AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Genel

Yabancılaşma


Yabancılaşma Bilgi insana neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösteren bir yol haritasına benzer derler. Böyle bir yol haritasında insanın kendisine yabancılaşmasını neye bağlayabiliriz? Yabancılaşmayı anlayabilmek için kavramın ne olduğuna, kökenini anlamak bize bir veri sunar.

Yabancılaşma kavramının, Grekçe karşılığı 'altotasis' ve bundan türetilen Latince 'alienatio' sözcüklerinin ekstasis, yani 'esrime' kendinden geçme, benliğinin dışına çıkma anlamına geliyor. Yabancılaşma köken itibarıyla:
1- Teolojik bir kavram.
2- Hem (kendinden, bedeninden, köklerinden, vb) 'ayrılma' hem de (daha üst bir varlıkla) 'bütünleşmeyi ' içermektedir.

Yine:

1- Bir özelliğin başka bir tarafa iletilmesi.
2- bir kişinin yabancılaşması.
3- Akli rahatsızlık

biçiminde tanımlanmaktadır.

D. Bell bir yazısında, 'kişinin gizem ayinlerinde ya da esrime anında bedeninden ayrılması' der. İlk Hıristiyanlar için yabancılaşma insanın tanrıdan ayrılmasıdır. J. Schaar'a göre ise 'Bazı anlamları bakımından yazınsal tarih kadar eskidir.' Homer, 'Kabilesiz, yasasız, yüreksiz kişiden; yoldaşlığın dışına düşmüş klan ve akrabaların dostça ateşinin dışında kalmış olan'dan söz etmiştir... Devamla, 'Sonsuz gezgin motifi Yahudi geleneğinin şafağında başlar ve tüm Batı dinine bunu izleyen tarihi boyunca nüfuz eder. Abram, yabancılaşmış insanın prototipi ve evrensel simgesidir. Ailesinden, ulusundan, ulusal dininden kopmuş, toprakta, toplumda ve imanda yurtsuz, dolaşır durur. Sevme ve ait olma yetisi olmayan göçebedir. Sevmediğinden, kendini aşkın bir kudrete teslim eder ve 'komün'yonun yerine yasayı, sevginin yerine boyun eğmeyi ikame eder. Kendine yabancılaştığından, kendi içindeki tüm iyi şeyleri artık kendi mutlak varlığı olmayan yabacı bir mutlak varlığa yansıtır. Bunun karşılığında adının İbrahim'e değişmesiyle simgelenen yeni bir kimlik edinir. Tüm bunlar, yabancılaşmanın insanlık durumunda yattığını söyleyen modern varoluşçu öğretiden çok önceydi.'

Hegel'de yabancılaşma kavramının üzerinde durmuştur. Ona göre 'yabancılaşma' teriminin iki büyük ve bir biriyle ilintili anlamı olduğunu belirtmektedir. 1- Bireyin özde farklı olmadığı ve geçmişte birleşik olduğu bir şeyden ayrıldığının farkındalığı. 2- bireyin özde farklı olmadığı geçmişte birleşik olduğu bir şeyden ayrı olan benliğinden kasti vazgeçişi ya da teslimiyeti; yani yabancılaşma durumundaki kendisini, bu ayrılığın zeminini yok etmek üzere kurban edişi.

Yine Marks yabancılaşmayı, insanın emeğine karşı sergilediği yabancılaşmayla başladığını belirtmektedir. Kapitalist çağın emek-sermayeye biçtiği rol ya da sunmaya çalıştığı yöntem, insanoğlunun en pespaye konuma düşürülmesidir. İnsan benliği ile insandır. Dumura uğratılmış, robotlaştırılmış, refleksiz, bencil, egoist bir varlık haline dönüştürülmüştür. İnsana dair her şey istismara uğratılmakta, sanal ilişkilerle insan uyutulmak istenmektedir. Abdullah Öcalan son değerlendirmelerinde, 'Maskeli Tanrıların inşa edildiği eşikteyiz. Bu tanrının aynı zamanda toplum üzerinde buyruk ve sömürüyü gerçekleştiren şef, despot olduğu kolaylıkla sezilmektedir. Aşırı maskeleme insan anlayışını aldatmakla yakından bağlantılıdır' demektedir. Kapitalizm bin bir maskeye bürünmüş bir canavardır. Canavarın çarkları öyle hızlı dönüyor ki, görmek neredeyse imkânsız hale gelmiş. Zaten kapitalizm bir hız çağıdır. Her şey bu eksende dönüyor. 'Hızlı yaşa, çabuk öl' deyimi bunun en veciz halidir.

Sürüleşen insan salt tüketerek yaşamaktadır artık. 'çağdaş' insanın genel-geçer ölçütü bu olmuştur. Bireyleşmek, bireycileşmek biçiminde ve yalnızlaşmayla sona ermektedir. Bireyselleşme, insanın özerk birey olarak çağdaş ve sivil örgütlenmelere gitmesinin yolunu açar. İnsanın sürüleşmesi denilen olgunun daha ağır ve yoğun yaşanan yabancılaşmadan pek büyük bir ayrımı yoktur. Kitle kültürünün her şeyi sıradanlaştırılması, kötü ve sıradanın alışkanlık haline getirilmesi gibi. H. Arendt'in deyişiyle 'kötülüğün sıradanlaşması' sonucunda kaybolan insansal değerlerin yeniden inşa edilmesi gerekir. Sürüleşen insan güçsüzleştirilmiştir, bilinç yitimine uğramış ve geleceğin belirlenmesinde söz sahibi olmayacağını düşünerek yazgıcılığa boyun bükmüştür. Yerleşik(komünal) değerlerden ve kültürden koptuğu için sürüleşen ve sürü kültürünü modern çağın yeni bir icadıymış gibi sunması yabancılaşmanın nemenem bir şey olduğunu gözler önüne sermektedir.

Topluma sunulan kültür Amerika'nın Hollywood kültürüdür. Nesne haline dönüştürülen insan buradan cilalanıp dünya piyasasına sunulmaktadır. Mekanik zamanın mekanik insanları yaratılmakta, modern çağın modern köleleri serbest piyasa denen borsalarda satışa sunulmaktadır. Doğanın bir parçası olan insan doğanın yabancısı durumuna düşürülmekte, doğal kaynaklar emperyalist çıkarlar uğruna feda edilmektedir. Nükleer atıklar rastgele atılmakta, türlü-türlü hastalıklar peydahlanmaktadır. Doğa, sadece yararlanılması gereken cansız bir nesneymiş gibi yaklaşılmaktadır. İnsan doğa dengesinin optimali gözetilmemektedir. Birçok canlı türün yok olmayla karşı karşıya olduğu açıktır. Kendisine doğasına yabancılaşan insan, bir halden başka bir hale geçmektedir. Diline, kültürüne, insanına, Abram gibi yoldaşına yabancılaşmakta ve bir keşmekeşlik topluma dayatılmaktadır.

Yabancılaşmada tıpkı milliyetçilik gibi insanoğluna dayatılan bir hastalıktır. Bu hastalığa karşı durmak, yeni projeler üretmek özgürlük ütopyalarını gerçekleştirebilir inancını aşılamak, 'komün'yonun ruhunu canlandırmak verili olanın dışına çıkmak, iyi bir yol haritasını çizmek, 'HAKİKAT AŞKTIR, AŞK ÖZGÜR YAŞAMDIR' felsefesine göre yaşamak ve yaşatmaktır.

Yazan: Abdullah Çelik - Adıyaman E Tipi Cezaevi
kEditor, Son Güncelleme: 07.11.08

İlgili haberler
İlgili Yazılar