İnsan Doğarken Sosyalistti
b) İnsan Doğarken Sosyalistti
Sosyalizm kavramının Türkçe karşılığı toplumculuktur. Bütün toplumun ve insanlığın çıkarlarını esas almaktadır. Toplumu geliştirip büyütmek, toplumu meydana getiren bireyleri özgürleştirmek, onun hemcinsleriyle eşitliğini kurmak, ezilip sömürülmesinin önüne geçmek, gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmaktır. Bunun için de öncelikle bireyi özgürleştirmek onu her alanda yeteneklerini açığa çıkartıp serpilip gelişmesini sağlamak, böylece özgür ve gelişmiş bireylerin toplamından oluşan ileri bir toplum yaratmaktır. Yani sosyalizm toplumsallaşmadır. Sosyalleşmedir. Bir başka ifadeyle insanın ileri düzeyde insanlaşmasıdır.
İnsanlaşma toplumsallaşmayla, yani sosyalleşmeyle başlamıştır. İlk insandan başlayarak toplumsallaşma adım adım gelişmiş ve insanlık bugünkü düzeyine ulaşmıştır. Bu gelişim süreci kesintisiz sürmektedir ve sonsuza kadar da sürecektir. İnsan, insan olarak kaldığı sürece sosyalleşmedeki bu tırmanışını sürdürecek ve her yeni adımda biraz daha sosyalizme yaklaşacak ve yaklaştığı kadar sosyalizmi yaşayacaktır.
İnsan sosyal veya toplumsal bir gerçeklik, toplumsal bir varlık olarak kaldığı sürece ona yabancı ve uzak olmayacak tek şey varsa, o da sosyalizmdir. Sosyalizm insana yabancı olmayan, tam tersine insanın sosyal gerçekliğine en uygun olan veya en fazla düşen sistemin adıdır. Dolayısıyla insana yabancı olan tek şey varsa o da anti-toplumsallık ve anti-sosyalliktir. İnsan gerçekliğinin bir ürünü olan sosyalizmi insandan ayırmak, insanı insan olmaktan çıkartmaktan başka anlam ifade etmez. Ama bu en temel gerçekliğe rağmen burjuva ideologlar insanı doğuştan bencil, bireyci, asla paylaşmaya ve ortaklaşmaya gelmeyen bir varlık olarak betimlerler. Böylece insanın toplumsal gerçekliğini red ederek, sözüm ona özel mülkiyetin ve kapitalizmin ebediliğini insanın doğasındaki bencillikle kanıtlamaya kalkışırlar. Oysa biz iyi biliyoruz ki, insanlığın şafak vaktinde ne özel mülkiyet vardı, ne sınıflar vardı, ne sınıf sömürüsü vardı, ne de baskı vardı.
İnsanlığın geçmişinde sınıfların, sömürü ve baskının olmadığı koca bir dönem yaşanmıştır. Ve bu öyle üstünden atlanıp geçilecek bir dönem de değildir. İnsanlığın daha sonraki gelişimini etkileyecek bir dönemdir. İlkel komünal dönem denilen bu dönemin kendine has özellikleri bulunmaktadır. İnsanlaşma, toplumsallaşma bu dönemde başlamıştır. Bunların hepsi de emek ve üretimle gelişmiştir. Ama başlangıçta ilkel insan doğa karşısında güçsüz ve zayıftır. Ancak doğada hazır bulunan ilkel ve çok basit taş, sopa gibi hazır alet ve araçlarla üretim yapmaya başlayarak toplumsallaşmaya doğru ilk adımını atmıştır. Zire insanı insan yapan, yani onun toplumsallaşmasını sağlayan en temel unsur üretim olayıdır. Doğanın sunduğu hazır araçlarla üretime adımını atan ilk insan, giderek üretim alet ve avadanlıklarını da kendisi üretmeye başlamıştır. Vahşi doğa karşısında bir tek çaresi vardır, o da ortak üretmektir, ürettiklerini veya topladıklarını ortak tüketmek ve ortak yaşamaktır. Vahşi doğa gerçekliği karşısında başta türlü ayakta durabilmesi mümkün değildir. İnsanın ortakçılığı, toplumculuğu tamamen yaşamsal zorunluluklardan, vahşi doğa karşısında ilkel bir donanıma sahip olmasından kaynaklansa da, ortak yaşamak zorunda kaldıkları için böyle davransalar da insanlığın ilk doğuşundan itibaren ortakçılık, ortak yaşam tarzı mevcuttur. Yani insanlık yaşam gözünü ortakçılıkla, ilkel komünizmle açmıştır.
Elbette kendi aralarında ki birlikten ve son derece ilkel, sınırlı savunma ya da üretim aletlerinden başka dayanabilecekleri her hangi bir güç olmadığı için, böylesi bir komünal yaşam tarzını kendiliğinden geliştirmişlerdir. Nüfus olarak çok olmaları ve ortak yaşamaları, vahşi doğa karşısında onların tek dayanaklarıdır. Bundan güç almaktadırlar. Topluluktan birisi hepsi, hepsi birisi içindir. Birinin yaşamı diğerinin yaşamasına bağlıdır. Eğer topluluk halinde birlik için de olmazlarsa yaşama şansları yoktur. Bu nedenle nesil olarak üremek en temel toplumsal üretim haline gelmiştir. Üretim, avlanma ve toplayıcılığa dayalı olarak çok sınırlı düzeyde gerçekleştirilebildiği için ve bu da herkesin ihtiyaçlarına yetmediği için yoksulluğu, yokluğu, fakirliği paylaşmak zorundadırlar. Birbirlerine karşı üstünlük kurmaları, birbirlerini sömürme koşulları yoktur. Çünkü kimsenin kendi ihtiyaçlarından fazlasını, hatta ihtiyaç duyduğu kadarını üretmeye ne gücü vardır, ne de buna imkan sunan bir üretim aracı ve tecrübesi vardır. Birbirleri üzerinde sömürü ve baskı kurmaları demek, topluluğun ölümü demektir.
Ne zaman ki üretim güç ve araçlarının gelişim düzeyi topluluğun ihtiyacından fazlasını üretmeye imkan sundu, o zaman artı-ürün ortaya çıktı. Artı-ürünün veya ihtiyaç fazlası ürünün ortaya çıkmasını, özel mülkiyetin tarih sahnesine çıkması izledi. Özel mülkiyet sınıfların doğuşunu ve gelişimine temel teşkil etti.
Metin / R. Şahan
|