya esasen kimseye karşı çıkabilecek belirgin önermeler vermez. Kısaca tarih içerisinde bilimsel-felsefi anlatımla sanat arasındaki ayrım bazı yönleriyle kaba da kaçsa doğrudan ve dolaylı anlatım arasındaki ayrımda benzeştirilebilir. Bir toplumu inceleyen siyasi bir yazıyla aynı toplumu anlatan roman arasındaki fark durumu anlamak bir örnek olabilir.

Reklam Ve Kadın

Medyanın müdavimlerinden en önemlileri kuşkusuz politikacılardır. Bunlar en az şarkıcılar veya mankenler kadar medyaya meraklıdırlar. Siyasal partilerin ve bunların önder kadroları olan politikacıların propaganda yapmak veya daha doğrusu, halka amaçlarını anlatmak için böyle bir imkanı kullanmak istemeleri anlaşılır bir durumdur. Buna rağmen son yıllarda burjuva siyasal zemininde propaganda yöntemleri buna bağlı olarak da politikacılık tarzı değişti. Zaten ya yasal sınırlamalar ya da yaratılan sosyal kültürel durum sonucu partilerin siyasal rengi birbirine çok yaklaşmış, farklı söylenecek bir şey kalmamıştır. Bu anlamda eskisi gibi bir partinin diğer partilere alternatif siyasal propagandasını yapması neredeyse imkansızlaşır. Aynı zamanda medyanın yarattığı “Show kültürü” böyle ciddi konularda halka yönelik yayın yapmasını fiilen engeller. Tüm ciddi siyasal çatışmaların yerine imaj yarışı geçer. Artık Ronald

Reagen’ın dediği gibi “Politika tıpkı gösteriye (Showa) benzer”.
Her şeyin pazara göre şekillendiği bir sistemde politikacının da pazara göre olması kaçınılmaz olur. Politikacı da görücüye çıkmış, diğer metalar gibi reklamı yapılacak araçtır ve amaç politikayı ulusa satmaktır/ pazarlamaktır. Yine diğer bütün tüketim araçları için piyasaya çıkmamadan yapılan piyasa yoklamaları, çeşitli yöntemlerle politikacı içinde geçerlidir. Ulusun çeşitli kesimlerinin yönetim kademelerinde nasıl insanları görmek istediği belirlenir. Doğaldır ki burada önemli olan hangi politikaların izleneceği değil, politikacıdan istenen kişisel özelliklerdir. Toplumun o süreçte içinde bulunduğu sosyo-psikolojik duruma göre istediği tip farklılaşabilir. Örneğin babacan, iş bilir, çağdaş, muhafazakar, güvenilir, halktan biri, sempatik, ciddi vb. gibi özelliklerden bir veya birkaçı ağırlıklı olarak tercih edilebilir. Bu arada piyasa yoklamalarının da yine medya kuruluşlarına bağlı şirketlerce yapıldığını belirtmek lazım. Bu aşamadan sonra politikacıya kalan iş kendisine verilen yukarıdaki özelliklerden bir tanesini, bir filmdeki karakter oyuncusu kadar iyi oynamaktır. Hangi politikacı daha iyi oyuncuysa veya medya karmaşık iktidar ilişkileri içerisinde hangisini ön plana çıkarmak istemişse o topluma pazarlanır.

Aslında beğenilen politikacı veya onup politik çizgisi değil, medyanın yarattığı politik imajdır. Böylece politika gerçekten bir gösteri sanatı olur. Buradaki püf nokta nedir? Politikacı kendi çizgisini halka pazarlarken Örneğin Erdoğan gibi: Eşi örtülü halkın karşısına çıkmalı, bu sadece işin görünen tarafı. Ama bir yandan yaptığı evliliğin de özünde siyasi bir evlilik olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Kadın burada ya bir bölgenin veya belli bir kesime hitap eden bir yerden geliyor olması şart. Öte yandan; “ yardıma muhtaç, çalışan, yorulmayan, yemeyen yediren, kendini toprağına, eşine, evine’ ayırmış bir kadın çizilir. Kadın sürekli yardıma muhtaç erkek tarafından yönlendiren bir ‘nesne’ olarak yansıtılır. Spiker bir kadınsa mutlaka rejisi erkektir. O orada sadece bir nesnedir. Özne ise rejidir. Zaten öne çıkan da kadının ‘cins’ kimliği olurken erkeğin reji, TV sorumlusu, haber merkezi sorumlusu olarak da yeteneği konuşur. Yani söz erkeğin.

Tüm anlattıklarımız bildiğimiz reklamlar değil. Hani TV izlerken birden reklam arası olur. İzlediğimiz filmden daha uzunca reklamlar izleriz. İşte yukarıda değindiğimiz bu olmasa da, Siyaset, politika, toplumu yöneten ve yönlendirenlerin siyaseti ve politikayı tamamen bir reklama, pazara dönüştürdüğünü özce anlatmaya çalıştık. Bilindik reklamlara gelecek olursak da: Bura da yine temel ‘aracın’ kadının ‘cins’ kimliği olduğu görülür. İşte geçen yıl Türkiye’de en çok izlenen ve puan toplayan bir reklamı örnek verelim. Gelin ve Damat arabada. Gelinin telefonu çalar. Gelin cevaplar. Telefonun diğer ucundaki gelinin annesidir. Ve der ki “Kızım siz evlenemezsiniz. Çünkü kardeşsiniz” Gelin ise “Sakandal” der. Burada bir kadının erkeğini aldatma olasılığı işlenirken, her nedense böyle bir aldatma sonucu bu iki kardeş onca milliyon kişi arasında birbirini bulur ve evlenmeye kadar verirler. Yani gerçek dışı veya tesadüf denebilecek bir olay işleniyor. Toplum öylesine ki tesadüflere çok fazla hazırlanıyor. Yani hayal dünyasına. Belki de kuşkulara, yalanlara vs. Dikkat edecek olursak reklamların çoğunluğunda kadınların olduğu görülür. Bir ürünün tanıtımında mutlaka kadın vardır. Ürün kadar kadının ‘cins’ kimliğiyle ürün pazara sunulmaktadır. Artık böyle dolaylı anlatımlar da veya reklamlara da ihtiyaç duyulmazken direk açılan telefon hatlarıyla kadının bedeni pazarlanmakta. Sanırım reklamcılıkta bunu dile getirmek yeterli olacaktır.

Medya ve Dezenformasyon

Dezenformasyon yanıltıcı, yersiz, ilgisiz, parçalı yada yüzeysel yani insanda bir şey hakkında bilgi sahibi olma illüzyonu yaratan, oysa aslında insanı bilgilenmekten uzaklaştıran enformasyon demektir. Gerçek bilgilendirme eylemi, kapsamlılık, nedensellik, bütünlük ve süreklilik içerir. Yani bir olay hakkında bilgi edinmek –veya vermek- o olayı belirleyen esas yönü ve nedeni ikinci dereceden nedenleri de hesaba katarak, kendi zaman ve mekanında ve parçalamadan ele almayı gerektirir. Bir olayın nedenlerini açıklamaya çalışmak her zaman bir ideolojik bakış gerektirir ve bu haliyle anlatımlar veya yorumlar çeşitli olabilir. Yani olayın nedenlerine hangi gözle bakılırsa öyle yorumlanır. Bu bir ölçüde normaldir ve özellikle toplumun genelini ilgilendiren olaylarda nedenselliği tam belirlemek ya bir tartışmayı ya da çatışmayı gerektirir. Oysa medya dezenformasyonunda neden faktörü olmadığı gibi , olay veya olgu da parçalanır, mekan ve zamanından uzaklaştırılır. Örneğin, Körfez savaşı esnasında tüm dünya medyasının bir anda her yere ulaştırdığı denizde petrole bulanmış ve çırpınan bir Karabatak kuşunun görüntüleri, herkeste “Tüm bu savaş ve ölüm bir Karabatak için miydi?” izlenimi uyandırması beklenebilir. Oysa verilen bu duygusal mesaj aslında savaşın geneline –niçin ve nasılına- ilişkin hiçbir bilgilendirme içermese de, savaşın haklılığına ilişkin yaygın bir kanı uyandırdı.

Yine buna iyi bir örnek verecek olursak: Sovyetler Birliğinin dağılması ardından kadının içine çekildiği bataklık oldukça çarpıcı. Tüm dünyada Soveyet Birliği kapsamında olan ülkelerin kadınları genelde ‘Nataşa’ olarak değerlendirildi. İsimlendirildi. Yani Hayat kadınları. Burada sosyalist sistemin toplumu çok fazla çalıştırdığı ama sonuçta yıkılmaya ve başarısızlığa mahkum olduğu; ‘Nataşa’larla anlatılan ise toplumu fahişeleştirdiğini, fakirleştirdiği ima edilmektedir. Verilen mesaj şu “Sosyalist sistem toplumu bir yere taşıyamaz, ancak kendisi olmaktan çıkarır” Oysa özünde Sovyetler Birliğinin dağıtılmasının yerinde olduğu anlatılıyor. Kadınların düştüğü durumun Sovyet Birliğinin çöküşüyle birlikte ortaya çıktığı nedense ele alınmayan konular arasında.

Kültürel Yönlendirmede Medya Kadını Nasıl “Kullanıyor”

Kültür; bir toplumun yarattığı maddi ve manevi değerlerin bütünüdür. Diğer bir deyimle yaşamın kendisidir. Bu tanımlamayı öğelerine ayırdığımızda iki temel kapsayıcı yan ortaya çıkar. Birincisi; maddi Kültür, insanın doğayla mücadelesinin sebebi ve sonucu olarak ortaya çıkan üretim araçlarının tümüdür. Maddi kültür, salt varlığı açısından değil, insanın kullanış amacı tarafından saptanır. İkincisi ise insanlığın bu araçlar üstünde geliştirdiği tüm anlamlar, değerler, kurallar davranışlardan oluşan manevi kültürdür. Manevi kültür içinde tarihsel birikim taşır. Dinler, inançlar, akımlar, değerler, kurallar örgütlemeler bilimsel çalışmalar, düşünceler bu birikim içinde sentezlenir. Ve duyguyu düşünceyi biçimlendirir.

Kültür; coğrafik, etnik veya bölgesel sınırlar içinde ortaya çıkan düşünsel bütünlük içinde incelenebilir. Bu özgünlükleri anlayabilmek, farklılıkları, incelikleri görmek, bir araştırma tarzı içinde önem arz eder. Ulusal kültürler insanlık ailesine uyum içinde ona katkıda bulunur, kaynaşır ve insanlığa mal olmuş evrensel kültür değerleri yaratılır. Tüm insanlığın kültür öğelerinin aynı potalarda eritmesiyle, kaynaşmasıyla uygarlık kendini yeniden üretir.
Günümüzde ise kültürlerin kaynaşıp uygarlığa yeni ivme kazandırılacağına; kültürel bozulma daha fazla öne çıkmaktadır. İnsanlık değerlerinden uzaklaştırılmakta ve maneviyatından uzaklaştırılmaktadır. Genel olarak da bu boşalma Medya araçları ile yapılmakta.

Kültürün korunmasından, değerlerin yükseltilmesinde büyük rolü olan kadına günümüzde bunun tersi bir görev biçilmekte. Medya’da kadın kültürel değerlerin yozlaştırılmasının bir ‘aracı’ olarak değerlendirilmekte. Yazılı ve görsel yayıncılıkta kadının genelde vücut hakları öne çıkarılmakta. Kadının değerleri, kimliği, kişiliği, hayat içindeki öznelliği yok sayılarak daha fazla nesnelliği öne çıkarılmakta. Bir romandan tutalım, reklama, reklamdan sinemaya kadının tüm alanlarda cinselliğe hitap ettiği görülür. Adeta toplum güdüler üzerinden kurulu bir bomba haline getirilmekte. Dolayısıyla, taciz, tecavüz, aile içi şiddet de kendisini doğal olarak göstermekte.

Fakat pratikte görüldüğü gibi yıkıcılık veya kültürel tüketicilik aynı araçlarla yapılmakta. Medya ve medyada da kadın yoluyla yapılmakta. Yapıcı, üretici, kültürel değerlerin temel taşı olan kadın; bir yıkım aracı olarak sahnelerde, manşetlerde, romanlarda, sinemalarda yer almakta.

Bireyin Duruşu Ve Bireye Yaklaşım

Öncelikle Medyanın bireye yaklaşımını ele alalım. Toplumu düşünmeyen, toplumsal değerleri bir tüketim aracı olarak kullanan medyanın bireyi düşünmesi hayalcilik olur. Bireyi düşündüğü tek nokta kendi odağına almaktır. Kendi odağına aldığı bir birey; istediği gibi yönlendirebileceği bir alan demektir. İsteğine göre yönlendirdiği birey zararsız bir varlıktır. Çünkü kendisi değildir. Zaten egemen güçlerin de istediği birey budur.

Burada bireyin duruşu önem kazanıyor. O halde birey buna nasıl yaklaşıyor? Egemen güçler istediği gibi bireyi yönlendirme çabasında tüm araçlarını meydanlara sunuyorsa, bireyin buna isyanı nasıl oluyor? Derin bir tarihi bilince sahip olan bireyin alternatif duruşu pek ciddi bir şeyi değiştirmemekte. Etkinliği sınırlı kalmaktadır. Çünkü Medya grupları küçük medya araçlarını yıkıp geçmekte. Devrimci ve sosyalist grupların ise: Belli ölçüde isyanları hala dünya çapında sürse de birbirinden kopuk olmaları, enternasyonal yanlarının zayıflığı Medya gruplarının işine yaramakta. Elbette medya gruplarını destekleyen güçler, kapitalist ve büyük güçler olduğu için alternatif gruplara soluk aldırmamaya çalışmaktadırlar. Burada değinilmesi gereken önemli bir örnek Kürt Özgürlük Mücadelesidir. Kürtlerin alternatif sesi bir türlü kesilememekte. Yalnız Kürtlerin yalnız bırakılması bu durum karşısında güçlü bir mücadele içerisine girmesini de tıkatmaktadır. Alternatif Kürt basını yalnız başına şu aşamada Egemen güçlerin elindeki medya mantığıyla savaşını yürütmektedir. Bu anlamda Alternatif Kürt basını Kadının nerede nasıl durması gerektiğinin de önemli örneğini teşkil etmekte.

Öte yandan bilinçsiz kitleler medya gruplarının temel av gruplarını oluşturmakta. Bilinçsizlik yönlendirilmeye açıklık demektir. Bilinçsiz bir bireyi istediğin biçime sokabilir, istediğin ideoloji çerçevesinde yürütebilirsin. Kışkırtabilir, gaza getirip Allah Allah deyip savaşa yollayabilirsin. İşte Egemen sistemlerin Medya’yı en temel ayakları olarak görmesinin ve ele geçirmesinin temelinde de bu yatıyor. Kitlenin uyuşturulması mı gerekiyor? Bunun en iyi yolu kadını ‘kullanmaktır’ öne çıkarmaktır. Kitlenin savaşa mı hazırlanması gerekiyor bunun en iyi yolu alternatif basını kullanmak sahte gündemler oluşturmaktadır. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.

Tıpkı Kürtlere yapıldığı gibi.

Sağlıklı, modern insanın bireysel ve toplumsal kimlik kazanmış olması gerekirken, medya bireyi toplumdan ciddi anlamda uzaklaştırıyor. Yani bireycilik yeni bir yaşam biçimi haline getirilmek isteniyor. Birey, çevreyle ilişkilenmek yerine, medya araçlarıyla ilişkileniyor/bütünleşiyor. Daha çok bu araçlarla zaman öldürmek istiyor. Medyanın soruları içinde kendine bir sanal dünya oluşturuyor. Kendini sahnelerin ekranların içine bırakıyor. Her an sunulan renkli, hızlı karmaşık dünyanın bir parçası, olayın bir kahramanı oluyor, coşkusunu hissediyor, öfkesini paylaşıyor. Bazen kendini olayın müdahalecisi, düzelticisi olarak hissediyor. Bazen parıltılı sahnelerde şarkı söyleyen, dans eden Pop-yıldızlarıyla özdeşleşiyor. “Bilinç altınızla ne kadar çok oynarsam bana o kadar çok itaat ediyorsunuz. Ben doğrunun, iyinin, güzelin ne olduğuna karar veriyorum. (Siz ise)İradenizin özgür olduğunu sanıyorsunuz.” (*Frêdêric Beigbeder 3900 TL. Syf:19)

Bir Eğitim Aracı Olarak Medya ve Kadın

Günümüzde teknolojik gelişmeyle ortaya çıkan iletişim araçları ise görüntü, ses ve yazıyı hızlı ve çok boyutlu aktarabildiğinden daha etkili eğitim araçlarıdır. İnsanın farklı duylarına aynı anda ve bütünlülük içinde hitap edebileceğinden özellikle televizyon önde gelir. Bu şekilde özellikle çocukların düşünce yetilerini geliştirip, birikim yaratma potansiyeline sahiptir.
İnsanların teknolojiden yararlanılarak eğitilmesi bugün de olağandır. Hatta okullarda araçlı görsel eğitim daha etkili olabiliyor. Birçok ülkede çocukların veya gençlerin evde eğitilmesi için özel eğitim TV kanalları da var ama bu çok sonuç alıcı olamıyor.

O kadar renkli, çekici programların yanında bu eğitim programlarını izlemek insanlara sıkıcı geliyor. Yine klasik okulun psikolojik yönlendirme ve biçim kazandırma gücünün daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.

Yalnız burada vurgu yapılması gereken; kadına toplumun biçtiği rolü veya sistemin biçtiği yeri
Medya araçlarıyla yapıyor olmasıdır. Kız çocukları hanım hınımcık olmalı. Babayı anneyi dinlemeli. Erkek çocukları ise savaşçı ruhla büyütülmeli. Reklamlarda, filmlerde bunu görmek mümkündür. Kadın evinin içinde evinin direği olmalı, erkek aldatabilir, dövebilir ama kadın affedebilmelidir. Modern kadın da aldatılabilinir. Hatta aldatabilir. Şiddete maruz kalabilir. “Söz dinlemeyen” kadının sonu fuhuş olur. Özce medyanın kadına biçtiği rolü aşmamak gerekiyor. Aşarsan kesin toplum içinde “kötü” kadın olmaya da mahkumsun.

Tüketim Ve Eğlence Kültürü

Tüketim kültürü günümüzde en yaygın tartışılan konulardan biri burjuva ideolojinin toplumu en çok yozlaştıran, insanlar üzerinde en çok etkili kılınmak istenilen bir yönüdür. Kapsamlı ekonomik temelleri ve siyasal boyutları vardır. Sürekli ve sonsuz bir tüketim alışkanlığı yaratmak, bunun mümkün olmadığı durumlarda ise tüketim peşinden koşturma çabasıdır. Medya toplumda tüketimi körüklemenin en çarpısı sunusunu reklamla yapar.

Toplumun sinir uçlarını köreltmek bir çok konuda duyarsızlaştırıp sürekli bir tüketici konum yaratmak istemektedir. Reklamı yapılan bir çok şey insanın temel gereksinmelerinden çok uzaktır. Ekonomik durum ne olursa olsun insanlar lüks tüketime yönlendirilir. Medyatik kültür ev düzenlemesinden, giyim-kuşama, yemek kültüründen sanata kadar halkların kendi yaratımları ile ortaya çıkardıkları birikimlerden zaten uzaktır. Reklamla yoğun olarak enjekte edilen ise tamamen egemen ulusların kültürü de değil onların da dışında metalaştırılmış bir biçimdir. Bir reklamcının bu konudaki görüşleri ilgi çekici, “Reklamcıyım: Evet kainatı kirletiyorum. ...Asla sahip olamayacağınız o şeylerin hayalini kurduran. Hep mavi gökyüzü, daima güzel kadınlar, foto-shopta rötuşlanmış kusursuz bir mutluluk. Kılı kırık yararak yaratılmış görüntüler, moda müzikler. Zar zor biriktirdiğiniz paralarla, son kampanyamda itelediğim rüyalarınızın arabasını satın almayı başardığınızda, ben onu çoktan demode etmiş olacağım. Ben üç model önden gidiyorum ve her zaman sizi hüsrana uğratmanın bir yolunu buluyorum. Cazibe attığınız her adımda sizden biraz daha uzaklaşan o masal ülkesinin adıdır. Sizi yenilik bağımlısı yapıyorum. Yeniliğin avantajı, hiçbir zaman yeni kalmaması. Her zaman bir öncekini eskitecek yeni bir yenilik bulunuyor. Salyalarınızı akıtmak işte benim kutsal görevim bu. Benim mesleğimde kimse mutlu olmanızı istemez, çünkü mutlu insanlar tüketmezler.” (Frêdêric Beigbeder 3900 TL Syf:19)

Cinsellik bir reklam aracı olarak sıkça kullanıldığından insanın biyolojik-psikolojik bir işlevi olmaktan çıkıp bir tüketim aracı halini almıştır. Yine topluma moral değerler olarak bol bol sunulan eğlence, belki de en fazla tüketilen ama tüketildikçe de etkisi artan bir metadır. “Beyninize girmek öyle güzel ki. ...Arzularınız artık size ait değil. Size kendi arzularımı dayatıyorum. Rast gele arzulamanızı yasaklıyorum. Arzularınız milyarlarca Euro’luk bir yatırımın ürünü.” (*Frêdêric Beigbeder 3900 TL. Syf:40)

Medyanın gösteri kültürü ahlaki bir perspektiften uzaklaşıp sarhoş edici bir görsel haza dönüşmüştür. Örneğin eğlence, magazin ve showda en fazla tüketici konumdaki Amerikan toplumu için Neil Postman “Amerikalılar mahkeme salanlarında, okullarda, çalışma odalarında, iş yerlerinde hatta uçaklarda bir birleri ile konuşmamakta tersine bir biri ile eğlenmekte. Çünkü eğlence programları artık bütün somut dünyayı ekran olarak görmelerine yol açmıştır” belirlemesini yapıyor.

Medya’nın Kadın Üzerindeki Psikolojik Ve Sosyal Etkileri

Kendisini bir ‘araç’ olarak gördüğü, cinsinin bir meta aracı olarak kullanıldığını gören kadının bunun karşısındaki duruşu ve sesi oldukça kısıktır. Belli bir kesimle sınırlı kalan ve genel olarak kadınların tümünü kapsamayan isyan doğruca yerini de bulamamaktadır. Genel olarak kadınların enternasyonal birlikteliği ve mücadelesindeki yetersizliği bu alandaki mücadeleye de yansımaktadır. Çünkü Medyanın kadını metalaştırması günlük hayattaki metalaştırılmadan bağımsız değil aksine birbiriyle tamamen paraleldir. Peki buna alternatif düşünce ve güçlerin birleşimi nasıl olmalı sorusunu daha sonra cevaplamaya çalışalım.

Yalnız kendi cinsini yazılı ve görsel basında bir meta olarak gören kadın eğer çok bilinçli de değilse bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Özellikle genç kızların Medya kuruluşlarının ve egemen güçlerin yönlendirmesine düştüğü sıkça rastladığımız bir gerçek. İşte yolda yürürken karşısındaki panoda kadın ve erkek sarmaş dolaştır. Genç kızın güdülerine hitap eden bu manzara; genç kızları yanlış yönlendirirken, genç yaşta yanlış kararlar almalarına da neden olmaktadır.

a-Kadınların hayatına taciz ve tecavüz ediyor

Öte yandan erkeklerin cinselliğin bir reklam aracına dönüştürüldüğü bir ortamda güdüleriyle hareket etmesi kaçınılmaz olmaktadır. Sokakta veya herhangi ortak kullanım alanlarında kadının kim olduğu veya nasıl giyindiği çok da önemli değildir, erkek tarafından gözle tecavüze uğramakta veya taciz edilmektedir. Tüm bunlar kadının toplum içinde rahat hareket etmesine, kendine güven duygusunu yitirmesine neden olabilmektedir. Demek ki Medya yalnız araç olarak kullandığı veya çalıştırdığı kadınları değil, yeryüzünde yaşayan tüm kadınların hayatlarına taciz ve tecavüz etmektedir.

b-Kadının şiddet görmesine yol açıyor


Reklam, sinema, roman ve paprizi dergilerinde kadın mutlaka işlenen konular arasında. Yalnız burada kadın işlenirken; örneğin dizi filmlerde aile içi şiddet, veya sevgilisinden şiddet gören ama affeden kadın, çaresizce bunu kabullenen kadın, ekonomik koşulları gereği veya çocuklarından dolayı şiddeti kabullenen kadın öyle doğal işlenir ki, adeta oradaki kadını izleyiciler taktir eder. “Bravo” der içinden ve ödüllendirir. Şimdi bunlar izlenen veya karelerde kalan şeyler de değil. Belki de işlenenler de gerçek hayatlardan yola çıkılarak karelere yansıtılıyor. Yalnız burada bu konu işlenirken çözüm önerileri bulunmamakta. Kadının kabullenmesi gereken bir gerçeklik olarak izleyici etkisi altına alır. Ve izleyicinin bunu kendi aile ortamında uygulaması ise kaçınılmaz olmaktadır.

c-Kadının özgürlüğü çarpıtılıyor

Özgür kadın tipi işlenirken de genelde kadının real durumundan bağımsız işlenmektedir. Toplumda bunun yerinin olup olmadığı, kadının buna gücünün yetip yetmediği görülmeden işlenmektedir. Dolayısıyla yeterli kadar derin bir bilince sahip olamayan genç kızlar veya kadınlarda; filmler, diziler, reklamlar veya sahne aşkı gibi medya araçlarının kadına sunduğu sahte yaşamlar peşinden koşanların sonları hüsranla bitmektedir.
Kadının özgürlüğünün derin bir bilinçlenme ve mücadele gücünde, birlikteliğinde yattığı gerçekliği tamamen göz ardı edilerek, özentili ve abartılı hayatlara sürüklenen kadın kendisini özgür bir ortamda değil de tamamen kuşatılmış bir ortamda bulmaktadır.

Kadın eksenli yayın organları

Kadınları temsil eden feminist ve eşitlikten yana kesimler de var. Ve bu kesimlerin de çeşitli yayın organları bulunmaktadır. Yalnız bu yayın organlarının kadın sorununa ne denli derin eğildikleri ise ele alınması gereken başka bir konu olmaktadır. Ama bu yayın organlarının içeriğine ve kadına neler getirdiğine özce değinmekte fayda var. Genelde kadın ve şiddet, kadın gelenek-göreneklerle sınırlı kalan hatta yönlendirmesinde kalan bu yayın organlarının elbette kadınlara taşıdığı önemli şeyler de olmakta. Yalnız, kadın zaten yalnız. Birde kendisini destekleyen kurumların veya yayın organlarının da örgütsüzlüğü kadını daha da güçsüzleştirmekte.

Alternatif Kürt yayını

Türkiye, Ortadoğu ve dünya genelinde durum örgütsüzlüğü gösterirken, egemen medyaya alternatif Kürt yayın organları da, yalnız kalmakta ve yıllardır söyledikleri “Kadın İdeolojisi” çerçevesindeki yaşamı oturtma mücadelesinde enternasyonal ayağı sürekli tökezleyerek yürümekte. Yalnız Kürt kadına oldukça güçlü ulaşabilen Alternatif Kürt yayını Kürt kadınlarını önemli bir özgürlük düzeyine ve çizgisine doğru çektiği görülmektedir. Özellikle de feodal ve bilinçli olarak Türkiye, Suriye, Irak ve İran hükümetli tarafından bilinçsiz ve yoksul bırakılan Kürt halkının en zayıf noktası olan Kürt kadının geldiği aşama aslında Kürt Özgürlük Mücadelesinin de geldiği aşama olmaktadır. Kürtler 35 yıl içinde bir asrı aştı diyebiliriz. Ve bunu da kadınla başardılar demek tam yerinde bir tespit olacaktır.

Kürt kadını hem savaşçı, hem gazeteci, hem siyasetçi, hem sokakta ana, hem evladı vurulan ve evladını arayan kişi… Kürt kadını: artık söylemiyor, yaşıyor. Ve yapıyor. Sanırım doğru basıncılık ve doğru yaşamda bu olmaktadır. Sözleri pratikleri olan Kürt kadınlarının, sokak eylemcisinden tutalım da köşe yazarına kadar, hepsinin yaşamlarının birer militanlık düzeyinde olduğunu görürüz. Bu doğru yayıncılığında yapıldığını göstermektedir. Eksiklikler olsa da savaş halindeki bir halkın eksiklikleri çok fazla görülmemelidir. Aksine zamanı geldiğinde hızla tamir edilecek eksiklikler olarak görülmelidir.

Sonuç olarak

Öncelikli olarak yapılması gereken anlayışta değişikliği sağlamaktır. Basın-yayın çalışmaları anlayış birlikteliği ve derinliği sağlanamadan başarılamaz. Çalışmalara hiç hak etmediği halde bulaşan ilkel-reformist milliyetçilik, liberalizm, tutuculuk, burjuva politikacılığı, ücretli işçilik, ben merkezcilik vb. gibi tıkayıcı yaklaşımlara karşı tam bir ideolojik savaş açılmalıdır.
Daha fazla kapitalist ilişkilere bulaşmış olanlar ise daha pervasızca ve gözü karaca halkın yarattığı değerlerin üzerine konmayı, hırsızlamayı, kendilerini vazgeçilmez gibi göstermeyi hak bilirler. Bunun yanında egemenlik veya bireysel kaygı içermese de safça liberalizm, ütopik özgürlükçü hayaller, gerçeklikten bağını koparmış, karşılaşınca da ürküp geriye çeken yaklaşım ve psikolojik duruşlar da objektif olarak egemenlikli yaklaşımlara hizmet eder.

Tüm bu konularda ideolojik bir düzeltmeye ve netleşmeye gidilmelidir. Eleştiri ve eğitim temel yöntemler olarak kullanılabilir. Bu anlamda mümkün olduğunca basın-yayın çalışanları konumları ne olursa olsun yıllık veya dönemsel eğitimlerden geçirilmelidir. Eğitimlerde, halkın nabzını elinde tutacak kadar geniş bir tahlil yeteneği, hissetme, anlama ve çözüm bulmanın ideolojik derinliği, bilinçte ve yaşamda mücadele değerleriyle birlikte olma gücü verilmelidir. Alçak gönüllülük ve halkın hizmetçisi olma gibi özelliklerin yanında her türlü burjuva politikacılığına karşı durmanın duyarlılığı da kazandırılmalıdır.

Kültür alanının da basın alanı gibi radikal bir değişim sürecine tabii tutulması gereklidir. Müzik , tiyatro, sinema gibi kültürel temsillerin üretimi, yayını ve çoğaltılması için her türlü tedbir alınmalıdır. Toplum yaşamının her yönü, olağanüstü veya sıradanlık ayrımını çokça yapmadan kültürel temayüllere aktarılmalıdır. Böylece teorik olarak belirlenen siyasal-ideolojik çizginin yaşamsal tezahürleri somutlaştırılır. Bireyin kendisini ve gerçekliğin yönünü temsillerde görmesi, ideolojik yapıyla bütünleşmesini, ya da özgürlük çizgisinin içselleşmesini doğurur. Bu anlamda yaratılacak tipler eskisi gibi toplum üstü ve idealize edilmiş şekilde değil, toplumda var olan ama sürekli gelişerek olumlaman tipler olmalıdır.

Kültürel temsillerde kadın toplumun en dinamik unsurları olarak kodlanmalıdır. Özelde Özgür Kadın Özgür Dünyadır gibi bir gerçeklikle yola çıkılarak bir yayılma tarzı esas alınabilir. Bu anlamda alternatif basıncılıkta ideolojik yapılanmaya ters olan tek düzelik, sıradanlık ve yüzeysellik aşılabilir. Demokrasi, özgürlük, barış, mücadele gibi kavramların klişeleştirilmesi yerine somut yaşamdan herkesin anlayabileceği ve bu kavramların içeriğini hatırlatacak imgeler kullanılmalıdır. Sadece kültürel konularda değil, siyasette de sanatın dili kullanılmalıdır. İçerik olarak değişse bile üslup ve tarz olarak değişmeyen, genellemeci ve soyut kalan üretim aşılabilirse önemli kazanımlar elde edilebilir. Amaca veya verilmek istenen mesaja göre, işlevsel üslup değişkenlik sağlanabilir.

Özellikle görselde tempo artırılabilir. Tekdüzelik yerine vurgu sansasyona kaçmayacak şekilde kullanılabilir. Uzun ve kendini tekrarlayan programlar veya konuşmalar yerine sürekli izleyicinin dikkatini üzerinde toplayan hızlı ve değişken görüntü, ses birlikteliği yakalanmalıdır. Halkla arasında yarattığı psikolojik duvar ve halkın üzerinde olma konumunu aşmalıdır.

Bu anlamda görselde yansıtılan psikoloji resmi, kuru ve üsten bakmacı öğretmen tavrı değil, rahat, samimi, inançlı ve coşkulu olmalıdır. Dekor, görüntü, jenerik gibi görsel imgelerde şaşaalı zenginlik veya arabesk yerine sadelik ve kültürel kimlik öğeleri, söz ve hitapta ise donukluk yerine sempatiklik ve özlülük konulmalıdır. Yani o zaman kitleye hitap eden bir kadın ise, bu kadın kendi cins kimliğini de yansıtmış olur. Egemen basının kadını nerelere sürüklediğini hepimiz hayatımızda az çok biliriz. Önemli olan bunu sürekli ele alıp tartışmak da değil. Elbet de yapılanlardan dersler çıkarmak gerekiyor. Yalnız bu dersler alternatif basıncılığımızı destekleyecek düzeyde olmalı.

Kaynak: Keditor.com
gulbahar, Son Güncelleme: 12.03.09

İlgili haberler
İlgili Yazılar