AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspaceFotolarspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Felsefe

Zaman Ve İnsan


Dünyaya gözlerimizi açtığımızda kendimizi büyük bir serüvenin içinde buluyoruz. Çocuktuk, önümüzde daha uzun yıllar vardı. Gençlik çağına geldiğimizde de artık dinmesi zor bir fırtınaya benziyorduk. Epey zaman oldu bu yolculuğa çıkış, ama olsun daha ne ki bu, önümüzde uzun bir zamanı kapsayan yıllar var. Zaman denilen yolun üzerinde anlar, şimdiler gelip geçiyor ve “nasıl olsa bunlardan bol bol var önümüzde” diyerek ilerliyoruz. Sonra bir gün, bir ah! inlemesiyle sendeleyip yere düşeriz. Bu da neydi?! Bir süre sonra içimizi delen kurşunu hissederiz. Son gelmiştik. Hem yolum hem zamanın. Artık bizim için gelecek, geçmiş diye ardımıza bıraktığımız anlarımız olur. Hepsi tekrar gözlerimizin önünden geçip durur. Hepsini de o ana sığdırırız. Artık geç de olsa meseleyi anlarız. Demek ki, bir anda bir ömrün toplamı da yaşanıyormuş! Son olarak bir yerlerden okuduğumuz bir söz kulağımızı çınlatır,

“Zaman karanlığın tuzağıdır, mühim olan andır”

***
Günlük yaşamımızda zamanı ele alırken ya da imgelerken akıp giden, hareket eden ve biz de bir otobüs misali kendimizi olan yetiştirmeye çalışanlar olarak algılarız. Bunu günlük konuşma diline, yazılarımıza ve şiirlerimize yansıtırız. Bazen bir rüzgara, vadide akan dereye, mermiye veya bir ok gibi benzetmelere gitmişizdir. Bu da gösteriyor ki insan zamanı bir akış hareketiyle özdeşleştirmiş, hissetmiş ve ona göre uyum sağlamıştır. Peki gerçekten böyle mi?

Bilimde Zaman

Fiziksel bir varlığı olan nesnelerin hareketinden söz etmek anlamlı. O halde zaman akışı ne oluyor?
Nesnelerin birbirine göre konumları değiştiğinde hareketi görüyoruz. O halde bütün evreni ve nesneleri içinde sarındıran zaman neye göre hareket ediyor? Zaten gözlerimiz ve diğer duyu organlarımızla kesinlikle algılayamayacağımız bu akış, ince zaman ölçme aletleriyle bile ölçülebilmiş değil. Bilim adamlarına göre zaman için herhangi bir akış söz konusu değil.

Zaman yalnızca var.

Uzun ve yokuşlu bir dağ yürüyüşünde gözlerimiz tepemizde kavisler çizen ve bir süzülüşle bizim bir kaç saatte varacağımız noktayı bir iki saniyede aşan şahine takıldığında artık bizim için zaman durgunlaşır ve yolumuz bize uzun gelir. Ama başımızı tekrar patikaya çevirdiğimizde tesadüfen oradan geçen bir kaplumbağaya gözümüz iliştiğinde zaman akışı hızlanır ve yolumuz bize kısa gelir. Çünkü kendi hareketimiz bize çok hızlı gelir ve zaman da hızlanır içimizde.
İçimizdeki bu devinimlerin hala somut bir açıklaması yok. Kimileri bir yanılsama diyor, kimileri de psikolojik, dil alışkanlığı ve kültürel bir varlık diyor. Ama en sağduyulu açıklama çözümü beyindeki kuantum süreçlerine bağlayan çevrelerinki oluyor.

Einstein ve Zaman

Zaman yalnıza sabit olarak var dedik.

Einstein’in Görelilik Kuramı bunu destekliyor. Kuram içinde bulunduğumuz an ve şimdi gibi zaman süreçlerine herhangi mutlak, her yerde aynı ve geçerli gibi tanımları anlamsız buluyor.

Yani bir şahin, kaplumbağa ve kendimizin yaşadığı algılamaları kesinlikle bir değildir.
Farklı hızda hareket eden varlık farklı uzunlukta aralıklarla algılanır. Gerçi bu zaman bükülmelerini bu günlük yaşadığımız olaylarda göremeyiz. Çünkü etki ancak ışık hızına yakın hareketler söz konusu olduğunda kendisini belli eder.
Bundan dolayı iyi anlaşılması için somut bir kurgu örneğini vermek gerekir

Mars ile Dünya arasındaki mesafe ışık hızıyla 20 dakikadır. Bundan yola çıkarak Marstaki bir insana telefonla, “şimdi ne yapıyorsun?”şeklindeki bir sorumuzun cevabının dünyaya ulaşması için ışığın 20 dakika süren bir yolculukla dünyaya ulaşması gerekir. Bu cevap geldiğinde ise Mars’taki şimdi, dünyadaki şimdiye göre 20 dakika bayatlamış olacaktır.

Bu örnek şunu gösterir, dünyadan sorumu sorduğum an hemen bir süre sonra geçmiş olur. Ama Marstaki telefonun başında sorumu bekleyen kişi hala gerçekleşmemiş ya da kararlaştırılmamış bir gelecek olay söz konusudur.
Bu durumdan çıkarılabilecek sonuç da, hem geçmişin, hem de geleceğin sabit olduğu ve zamanın tüm geçmiş ve gelecek olayları da içeren geniş bir resim portresi olduğudur.

Felsefe Ve Zaman

Felsefecilerin bir kısmı da zaman geçmesi kavramının kendi içinde tutarsız olduğu sonucuna varıyorlar.
“Zaman akışının hep bir ilerleme olduğunu iddia etmek pek mümkün değildir.

İlk ve son, diğer bir deyişle başlangıç ve sonuç arasında tercih yapıldığında hangisinin çok iyi, hangisinin çok kötü olduğunu söylemek yine mümkün değildir.” Bu belirleme yukarıda belirtilen, zamanın tüm gelecek ve geçmiş olayları içeren bir resim tablosu olduğuna ilişkin belirlemeyle aynı paraleldedir.

Yaşamda Zaman

Peki bu belirttiklerimiz ne anlama geliyor ve yaşamımızda ne gibi değişikliklere yol açabilir?

Başta zihnimizdeki bu geleneksel zaman anlayışı, yani akıp giden bir zaman imgesi hem tarih ve doğanın bir tuzağı, hem da yaşamımızın her anını dolu dolu yaşamadan geçmişe –ki, geçmiş sanki çöpmüş gibi- sadece havale eden bir tüketim mekanizmasıdır.

Günlük yaşamımızda zamanın her anını hem geçmiş, hem de gelecek olarak hissettiğimizde hayatı farklı bir gözle görme mümkündür. Mesela bir işe giriştiğimizde başlangıcıyla birlikte sonucunu da görürüz. Bu da bize büyük bir moral, yaptığımız eyleme, inancımızı geliştirir. Ama tam tersi başladığımız işe salt şimdiki haliyle bir bakış, pasif ve yüzeysel bir yaklaşımı beraberinde getirir.

Sonra artık ne geleceği beklentili ve muğlak bir merak ne de geçmişe kilitlenme ve özlemlerin kölesi olacağız.

Bugün kullandığımız kol saatleri ve takvimler, kültür farkı gözetmeksizin yer kürede yaşayanların çoğunu aynı zaman ritminde birleştiriyor. Yine de bu hepimizin aynı ritimde yaşadığı anlamına gelmiyor. Örneğin bir dakika dediğimiz şey çok iyi biliyoruz ki, savaş zamanında düşman çemberinden çıkmak için bir dakikalık boşluk bize saat, gün hatta bir ömür gibi gelir.
Günlük hayatta gevşek yaklaşılan bu süreler zamanın kendi içindeki sınırsız genişliğinin ters bir işaretidir.

Bugün bunun somut örneklerini bilim-tekniğin geliştiği toplumlarda görebiliriz. İş sahibi, gazete-kitap okuma saatleri, yemek ve görüşme saatleri... Kısaca bir günde olağanüstü bir hareketlilik.Gerçi bu hareketliğini amacı, zaman eşittir para mantığıyla da olsa orada gelişen insani iradeyi görebiliyoruz.

Yine zamana bütünlüklü bir yaklaşım yaşamımızın bir ölçütüdür. Yani bir şeyi ne kadar sevdiğimizi ve inandığımızı ona zamanımızdan ne dara fedakar davrandığımızla ifade edebiliriz.

Tarihe bakış konusunda da bunlar geçerlidir. “Tarih, anı bilinçli yaşamaktır.” Gerçekten her bir hareketimizin genini tarihin başlangıcında bulabiliriz.

Ağaç, taş ve dağ gibi varlıkların gelişimi doğasaldır. Ama insanı geliştiren tarihidir. Onun için bir toplum olarak geçmiş, bugün ve geleceği birbirinden kesin çizgilerle ayırmamamız gerekiyor.

“Başlangıçta bugünü hatta dünü anlamlı birleştirmek bir felsefi yaklaşım olarak daha değerlidir”

Rukiye Şahan

gulbahar, Son Güncelleme: 12.03.09

İlgili haberler
İlgili Yazılar