AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar

Êzîdîlik ve Êzîdî müziği


Êzîdîlik ve Êzîdî müziği En güzel elbiselerini giyerek, tertemiz yüzleriyle ayakta durup, sağ ellerini sol ellerinin üzerine koyarak ve yüzlerini daima güneş dönüp dua ederler. Güneşin doğuşunda doğuya, batışında batıya, geceleyin de yine doğuya dönerek en güzel duaları okurlar. Dualarına, 'Ya Xuda, Şêşims, Şêx Adî, Ya Tawûsê Melek' diye kutsal varlıkların adını anarak başlarlar. Hac için Laleş'te yapılan törenlerinin dışında toplu olarak ibadet ve dua okudukları mekanları yoktur. Herkes neredeyse, nerede buluyorsa, orada yüzünü güneşe dönerek en güzel kelimelerle dua eder.

İnançlarına göre ilk insan olarak Adem yaratıldı ve Adem'e eş olarak da Havva. Tanrı, Melek Tawûs'tan Adem'e secde etmesini ister. Fakat, Melek Tawûs, 'O topraktan, bense ateşten yaratıldım. Ben sadece beni yaratana secde ederim' diyerek, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirmez. Semavi dinler; Tanrı'nın emrine rağmen Adem'e secde etmeyen ve bu nedenle cennetten kovulup 'kötülüğün timsali' olarak görülen 'asi melek'i de kapsayan yaratılış hikayesini bu noktada keserler. Fakat Êzidî inancı ve Êzidîler, Melek Tawûs'un hikayesini devam ettirerek; O'nun insana secde etmeyecek denli Tanrıya bağlı olduğuna; bu nedenle, cennetten kovulmasına rağmen O'na biattan vazgeçmediği için affedildiğine inanırlar. Êzidî inancına göre Tanrı tarafından affedilen Melek Tawûs meleklerin başıdır. Êzidîler, hiçbir zaman Melek Tawûs'u Tanrıya şirk koşmazlar. İnanca göre Tanrı dünyanın yaratıcısıdır, ama sürdürücüsü değildir. Bu görevi Melek Tawûs'a vermiştir.

Kutsal kitap yok edildi

Êzidî inancına göre Havva ile Adem kimin doğurduğunu öğrenmek için ruhlarını birer küpe koyarlar. Kırk günün sonunda küpler açılır; Havva'nın küpünde doğada yer alan her şeyden bir parça bulunur, Adem'in küpünde ise bir çocuk vardır; Seyid bin Cer. Melek Tawûs, Seyid bin Cer'e eş olarak cennetten bir huri getirir. Êzidî toplumu, mitolojiye göre Seyid bin Cer'in ve bu hurinin soyundan gelir. Bu nedenledir ki, hiç kimse sonradan Êzidî olamaz. Êzidiliğin kutsal iki temel kitabı vardır. Bunlar Kitap el-Cilve (Vahiy kitabı) ve Mishaf-a Reş (Kara kitap). Her iki kitap da Êzidîlerin kutsal mekanı olan Laleş'e yapılan saldırılarda, türbelerin yağmalanması sırasında yok edilmiştir. 19. ve 20. yüzyılda birçok araştırmacı bu iki kutsal kitabı yayınlasalar da bu kitapların asıl kitap olup olmadığı hep tartışma konusu olmuştur.

Dini ve kültürel müzikleri

Êzidiler için güneş, ateş, ay, toprak ve rüzgar kutsaldır. Her Êzidi 'Doğruluk', 'Bilme' ve 'Utanma' olmak üzere üç temel ilkeye uymak zorundadır. Êzidî inancı bu üç ilkede ifadesi bulan bir inançtır. Kalan Müzik, bir ilke imza atarak, Êzidî inancını ve kültürünü bütün boyutlarıyla yansıtan önemli bir çalışma yayınladı. Amed Gökçen'in 4 yıllık çalışması sonucu derlenen Êzidîlerin dini ve geleneksel kültürel müziklerinden oluşan albüm, Êzidî inancı ve kültürünü ele alan kitapçığıyla önemli bir eser. Gökçen'in 2004 yılında Urfa'nın Viranşehir ilçesinde başladığı araştırması, ülkede ve yurtdışında yaşayan Êzidî bilginlerinin önemli katkılarıyla ortaya çıkmış. Albümde Êzidî dini müziklerinin yanı sıra geleneksel Êzidî müziğinin her örneğini bulmak mümkün. Albüm, Nahro Zagros'un Êzidî inancı ve müziğini konu alan doktora tezinden, Christine Allison'un Şengal Êzidîlerine ilişkin çalışmalarına dayanarak oluşturulmuş. Albümde Erivan'da yapılmış kayıtların yanı sıra, Irak ve Suriye'de yaşayan Êzidîlere ait kişisel arşiv ve koleksiyonlardan da yararlanılmış. Albümde yer alan Êzidî toplumu ile ilgili bilgiler Şeyh Hüseyn, dini ve geleneksel müzikler ise Koçek Merwan tarafından kontrol edilmiş. Şeyh Hüseyn ve Koçek Merwan ayrıca albüme öneri ve sesleriyle de katkı sunmuşlar. Albüme özellikle, Êzidî Federasyonu ve Mala Êzidi/Celle çalışanları ve Nahro Zagros, İsayê Xellê, Zero Barış, Faqir Elî, Dewreş Duran, İbrahim Kadeh, Robert Langer, Lal Laleş ve Halis Ferhat ile Hikmet Deniz, Deniz ailesi sesleriyle renk katarak, tarihin belleğine Êzidî dini ve geleneksel müziğiyle ilgili unutulmaz bir eser bırakmışlar.

Sözlü kültüre dayanıyor

Êzidî müziğinin yapısı Mezopotamya'da diğer dinlerden ayrılarak, tıpkı Kürt kültüründe olduğu sözlü kültüre dayanır. Êzidî sözlü kültürü Müslüman Kürtlerle benzerlik taşımakla birlikte, belirgin farklılıklara da sahiptir. Stran ve klamlar, Êzidî sözlü kültürünün önemli kaynaklarıdır. Türkülerin geleneksel ve tarihi bir içeriğe sahip olduğunun belirtilmesi ve çağdaş-popüler türkülerden ayırt edilmesi amacıyla strana foklorî ya da kilamên gelerî denir. Stran ve klamlar melankolik ve daha az ritmik şarkıları ifade ederken, müzik aleti kullanılmadan da icra edilebilir. Irak Kürt Federe bölgesinde yaşayan Êzidîler, geleneksel müzik icrasında def û şebab (tef ve fülüt) kullanırlar. Ermenistan Êzidîleri ise geleneksel müzik icrasında mey, ney ve duduk, Bölgemizdeki Êzidîler ise diğer enstrümanların yanı sıra bağlama da kullanırlar. Türküleri ise çoğunlukla beyati veya saba makamında okurlar. İcracılar ise Kürt geleneksel müziğinde olduğu gibi staranbêj veya dengbêj olarak bilinir. Êzidî dini müziği ise qewller ve beytler olarak iki bölüme ayrılır. Dini anlatıları içeren qewller ve dini bir önemi olmayan fakat içerik olarak Êzidî inancına ilişkin öyküleri kapsayan ve dini şiir diyebileceğimiz beytler Êzidî dini müziğinin iki boyutunu oluşturur. Her gün okunması zorunlu olan dualar, qewller ve beytler cemaat içinde sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Dualar makamsız ve yalnızca bir biçimde okunur ve herhangi bir estrüman kullanılmaz. Cemaat müziği ise Êzidîlerin yaşadıkları bölgelerdeki örneğin Kürt ve Ermeni müziğiyle etkileşim içine girmiştir. Aşk ve sevda stranları, Êzidî geleneksel müziği içinde önemli bir yere sahiptir. Dengbêjlik geleneğinin halen sürdüğü Êzidî toplumunda Memê Alan, Siyabend û Xecê, Filîtê Quto, Şeyh Mirza, Derwêşê Evdi ve Edulê, Dawudê Davud, Cangîr Axa destanları ve anlatıları önemli bir yere tutar. Kalan Müziğin yayınladığı ve iki CD'den oluşan Êzidî dini ve halk müziği albümünde, toplam 46 dini ve geleneksel Êzidî müziğinden örneği bulunuyor. Birinci CD'de 26 dini müzik örneği yer alırken, ikinci albüm ise 21 Êzidî geleneksel müziği örneğinden oluşuyor. Oldukça kapsamlı olan albüm, kelimenin tam anlamıyla olmasa da Êzidî dini ve halk müziği konusunda yeterli örnek ve bilgi barındırması açısından son derece önemli bir albüm. Bu coğrafyanın çilesini çekmiş, zorba yönetimlerin baskısını yaşamış ve sayıları oldukça azalmış olan böylesine kadim bir halkın müziği ve kültürüyle bizleri buluşturduğu için emeği geçenlere teşekkür etmek bir farz olmuştur.

Her dönemde baskı gördüler

Yüzyıllar öncesine kadar Osmanlı coğrafyasında yaşayan Êzîdîler, bugün Êzîdî inancının doğduğu topraklardan çok uzaklarda ve farklı coğrafyalarda yaşıyor. Tarihin hemen her döneminde İslam şeriatı anlayışından kaynaklı olarak, 'fırka-i d�lle' (sapkın topluluk) olarak görüldükleri için, inançlarından dolayı baskı ve katilama maruz kalmış kadim bir halk olan Êzîdîleri hemen her dönemde zorla Müslümanlaştırma ve 'askere alma' politikalarıyla 'ıslah' edip merkezi iktidarın egemenlik alanına dahil etme siyaseti, onların inançlarının doğmuş olduğu toprakları terk etmesine neden olmuştur. Cumhuriyet sonrasında da merkezi hükümetlerin Êzîdî halkına bakışı pek değişmemiş ve bu kadim topluluğun inancı resmi bir inanç olarak kabul edilmemiş, inançlarından dolayı da sürekli aşağılanmışlardır. Bu tutumun bugün bile devam ettiği, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Êzîdîlerin kimliklerinde din hanesi ya bilinmeyen bir din anlamında, (X) olarak işaretlenmiş, ya da boş bırakılmıştır. Bazen de açık açık din hanelerine 'bilinmeyen bir din' yazılarak, Êzîdî dini asla bir inanç olarak kabul edilmemiştir. Oysa Êzîdîler, inançlarıyla aslında insan ve tabiat sevgisi dolu bir topluluktur.

Anadolu'dan sürüldüler

Yakın zamana değin Anadolu Êzîdîlerin en yaygın yaşadıkları topraklardan biriydi. 10 yıl öncesine kadar Êzîdîler, Bölge illerinde, özellikle Siirt'in Kurtalan, Batman'ın Beşiri, Mardin'in Nusaybin, Savur, Urfa'ın Virahşehir, Ceylanpınar, Suruç, Diyarbakır'ın Çınar ve Bismil ilçeleriyle merkeze bağlı birkaç köyde yaşarlardı. Yıllar içinde Osmanlı'dan günümüze inançlarından dolayı her türlü baskı ve katliama uğramış Êzîdî nüfusu da giderek Anadolu topraklarında azaldı. Örneğin 1913 nüfus kayıtlarına göre 2 bin 891 Êzidi'nin yaşadığı Diyarbakır'da bugün sadece 8 Êzîdî yaşamakta. Yine aynı şekilde 2 bin 797 kişinin kayıt altına alındığı Sivas'ta ve bin 776 kişinin kayıt altına alındığı Van'da bugün bir tek Êzîdî bile yaşamamaktadır. Şu an Türkiye'de sayıları sadece 500 ile ifade edilen bu kadim halk, yine de varlıklarını koruyor ve kültürlerine sahip çıkıyorlar.

Bayram Balcı
gulbahar, Son Güncelleme: 15.03.09

İlgili haberler
İlgili Yazılar