Totaliter rejimlerde mutluluk kılavuzu
Her şeyin farkında bir insan olunduğunda Türkiye’de yaşamak çok ama çok zor. 1 Mayıs 1977’den beri bu ülkede yapılmış olan bütün kanlı mizansenleri artık ezberinize almışsanız, 31 yıldır bütün olayların failleri ile ilgili hiçbir kanıta bile ihtiyaç duymadan kimlerin ana aktörler olduğunu biliyorsanız ve bunda hiçbir yanılgı payı olmuyorsa, bu ülkeye katlanmak bile azap haline geliyor. Ama böyle de yaşanılmaz tabii ki; çünkü değişen bir şey yok, hayat ise akıp gidiyor. Özellikle 12 Eylül 1980 darbesi ile kurulan ve bugün hâlâ uygulamada olan kurumsallaşmış Sinsi Totaliter Rejim (STR) altında yaşayarak bu durumu sürdürmenin mazoşist bir yanı da var. 28 yıldır bela, kötülük, düşmanlık, ölüm, işkence, kötü muamele, ırkçılık, saldırganlık, militarizm ve faşizm üreten bir rejimdeyiz. Kısaca halka ve insana düşman bir totalitarizme muhatabız. Avrupa’da türünün kalan tek ve son örneğinden bahsediyoruz. Totalitarizmden kurtulmak öyle kolay olmadığından, zaman yitirmeden toplumsal ve kafa sağlığımızı da korumalıyız. Totaliter rejimde mutluluğun yolları mücadeleden, direnmeden, hak aramaktan geçerken, zaman zaman da takmamaktan, muhatap almamaktan, küçümsemekten de geçiyor.
Kendine güven, muhatap alma
Aşağıdaki Türk usulü totaliter rejimde mutluluğun yolları benim sübjektif görüşlerimi içeriyor. Şüphesiz bunlar yaşanmış olaylardan kaynaklanan, tecrübenin de ağırlıklı olarak yer aldığı bir dizi olaydan ortaya çıktı. Diğer taraftan bu yazının asıl amacı genç kuşaklara önemli tecrübeleri aktarmak ve onların kendilerini daha iyi korumaları için bilgi sağlamaktır. Burada ana aktör bağımsız ve özgür bireydir. Totaliter rejimleri en çok korkutan değer... İşte size totaliter rejimde, demokratik ve legal yöntemlerle mücadele ederek, “mutluluğu” da yakalayabilmenin yolları.
Korkmamak: Bir kere totaliter bir rejimde söylenebilecek en önemli ve sihirli kelime budur: Korkmamak. Korkmayınca karşı taraf silahsız kalır ve çözülme başlar. Bütün sistem korkuyu yaymak üzerine kuruludur. Korkmayınca ve cesur olunca yolun en az yarısı katedilmiş olur.
Kendine güvenmek: Kurumlara değil ilk önce insanın kendine güvenmesi gerekir. ‘En güvenilir kurum ordu’ diye her yıl önümüze konan dezenformasyon balonunu patlatıp çöpe göndermekle işe başlanmalıdır. Totaliter ortamda sistem, rejim ve devlet kesinlikle güvenilmeyecek yapılardır. Bunlarla muhatap olmadan hayat sürdürülür.
Kendini korumak: Totaliter yapıyla mücadele ederken haliyle kahramanlık yapmak da gerekecektir; ama bu durum kesinlikle hayatınızı tehlikeye atmamalıdır. Kendini korumanın önceliği vardır, çünkü insan kolay yetişmiyor.
Takmamak: Sizi yönettiği iddiasında olan seçilmiş olan kişi sinirinizi bozuyorsa ve IQ’su düşük olmasına rağmen nöronlarınızı hiçe sayıyorsa onu derhal silin ve kesinlikle takmayın.
Muhatap almamak: Söz konusu kişi eğer bir atanmışsa en başından ‘bu adam benim muhatabım değil, kim oluyor da bana ders vermeye kalkıyor’ diye elinizin tersiyle doğrudan layık olduğu yere postalayın.
Değer vermemek: Totaliter rejimde kutsal olan devlettir ve yurttaşın hiçbir değeri yoktur. Onun için sistem, rejim ve devleti kim temsil ederse etsin bir sivil ve bir birey olarak hiçbirine değer vermeyin.
Bakmamak ve görmemek: Totaliter rejimde sistemin parçası olan ulusal medya ile, ana aktörler sürekli olarak topluma empoze edilir. Örneğin ‘Silahlı parti temsilcisi’ (Genelkurmay Başkanı) ya da ‘Silahsız parti başkanı’ (AKP) sinirinize dokunacağı için hemen zapping yapın ve televizyonda sesini bile duymayın. Düşmanlarınızın hayatınızı mahvetmek için, neyin peşinde olduklarını anlamak için internetteki bağımsız haber sitelerinden onları takip edin. Böylece seviyesizliğe karşı nöronlarınızı korumuş olursunuz.
Mücadele etmek: Türkiye’de sistematik olarak üç konuda mücadele etmek gerekiyor: Gerçek demokrasi, ifade özgürlüğü ve AB tam üyeliği. Bunları sağlayabilmek için de tek bir kuruma karşı mücadele vermek şart: TSK. Bu üçlünün önündeki tek engel TSK olduğu için bu mücadelenin kesintisiz, sürekli ve sistematik olması gerekiyor. Bu yolda devlet (yani TSK’nın bizatihi kendisi) size karşı linç silahını kullanacaktır. Linç gerçekleştirilirken sözde basındaki kendi işbirlikçilerine görev verip hakkınızda yazı yazdırır ve ağırlıklı olarak medyayı kullanır. Bu noktada cellatlarınızın (ulusal medyanın) ayağına giderek iyi niyetle kendinizi savunmanız sizin için çok tehlikeli olur. Çelişki de buradadır: Medyatik olmadan mücadeleyi sürdürmek. Topluma ulaşmak için bağımsız ve özgür kanallar kullanılır. Yurttaşlar bir şekilde mücadeleyi izlerler. Kendinizi korumak için yapacağınız tek şey, karşı dava açarak sözde basını susturmaktır. Buradaki oran şudur: Ne kadar saldırı, o kadar dava. Mücadeleye sağlıklı devam edebilmek için ilk önce faşist parazitlerden kurtulunur. Davaların açılıp propaganda prospektüslerinin susturulması bir çelişki doğurmaz, çünkü karşınızdakiler gazete değildir.
Kontrolü elde tutmak: En zor konu budur. Devasa bir sistem size karşı harekete geçirileceği için kontrolü elde tutmak hemen hemen imkânsızdır. Siz sıkı durunca fazla bir şey de yapamazlar; ama anormal derecede sinirlenirler. Tansiyonu yükseltirler, siz de fikrinize ve işinize karışıldığı için ‘bunlar da kim oluyor?’ diye tansiyonu daha da yükseltirsiniz. Bunun için her türlü imkânı kullanırlar: Ulusal medya, hükümet, işbirlikçi sivil sözcüleri, polis ve yargı. Ucu açık bir biçimde tansiyon hep yüksek kalır. Bazı durumlarda geçici bir süre için kendinizi unutturmak iyi sonuç verir. Bu sırada mekân (ülke) değiştirmek de tavsiye edilir. Üç-dört ay gibi kısa bir aralıktan sonra mücadele tekrar başlar. Uluslararası demokratik kuruluşlarla birlikte davranmak bir güvence oluşturur ve sizi korur.
Arkadaşlarla çalışmak: Devlet, yani TSK mücadeleye girene karşı, üstad Yaşar Kemal’in de dediği gibi tek bildiği yaptırımı kullanır: Aç bırakmak. Her türlü ilişkisini kullanarak (maliye, adalet, yurtdışı ilişkiniz varsa dışişleri, iş adamları) şantaj, gözdağı ve tehditle sizin gelir kaynaklarınızı keser. Bunu önlemek için gerçek arkadaşlar ve gerçek dostlarla çalışılmalı. Dayanışma ile bu durum atlatılabilir. Kapitalist sistem ve model içinde yer almayan yapılarla da iş yapmalı. Totaliter devlet arkadaş ve dost sandıklarınızın önemli bir bölümünü de size karşı kullanacaktır. Totaliter rejimlerde imkânsız diye bir şey yoktur. Onun için sistemin dışına çıkarak erişilmez olunmalıdır.
Kapitalizmi kullanmak: Hepimiz bu “izm”in iflas ettiğini artık biliyoruz. İnsanlığa da karşı olan kapitalizmin zaafları kullanılarak ciddi miktarlar kazanılabilir ve bu imkân bir demokrasi kurulabilmesi için harcanır (parti kurmak, tv kanalı açmak, gazete çıkarmak). Buradaki tek sorun bu işe soyunacak olanların paranın çekiciliğine kapılıp hedeflerini ve ideolojilerini unutmamalarıdır. Totalitarizmi çökertmek için gerekli araçlar böylelikle elde edilir. Soros örneği bu açıdan muhteşemdir, öğreticidir ve incelenmelidir.
TV’de zapping: Zapping yapmak nöronları canlı tutar ve beyni dinlendirir. Sizi sinir edenleri zap etmek insanı rahatlatır. Ben 2002’den beri hiçbir AKP’linin ses tonunu bilmiyorum; aynı şekilde 2000 yılından beri de hiçbir Genelkurmay Başkanı’nın buyurgan ve faşizan demecini dinlemedim. Siyaset yapıldığından, bunlar haliyle metin olarak internetten takip edilir ve böylelikle ses kirliliği önlenir. Tabii en önemlisi de nöronlarınız korunur.
Gündemi çöpe göndermek: Resmî gündemle uğraşmamak sizi özgür kılar. Sizi kendi ajandanız yönlendirmelidir. Öncelikli konularınız ne ise sürekli ve ağırlıklı olarak onlarla uğraşırsınız. Böylelikle hem hedeflerden şaşılmaz, hem de netice almaya doğru yol katedilir.
Unutma, sen varsan ülke var
Kendi değerlerini yaratmak: Bu değerler aslında evrensel değerlerdir: Demokrasi, özgürlükler, insan hakları gibi. Totaliter devletin empoze ettiği bütün sözde değerlerden uzak durmak sizi sağlıklı kılar. Bir birey olarak yüksek sesle bu değerleri savunmak size yurttaş olduğunuzu hatırlatır..
Sivil itaatsizlik: Türkiye’de ifade özgürlüğünün olduğunu Anayasa’nın 90. maddesine dayanarak savunmak. Bu maddeye göre, Meclis’te kabul edilmiş olan uluslararası antlaşmaların, aynı konulardaki ulusal kanunlara göre üstünlüğü vardır. Bu çerçevede ifade özgürlüğünü ve dolayısı ile demokrasiyi katleden 301 ve benzeri mongoloid maddeler doğrudan çöpe gönderilir. Hiçbir sınır tanımadan -şiddeti savunmamak koşulu ile- her türlü görüşü yayabilirsiniz.
Resmî tarihin aksini söylemek: Totaliter devlet tarih konusunda topluma ayar vermeye kalktığında kesinlikle tersi doğrudur. Gerçek tarihe hakim olmak hem sizi özgürleştirir, hem de entelektüel olarak güçlü kılar. Totaliter devlet için tarih en tehlikeli bilim dalıdır; çünkü gerçekler karşısında yalan derhal iyot gibi açığa çıkar.
Sonuç olarak bir ülkeyi ülke yapan insandır. Asıl önemli olan ülke değil, bireydir. İnsana değer verince ülke de değer kazanır ve yükselir. Bunun da tek ölçütü vardır: Demokrasi. Merkeze devleti koyan, insanı ve bireyi hiçe sayan faşist ve totaliter ülkeler onun için bir anlam ifade etmedikleri gibi hiçbir gelecek vaat edemezler.
Erol Özkoray - Gazeteci-Yazar
|